şükela:  tümü | bugün
  • bir zamanlar, ilk zamanları henüz oy verme ehliyetim yoktu üstelik, bu iktidarı deli gibi destekledim. bu iktidar benim için umut demekti. anlatayım:

    yurtdışından yeni gelmiştik, ilkokulu bitirmiştim. refah-yol hükümeti vardı. imam-hatip okudum 1 sene. ama sevemedim bu okulu, dindar olamayacağım o zamandan belliymiş sanırım. yine de çok başarılıydım bu okulda. ya da ben öyle sanmışım. orta 2 ye geçtiğim yıl babama beni bu okuldan almasını söyledim. babam beni imam hatipten aldı. normal ortaokula verdi. orada çok başarısız oldum. anlamıyordum ve diğer çocuklar çok başarılıydı. söylenenleri, şakaları, dersleri anlamıyordum. imam hatipteki sınıf arkadaşlarım ekseriyetle kürttü ve onların da türkçesi benimkinden farklı değildi. bu sebeple orada başarılı görünüyordum sanırım. yurtdışında öğrendiklerimi unutuyordum. en son 8. sınıfa geldiğimde çarpım tablosunu unutmuştum. matematik öğretmenim babama: "bu çocuk okumaz ver sanayiye" dedi.

    babam hakkaniyetli adamdır. "kendi hayatının sorumluluğu sana ait, istediğini yap" dedi. hangi liseye gitmem gerektiğine ben karar verdim. o yaz çok düşündüm, ders dinliyorum anlamıyorum, matematik yok, fen yok, türkçe yok, ingilizcem şahane ama yabancı dil ağırlıklı hiçbir okula gidemiyorum.

    "baba beni meslek lisesine ver" dedim babama.
    "bak meslek liselerinin önü kapalı, üniversite okuyamazsın." dedi babam.
    "olsun baba, zaten üniversite okuyacak kafa bende yok. en azından elim bir meslek tutsun. ilerde nasıl para kazanıcam yoksa ben?" dedim babama...
    "sen bilirsin" dedi. istediğimi yaptı.

    hayat bu ya... henüz ortaokulu bitirmiş bir çocuk ne kadar öngörülü olabilir?

    lisede kitaplar ile tanıştım. edebiyat öğretmenim dünya klasiklerini okuttu bana, türk edebiyatını okuttu. okudukça kelime hazinem genişledi. genişledikçe zihnim açıldı. anlamaya başladım. çarpım tablosunu ezberledim bu arada. öğreniyordum ve öğrenmekten inanılmaz keyif alıyordum. çok hızlı anlıyordum.

    lise 2 ye geçtiğim yıl fizik öğretmenim babama "bu çocuğun burada ne işi var?" demiş.
    babam "kendi istedi" demiş.

    sonradan farkettim ki yapabiliyorum. üniversite okumak istedim. istanbul teknik üniversitesi, ortadoğu teknik üniversitesi, bilkent gibi kalburüstü üniversitelerde okumak istiyordum. çünkü farkındaydım, yapabilirdim. en azından denemeye hakkım vardı. ama bu hakkım gasp edildi.

    28 şubat döneminin aşağılık generalleri ve bunlara çanak tutan yüksek yargı, yök, tmmob vb. kurumlar hepsi birlik olmuş benim üniversite hakkımı gasp etmişlerdi. bu şerefsiz vesayetçilere ömrüm boyunca lanet edeceğim. dönemin yandaşları, yüzüne tükürülmeyecek insan müsveddeleri "eeee okula girerken düşünecektin" diyorlardı ki şimdi onlar torun tombalak sahibi olmuşlardır. merak ediyorum ortaokulu bitirmiş torunlarına neyin sorumluluğunu ne kadar verebiliyorlar? ulan ortaokulu bitirmiş çocuk daha karpuz seçemez, nasıl tüm hayatını ipotek altına alacak bir seçim yapsın? kaldı ki ben hala karpuz seçemem. karpuz da sevmem bu arada, kiraz severim.

    liseyi bitirdiğim yıl öss den 45 de 43 matematik, 45 de 41 fen yaptım. ne oldu? bir bok olmadı. üniversite okudum yine, ama onların müsaade ettiği kadarını okuyabildim. istediğim gibi, yaptıklarım kadarıyla gönlümce seçim yapma şansım olmadı. ben tercih bile yapmadım. gidebildiğim en iyi üniversiteye, birinci sıradan yerleştim, üniversiteyi kazanmak için kazanmış oldum. isteyerek yazmadım, isteyerek gitmedim, isteyerek okumadım. dersleri verdim, diplomayı aldım o kadar. benim adıma generaller, yüksek yargı mensupları ve yök seçim yapmıştı ne de olsa... kimse de bu duruma itiraz etmiyordu. koyun yine koyundu yani.

    akp hükümeti 2002 de başa geldiğinde benim için, lise mezunu bir çocuk için haksızlığa bir başkaldırı idi. zulme uğradığımı düşünüyordum ve akp hükümetinin hakkımı savunacağını düşünüyordum. ülkede olup biten ekonomik krizden anlamazdım ben. günlük 1 milyon lira harçlığım vardı. onunla da ketçaplı patso yerdim öğle aralarında. beni bağlayan şey geleceğime konmuş ipotekti.

