şükela:  tümü | bugün
  • sahada ver kurtul'dan masada ver kurtul'a evrilmişken bir anda aman hiç uğraşma kaç kurtul'a dönüşmüş derin bir politikadır daha derini ise komşularla sıfır sorun politikasıdır o konuyu anlamak için gereken derinlik mariana çukurunda yoktur.
  • zencilerle dolu hapishanede, hamisi beyazlarla papaz olan derek vinyard stratejik derinligi kadar akillicadir. sonucta ne olur:

    (bkz: american history x)
  • önce dayılanıp sonra özür dileme politikasıdır.
  • akp iç politikasına oranla halk tarafından daha çok desteklenendir.

    "akp'yi sevmem ama rus uçağını iyi ki düşürdük"
    "akp'yi sevmem ama suriye tezkeresine evet"
    "akp'yi sevmem ama fırat kalkanını destekliyorum"
    "akp'yi sevmem ama yurtdışında akp'yi ezdirtmem"

    diye uzayıp gider bu liste.

    akp ne yaparsa yapsın %70'e varan oranda destek alıyor dış politikada, belkide ondandır bu kadar cesur ve ileriyi göremeyen hamleler.
  • davutoğlu’na kapı gösterilince “değerli yalnızlık” türü abuklamalar bir nebze azalır sanmıştım ama yanılmışım. davutoğlu sonrası dış politikamızda neler dedik ve neler yaptık bir bakalım:

    ** israille arayı düzeltmek için öyle komik bir anlaşma yapıldı ki, türkiye gazze’ye yönelik ablukayı resmen tanıdığı gibi hamas liderliğini de türkiye’den kovdu. akp medyası israil üzerinden yardım ulaştırıldığı haberlerini bangır bangır duyurdu. e kardeşim mavi marmara öncesinde de yardımlar bu şekilde ulaşıyordu, buradaki kazanım nerede?

    ** “musul’a şii milisler giremez” “misak-ı milli de zaten türkiye kazıklandı” “musul tarihsel olarak bizimdir” harala gürelesi içinde ne mi oldu, türkiye hem musul operasyonuna dahil olamadı, hem şii milisler operasyona dahil oldu. hem türkiye’nin eğittiği sünni haşdi vatani devre dışı kaldı.

    ** bizimkiler ise şimdi bir şekilde operasyona ortak olduklarını söyleyebilmek için kırk takla atıyor. ancak bu halihazırda zaten bir komedi olan dış politikayı iyice karikatürize etmek dışında bir işe yaramıyor. önce başbakan çıktı “musul operasyonuna uçaklarımız katıldı” dedi, bu abd tarafından doğrulanmadı, ırak yalanladı… bu kez “yani orada bombalama yapmadık koalisyon uçaklarına refakat ettik” dediler… sonra abd çıkıp bunu bile yalanladı “hayır, türk uçakları dahil olmadı” dediler. önceki gün öğrendik ki, bizim savunma bakanı nato toplantısında “uçaklar hazır, he deyin uçuralım” demiş. iyi de kardeş siz zaten dahil olmamış mıydınız?

    ** durun mizah daha bitmedi. böyle kepazelik tarihte olmuş şey değil. sonra başika konusu… erdoğan “musul’a şiiler giremez” en hafif tabiriyle skandal bir açıklama yapınca ıraklılar “o zaman başika’dan sie” çektiler. cb dedi ki, “musul’da biz bağdat’ı mı dinleyeceğiz, bağdat dediğin nedir zaten bir avuç şia” aynı gün, lan yemin ediyorum aynı gün dışışleri bakanı çıkıp “bağdat’a heyet yolladık” dedi. konu ne? başika üssü. iyi de babuli hani bunlar bir avuç şia’ydı, hani siz bildiğinizi okuyacaktınız?

    ** komedi öylesine katmerlendi ki, türkiye’nin oradaki beslemesi barzani bile çıkıp “`emm şey yani bağdat’tan izin alsak şey olur yani iyi olur`” dedi.

    ** bu arada bizimkiler uluslarası destek bulmak için suudi arabistan’a gidip “iran arap ülkelerinin iç işlerine karışmasın” nutukları bile attılar. hesap'ta iran düşmanı suudileri okşayıp ırak'ta destek bulacaklardı. iran’la krizi göze aldıkları halde, suudiler çıkıp “bağdat bak beni dinle, türkiye orada kalacak” kardeşim demedi. üstelik daha önce arap ülkeleri “türkiye başika’da işgalci” diye karar aldıkları halde bizimkiler gidip bu tür ayak oyunlarına girişip kendilerini rezil ettiler.

