şükela:  tümü | bugün
  • şimdi önce biraz geçmişe dönüp bir fotoğraf çekelim.

    malum partinin ve abd destekli fethullahçıların el ele verip; önce 2007'de ergenekon ile başlayıp, sonrasında 2010'da balyoz operasyonu ile devam eden cumhuriyetle hesaplaşma çabaları, dönemin gk başkanı ilker başbuğ'un hapse atılmasıyla iyice zıvanadan çıkmıştı. önde gelen atatürkçü aydınlar, muhalif gazeteciler, bazı sivil toplum kuruluşu mensupları, eski kamu görevlileri ve bunların yanında gerçekten de ''şaibeli'' denebilecek birçok isim, sabaha karşı yapılan baskınlarla gözaltına alınıyor, hemen ardından medyaya servis edilen sahte belgelerle kamuoyu nezdinde suçlu durumuna düşürülüyordu. masumiyet karinesinin ırzına geçilen bu dönemde malum parti ve destekçileri, yapılan onca yanlış uygulamadan, hukukun yerle bir edildiği mahkeme süreçlerinden sanki hiç haberleri yokmuşçasına davranıyor, darbeci zihniyetle hesaplaştıklarını iddia edip bu mevzuyu her fırsatta övünç malzemesi olarak kullanıyor ve kendi kitlesinin gözünde askere meydan okuyan kahraman haline geliyordu. 2009'da fethullahçı hakim zekeriya öz (17-25 aralık'ta yapılan operasyonun da başındaki hakim) kozmik odaya girip 20 gün boyunca arama yaptığında , artık derin devletin tüm kirli çamaşırlarının ortaya serildiği algısı yaratılmıştı.

    ancak tüm bunların birer safsatadan ibaret olduğunu haykıran, asıl hedefin atatürkçülerden ve cumhuriyetçilerden intikam almak olduğunu ve iktidar eliyle gerçeklerin karartılmaya çalışıldığını savunan büyük bir kitle de vardı. chp milletvekilleri başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu ve gazeteciler seslerini gitgide yükseltiyor; yapılan onlarca hukuksuzluğu köşelerinde yazıyor, tv'lerde, konferanslarda, meydanlarda tüm gerçekleri anlatıyor ancak malum parti ve kitlesi şu anda olduğu gibi tüm bunlara gözünü kulağını kapatıyor üstüne üstlük yapılanlardan zevk bile alıyordu. toplum öyle bir hal almıştı ki, ülkede muktedir hale gelen fetö-malum parti ortaklığından dolayı insanlar artık dost meclislerinde bile ''ulan ya telefonumuz dinleniyorsa?'' endişesi taşır olmuşlardı. yalanlara ve hukuksuzluklara tepki gösteren gazeteciler ve siyasilere o dönemin moda kelimeleri olan ''statükocu, askeri vesayetçi'' yaftası yapıştırılıyor ve bu kişiler halk nezdinde itibarsızlaştırılıyordu.

    eklenmesi gereken birkaç şey daha var tabi. o dönemde polis, medya eşliğinde bir yerde keşif yapıyor ve eliyle koymuşçasına askeri mühimmatları buluyordu. öbür yandan, elinde hazırlanmış sahte evrakların bulunduğu bavulla savcılık koridorlarını mesken edinen ve bu yüzden adı ''bavulcu'' ya çıkmış taraf gazetesi yazarı mehmet baransu, darbecilerin, darbeye direnecek binlerce kişiyi fenerbahçe şükrü saracoğlu stadı'na toplayacağını ve beyazıt-fatih camilerini bombalayacağını yazıyor, gazetesinde linkteki manşetleri atıyordu.

    https://image.yenisafak.com/…9f25aeaa9f230506by.jpg
    http://i.ensonhaber.com/…simler/diger/esh1445_9.jpg

    işte, tüm bunlar 2007 yazından (bkz: 5 ağustos 2013 ergenekon davası kararları)'na kadar gelinen zamanda olmuştu. 5 ağustos'ta onlarca tutuklu hakkında verilen ve alt alta toplayınca binlerce yılı bulan hapis cezası kararları toplumda infial etkisi yaratmış ve yargıya olan güvensizlik had safhaya çıkmıştı.

    hemen izleyen aylarda ise o dönem ''hizmet hareketi,cemaat'' denen, devletin en kritik kadrolarına kadar sızan-gerçekte yol verilen- yapıyla, yıllarca el ele yürüdüğü malum parti arasında, o dönem fethullahçıların sahip olduğu en değerli hazine olan ve devlet kadrolarına beyni ele geçirilmiş militanlar yetiştiren dersaneler meselesi yüzünden anlaşmazlık çıkmıştı. kasım ayında mehmet baransu, gazetesinde attığı manşetle bu anlaşmazlığı su yüzüne çıkarmış ve adeta bir savaşın fitilini ateşlemişti.

