şükela:  tümü | bugün
  • az önce öğle namazını kılıyordum. birden paldır küldür bir ses geldi arkadan. tabii dönüp bakamadım; ama iki saniyelik bir akıl yürütme gerçekleşti zihnimde:

    ' boş anakart kutusunu rafa gelişigüzel koymuş olmalıyım...kapı pencere açık...bir anlık bir hava akımı anakart kutusunu yere düşürmüş olmalı...'

    bu akıl yürütme bende yeterli bir tatmin duygusu oluşturdu ve hiç umursamadan namazıma devam ettim. ancak selam verdikten sonra hemen dönüp arkama baktım ve yerdeki anakart kutusunu gördüm. anakart kutusunu yerde görmem bende aksi asla ispat edilemez cinsten bir kabul oluşturdu tahmin edeceğiniz üzere.

    eğer benim yerdeki anakartı gözlerimle görme imkanım olmasaydı spekülasyona kapı açılacaktı. mesela siz " o kutuyu kedi düşürdü" iddiasında bulunsanız ben katılmamakla birlikte yine de içimden "acaba mı???" diyecek ve %100 bir itminan hissine ulaşamayacaktım.

    bu olayın gündüz değil de gece yarısı yalnızken gerçekleştiğini düşünün. eğer öznemiz evhamlı biriyse, neler neler olabileceğini tahayyül edin...

    nereye mi gelmek istiyorum?

    akıl, delilleri inceleyerek onları modelleyerek belirli sonuçlara ulaşır. ulaşılan model ne kadar iç tutarlılığı yüksek ve mükemmel olsa da yine de insanda %100 bir kanma hissi oluşturmaz. şüpheler, tereddütler, vesveseler her ne kadar azalsalar da yine de fonda cevelan etmeye devam ederler. üstelik bu anlatılanlar kemal noktadaki akıl ve akıl sahipleri için geçerlidir. insanların çoğunun aklı kıt ve sonsuz evhamlara müptela durumdadırlar. bunlara ehlince sunulan akli modellemeler faydalı olur elbet ve son derece de gereklidirler; ancak sonuç aldıracak kadar yararlı olacağını iddia edemeyiz.

    işte bu noktada kalbi devreye almamız gerekiyor. işlerlik kazanan bir kalp, hakikatleri ya doğrudan görür veya görür gibi olur. bunların her ikisi de insana aksi asla ispat edilemez cinsten bir tatmin duygusu verir. artık o kimsede şüphe, tereddüt, vesvese kalmaz. tüm evhamlar bıçakla kesilmiş gibi durur. felsefeci şeytanlara karşı bağışıklık oluşur. mesela ben yere düşmüş anakart kutusunu bizzat kendi gözlerimle gördükten sonra alternatif iddiaları artık ne kadar dikkate alabilirim?

    tasavvuf, insanı aklın dar kalıplarından kurtarmayı ve kalbi, müşahade noktasına getirerek onu şeksiz şüphesiz bir imana kavuşturmayı hedefler. ancak bu yönteme başvuruyor olmamız, bizi aklı inkara götürmemelidir. kimi tasavvuf ehlinin yaptığı gibi aklı küçümsemek son derece yanlış bir tutum olacaktır. zira toplumsal hayat ve zahir boyutu büyük ölçüde akla bağlı olarak işler. iç tutarlılığı yüksek akli bir modelleme olmadan zahir hayatımızda dengeleri sağlayamayız ve savruluruz. bu da iç dünyamıza yansır ve kalbi tekletmeye başlar.

    sonuç: hem akıl hem de kalpte terakki etmemiz gerekmektedir. birinden biri eksik kalırsa hakikat yolunda yürüyemeyiz.
  • hep kavga mı edeceksiniz?
  • birini bilincli olarak kullanabilirsiniz digerini kullanamazsiniz. kalp otonom sinir sistemine bagli olarak calisan bir organdir. caniniz isteyince durmaz, caniniz isteyince atmaz.
  • duygusal biri her zaman kalbinin sesini dinleyerek hareket eder. yaptıklarından pişmanlık duymaz ama acı çekebilir.

    aklı ve mantığı ile hareket eden kişiler ise duygusallıktan uzak oldukları için verdikleri kararlar sonucunda daha az acı çekerler.
  • dünya, dar-ül hikmettir; yani hikmetler yurdudur. burada her şey sebep-sonuç ilişkisi içinde cereyan eder.

    ahiret ise dar-ül kudrettir; yani ahiret ortamı, tıpkı rüyalarda nümunelik olarak bir parça gördüğümüz gibi, ani ve birden bire oluşlara sahiptir.

    akıl, hikmet bağları ile bağlıdır. keşif(durugörü) ise kudrete bağlıdır. dolayısıyla ahirete dair işleri ancak keşif sahipleri bilir. dünyada gerçekleşen her hadise anbean mana alemine yükselir. keşif sahiplerinin nazarı oraya erişebildiği için her şeyin hakikatını apaçık seyrederler. mesela bir kimseye baktıklarında onun mana alemine yükselmiş amelini veya bizatihi o şahsın durumunu görebilirler.