    şu anda bu konuyu çok takıntı yapmıyorum elbette. yaptığım işte mutluyum. özveri ile çalışıyorum. zamanımın nasıl geçtiğini anlamıyorum. kitapları hala çok seviyorum. televizyon izlemiyorum. iki yabancı dilde konuşabiliyorum, gazete okuyabiliyorum. uluslararası medyayı takip edebiliyorum. acısını sonradan çıkardım, biraz geç de olsa ikinci üniversiteyi bitirdim. sadece hatırlayınca sinir oluyor insan...

    neyse...

    akp hükümeti benim için umuttu. hakkım olanı almamı sağlayacaklarına inanıyordum.

    adalet ve kalkınma partisi bir umut olmak için yola çıktı. benim için de umuttu, ideolojik olaylardan anlamıyordum o zamanlar.

    -ekonomiyi düzelteceğiz
    -özgürlük
    -baskılara son
    vb...

    şeyler söylüyorlardı...

    peki tüm bunlar oldu da ben akp ye hiç oy verdim mi?

    veremedim.

    2002 de verirdim ama yaşım tutmuyordu. sonrasındaki tüm seçimlerde akp nin muhalifi oldum. üniversitedeyken düzenli gazete okumaya başladım.

    - ilk döneminde kıbrıs politikası beni rahatsız etti.
    - şimdiki fetöcülerin üniversite çevrelerinde deli gibi yuvalanmaları ve öğrencilere zaman aboneliği, sızıntı aboneliği satmaya çalışmalarından rahatsızlık duyuyordum.
    - hükümetin fevri üslubu, çatışma dili bana hitap etmiyordu.
    - cemaat evlerinde kalan ve bunlarla bağlantılı bazı öğrencilerin toplu şekilde bazı devlet kurumlarına girdiğini gördüm. benim ve tanıdığım birçok kişinin önüne mülakatlarla geçip çeşitli devlet kurumlarına yuvalanan bu insanlar bilmiyorum hala oralarda çalışıyorlar mı.

    bundan sonra bir daha akp ye oy vermeyi geçtim, aklımdan dahi geçirmedim.

    referandumlarda "hayır" oyu verdim.

    ergenekon hukuksuzlukları çok canımı sıkmıştı. çok kızmıştım.

    yine de bana hitap etmese de anlattığı bir şeyler vardı akp iktidarının.

    artık ne anlatacak, ne anlatıyor, ne ifade ediyor bilmiyorum.

    az önce gittim arabama yakıt aldım, zam gelmiş.

    eve geldim gazetelere baktım: hurriyet, milliyet, sabah, yenişafak, yeniakit... özellikle ekonomi sekmelerini tıkladım. yok, zam haberi yok. turizmin ne kadar şahane olduğunu yazıyor hepsi. birgün, yeniçağ, sözcü ve dikende var, diğerlerinde yok.

    daha anlatacak çok şey var elbet...

    lakin

    ne anlatarak ve nasıl iktidara geldiği apaçık ortada olan adalet ve kalkınma partisi daha ne anlatacak çok merak ediyorum. iktidar kanadının açıklamalarını takip etmeye çalışıyorum.

    daha ne anlatacak?, hangi argümanı kullanacak?, bu topluma ne sunabilir bu iktidar?

    zam haberini bile yapamayan bir basın var bugün.

    ne için yola çıkıp neye dönüştüklerini farketmeleri için ne olması gerekiyor?

    ben yine oy vermeyeceğim onlara, lakin bu ülkede yaşadığım müddetçe vergi vereceğim.

    ben anlatacaklarına inanacağımı sanmıyorum, lakin kendi seçmenine ne anlatacak?

    doları düşürmek ve yerli-milli savaş uçağı yapabilmek dışında ne vaadediyor?

    beni 2002 de heyecanlandıran bu iktidar kendi seçmenine nasıl umut aşılamayı amaçlıyor? nasıl heyecanlandırmayı amaçlıyor?

    "eskiden tüp kuyrukları vardı" argümanı bana hitap etmiyor görmedim çünkü,
    "28 şubat zulmünü yaşadık" argümanı bana hitap ediyor ama 24 yaşındaki seçmen hatılamıyor bunu,
    ilk defa oy kullanacak seçmen e-muhtıra dan bile habersiz.
    "yol, hastane yoktu" argümanı çok eskidi.

    zamanla gelişen teknoloji olanakları arttırdı. üretim maliyetlerinin azaldığı ortada. "yol yaptı" konusuna ağırlıklı olarak ihtiyarların itibar ettiği ortada. elbet ki hayatımız git gide kolaylaşacak. bunun tersi olması zaten mümkün değil. nerede görülmüş teknolojinin geriye evrildiği? yeni nesil her şeyin farkında.

    başka bir dünyanın mümkün olduğu farkedilmeyecek mi sanki?

    iktidarın çağı yakalamak adına anlatacaklarıdır. anlatabilecek heyecan, coşku, enerji, vizyon ve birikim kaldı mı bilemiyorum. ben baktığımda sadece "hırs" görüyorum. belki de yanılıyorumdur, bilemiyorum.

    yine de bir şeyler anlatmayı deneyecektir mutlaka.

    bekleyip göreceğiz.
  • kimin ne anlatacağını bilmem ama 2018 türkiye'sinde bilim ve teknolojiden, üretimden, gençlere verilen değer ve yatırımdan bahsetmeyen kaybeder bahseden kazanır.
  • ege adalarından sonra kıbrısın nasıl peşkeş çekileceğine ilişkin olabilir.