    haber özet olarak şuydu: 2004'te yapılan mgk toplantısında asker, hükümeti, devlete karşı faaliyetler yürüten cemaat ve tarikatlar hakkında uyarmış ve etkin mücadele etmesini istemişti. işte o mgk toplantısının belgesini bir şekilde ''edinen'' baransu ve tayfası hükümete ateş püskürmeye başlamıştı. hükümetin önde gelenlerinden yapılan art arda yapılan açıklamalarda ise şu deniyordu: evet belge doğru.o dönem öyle bir karar alındı ve altında bizim de imzalarımız vardı. ancak biz o dönem iktidar olmamıza rağmen muktedir değildik ve askeri vesayetten çekiniyorduk. dolayısıyla o imzaları attık ama süregelen yıllarda asla o kararı uygulamadık, aksine, (bkz: ne istediler de vermedik) (!)

    işte bu son cümle, yukarda detaylıca anlattığım ve özellikle 2007-2013 arası yılları özetleyen cümle olarak toplumsal hafızada sarsılmaz bir şekilde yer edindi. ancak 17-25 aralık yolsuzluk operasyonu ile birlikte bütün işler tersine döndü, o dönem dillerinden ''hocaefendi,hizmet hareketi,kutlu hareket'' lafları düşmeyenler en azılı ''paralel'' düşmanı oldular ve yıllarca savundukları şeylerin tam tersini savunur hale geldiler. yetmedi, o dönem sesini çıkarmış, yapılan haksızlıklar karşısında susmamış kişilere bile dil uzatma cüretinde bulundular. yanıldık deyip sıvışmaya çalıştılar ama karşılarına her gün, arşivlerinde duran hocaefendi güzellemeleri çıkarıldı, çıkarılmaya devam ediyor.

    günümüze dönecek olursak...malum seçim ortamı ve tam 2 hafta sonra bugün çok önemli bir seçim olacak. bu entry'yi yıllar sonra okuyacak olanların, günümüz siyasi ortamını daha iyi idrak edebilmeleri açısından 2 önemli meseleyi bu satırlara eklemek istiyorum.

    1.si, haziran ayının başından beri dönen apolet sökme tartışması var. mesela tam olarak şu: 2.ordu komutanı korgeneral ismail metin temel, cumhurbaşkanı ve aynı zamanda akp genel başkanı recep tayyip erdoğan'ın düzenlediği iftar yemeğinde, erdoğan'ın, chp'nin cb adayı muharrem ince'yi eleştirmesi sırasında onu alkışladı. ardından muharrem ince bu konuda, ''seçilirsem o komutanın apoletlerini sökeceğim'' diye tepki gösterdi. sonrasında ise, zamanında fetö ile bir olup tsk'nın şerefli subaylarını hapse attıran mevcut iktidar ve avanesi vay efendim sen nasıl afrin komutanımız hakkında böyle dersin diyerek tepki gösterdi.

    bu tepkilerden sonra aklıma, 2017 başkanlık referandumundan birkaç gün önce yaşanan (bkz: kılıçdaroğlu'nun askeri törenle karşılanması) geldi. o olayda iktidar medyasının tepkisi daha hafızalardayken, yukarıda anlattığım olayda ise tersi bir refleks sergileyerek işi normalleştirme çabaları, günümüzde bu cephede yaşanan omurgasızlığa muazzam bir örnek teşkil ediyor.

    https://www.yenisafak.com/…an-skandal-ihlal-2643107

    2.mesele ise daha bugün yaşanan bir olay. danıştay üyesi aysel demirel'in, cb adayı muharrem ince hakkında twitter'da yazdıkları...aynen aktarıyorum... ''evet çok şükür başörtüsü mesele olmaktan çıkmıştır bugün gizlemeye çalıştığınız gerçek niyet ve çabalarınıza rağmen. muharrem ince zihniyetindekilerin yaşattıklarını unutmadık unutmayacağız.''

    evet, bu mide bulandırıcı yazıyı bir danıştay üyesi hakim yazdı. günümüzde yargı başta olmak üzere devletin bütün kadrolarında rahatlıkla gördüğümüz kadrolaşmanın seviyesi bu boyutlara varmış durumda.bir danıştay hakimi rahatlıkla böyle bir tarafgirlik sergileyebiliyor, bir tsk generali bir parti organizasyonunda cb adaylarından biri aleyhinde yapılan konuşmaya alkış tutabiliyor.

    uzunca bir entry oldu ama o dönem yaşananlara ayna tutması açısından böyle bir yazıyı yazmayı ne zamandır düşünüyordum. günümüzde siyasi u dönüşleri göz açıp kapayıncaya kadar olabildiği için, bu dinamik siyasi ortamın haziran 2018 itibariyle bir vatandaş gözünden fotoğrafını çekmeye ve tarihe uzunca bir not düşmeye çalıştım.
  • hala devam ettigini dusundugum ortaklik.
  • ikibinli yılların başında temelleri atılmış ortaklıktır.
    bu ortaklık sonucu devlet kadroları fetö üyelerine tahsis edilmiş, ülkenin tüm gizli sırları ortalığa dökülmüştür.
    2013 yılından günümüze kadar gelişen bir takım olaylar nedeniyle akp kadroları içerisinde olanlar hariç büyük kısmı devlet kadrolarından tasfiye edilmektedir.
    akp kadrolarında yer alan fetöcülere ise dokunulamamaktadır.