    akıl sahipleri alleme-i cihan dahi olsalar, ahiret meselelerini anlamakta, sıradan bir dervişin tırnağı bile olamazlar.
  • kalp bozulursa aklın fazla bir önemi kalmıyor. kalp direksiyon, akıl vites.
  • vs yarak
  • mesnevi-i şerif'te "yaşı ilerlemiş bir adamın hastalıklardan hekîme şikâyet etmesi" hikayesinde bu karşılaştırmaya değinilmiş.

    hikayede "akıl" ihtiyar adam ile, "kalp" de hekim ile temsil olunur ya da anlama göre hekime "kamil insan" da diyebiliriz. tabi buradaki akıldan kastedilen cüz-i akıl. mesnevinin bu bölümünde cüz-i aklın arızalarından sembolik olarak bahsedilmiş:

    • ihtiyarın biri bir hekîme dedi ki: "aklım dağınık, yerinde değil; fikrim perişan."
    • hekîm; "o dağınıklık, o perişanlık ihtiyarlıktandır." karşılığını verdi. hasta;
    "gözlerim kararıyor, iyi göremiyorum." diye sızlandı.
    • hekîm; "ey çok yaşamış kişi! bu da ihtiyarlıktandır." dedi. hasta; “sırtım da fena halde ağrıyor." dedi.
    • hekîm; "ey zayıf ihtiyar, bu da ihtiyarlıktandır." dedi. hasta; "ne yersem yiyeyim, hazmedemiyorum." dedi.
    • hekîm; "mide zayıflığı da ihtiyarlıktandır." dedi. hasta; "nefes alırken sıkıntı çekiyorum." dedi.
    • hekîm; "evet" dedi. "nefes darlığı da ondan. zaten insan ihtiyarlayınca yüzlerce illet gelir çatar."

    ihtiyarın aklının dağınık olması, şüphe ve zanlar içerisinde aklını parça parça dağıttığına yorulabilir. nitekim akla uygun gelmeyen mucizelere, göremediği varlıklara*, ahirete, allah'a bu parça akılla inanabilmesi imkansızdır. bu durumdan kurtulabilmek için akıl sürekli bilgi yüklenir.* * ancak edinilen bilgi döne dolaşa kan haline gelmezse hazımsızlığa neden olur. (bkz: #73161875)
    böyle bir kişi iman iddiasında bulunsa dahi taklitten öteye varamaz. çünkü iman kalp ile görmektir. işte ihtiyarın gözlerinin iyi görememesi bundandır, akıl dairesini aşıp kalp sahasına varamadığından iman ve marifete erememiştir.

    ilerleyen beyitlerde ihtiyar aynaya* bakarak şunları söyler:

    • ihtiyar kızdı da; "ey ahmak!" dedi. "lafın hep bu mu? sen bir tek cevaba
    saplandın kaldın. hekimlikte yalnız bu sözü mü öğrendin?
    • ey çatlak kafalı adam! aklın, vicdanın sana bildirmedi mi ki, her derdi
    veren allah, o derdin dermanını da vermiştir.
    • ey ahmak eşek! senin aklın da kıt, hekîmlik bilgin de kıt. ayağın kısa
    olduğundan ilerleyememişsin. yeryüzünde kalakalmışsın."

    burada asıl önemli olansa surette kalakalmış kıt aklın görüşüyle yola çıkan ruh, emmare kuyusunda hapsolur ve maddeleşir. eğer kalp dünya kirlerinden arındırılıp ilahi tecellilerle nefes aldırılmazsa ruh ilahiliğini unutur. işte bu ilahiliği tekrar hatırlamamız için peygamberlere ve onların varisleri olan velilere uymak şarttır, derdimize devadır.

    • bu gönül evinin içinde kimin bulunduğunu biliyorsanız, bu gönül sahibinin kapısı önünde ettiğiniz terbiyesizlik nedendir?*
    (*nebilerin ve velîlerin gönülleri cenab-ı hakk'ın tecellîgahıdır. bir kudsî hadisde şöyle buyurulmuştur: "beni yerler ve gökler içine almadı, fakat mümin ve müttakî kulumun kalbi beni içine aldı.")
    • ahmaklar insan yapısı mescide saygı gösterirler de, gönül sahiplerinin
    gönüllerini kırmaya çalışırlar.
    • ey eşekler! insan yapışı olan mescid mecazdır; yok olup gider.
    ermişlerin gönüllerinden başka hakikî mescid yoktur.
    • velîlerin gönüllerindeki mescid, herkesin secde yeridir. orada sadece allah vardır.
  • kalp.

    insan kalbi ile düşünür,kalbiniz ne ise düşünceniz ona göre şekillenir.
  • benim için %80 akıldır,geri kalan %20lik kısmını da vicdanen idare ediyorum