    ** sonra iran çıktı, “suriye’de fırat kalkanı fazla ileri gidiyor” dedi, misilleme yaptı. bizimkiler çıkıp tek bir söz bile söyleyemedi iran’a bu konuda… eh adamlar biliyor ortadoğu’da kimin blörf yaptığını kimin yapmadığını…

    ** skandal suriye’de yerinde durur mu, tabii durmaz… “gerekirse yine düşürürüz” dedikleri rus uçağını bir anda “cemaatçi pilot şetti yani” diye yutturdular. putin’in eteklerini öptüler.

    ** putin bunlara fırat kalkanı için sınırsız çek verdi sandılar. sonra kafalarına göre “oraya da gireriz buraya da gideriz” deyince suriye çıktı “uçaklarınızı düşürürüz” dedi. bunu rusya’dan bağımsız demiş olamazlar… bizimkiler yine sus pus, uçak yollama da yok…

    ** zaten bu fırat kalkanı operasyonunda cerablus sonrası sıra nereye geliyordu, pyd’nin elindeki menbiç’e, şimdi cb ne diyor, “önce el bab sonra menbiç, söküp atarız teröristi. abd tercih yapsın ya biz ya ypg” diyor. sonra abd çıkıyor “menbiç’te bizim askerimiz de var” diye ayarı çekiyor bir de üstüne “rakka’da biz ypg ile çalışacağız” diyor. yahu hani “ya biz ya ypg’ydi” e çıkın abd’nin üssünü kapatın?

    ** bu arada hatırlatayım, boş beyinli tabanınıza “helal olsun adam abd’ye meydan okuyor valla” dedirtmek için şu “kilometrelerce öteden gelip müslüman kanı döküyorlar” dediğiniz adamlar varya, onlar o uçakları incirlik’ten kaldırıyor. hadi kapatın incirlik’i… hadi abd sizi seçmedi… hadi bakalım…

    ** yahu bu rezil kepazelik içinde, tsk’nın her türlü desteği verdiği öso’cular, ypg’den (bkz: tel rıfat)’ta tokat üstüne tokat yiyor. bir arpa boyu ilerleyemiyor. bir de bunlarla el bab’ı alacaklar hahahahaha.

    ***** bütün bu kepazelik içinde unutmadan ekleyeyim, yahu bir ab ile geri kabul anlaşması vardı. hani “vize serbestisi olmazsa sikerler o işi” diyordunuz. ben ab bakanının en az “artık türkiye’nin sabrı kalmadı” lafını 20 kere duydum. ne sabırmış maşallah, adamlar “yaw he he” derken, bir türlü patlamadı gitti.

    bu kepazelik nereden başladı biliyor musunuz, bu adamlar kendilerini çok şey biliyor sandılar. imam hatip’te iki tane arapça cümle öğrenince ortadoğu’da siyasetçi sandılar kendilerini. dengeleri değiştireceklerini sandılar.

    kemalist değilim, ama libya’da gerilla savaşı örgütlemiş, suriye’den filistin’e, ırak’a kadar her yerde bulunmuş mustafa kemal ortadoğu’yu bilmiyordu da, iki tane seyid kutup kitabı okuyunca kendini ortadoğu uzmanı sanan siz salaklar biliyordunuz değil mi?

    (bkz: midyat seyfo gülün)
  • "ülke itibarı" denen kavrama tepki olarak dizayn edilmiş siyasi doktrin.
  • çok basit bir sorunun cevabını arıyorum.
    türkiye olarak suriye'de ne olmasını istiyoruz?

    a) tek adam olan zalim esad mı değişsin istiyoruz? yoksa;
    b) suriye'deki tek adamlık düzeni yerine her farklı siyasi düşüncenin temsil edildiği demokratik bir suriye yönetimi mi istiyoruz?

    -cevap a ise, esad'ın son seçimde %88,7 oy alarak devlet başkanı seçildiğini hatırlatıyorum.
    -cevap b ise, siz neden suriye'de beğenmediğiniz sistemi ülkenize getirmeye çalışıyorsunuz, ülkenizde işe yaramadığını iddia ettiğiniz sistemi suriye'de görmek istiyorsunuz?

    yoksa bir c şıkkı mı var kafanızda?
    türkiye olarak suriye'de ne olmasını istiyoruz?

    edit: esad'ın %88,7 oy aldığı seçimlere katılım oranı %73,42 ülkemizde ağzından sandık ve demokrasi kelimelerini düşürmeyen mevcut iktidarın %34,29 oy almasına rağmen tek başına iktidara geldiği 2002 seçimlerine katılım oranı %79,08 dir.
    %6'lık bir fark demokrasi adına gece ile gündüz kadar fark yaratmasa gerek.
  • (bkz: 404 not found)