şükela:  tümü | bugün
  • hiçbir akp seçmeninin de inkar edemeyeceği olay. bir taneniz bile, bak bir tane bile diyorum, o kadar ayrımcı söylemde çıkıp neden bizi kutuplaştırıyorsunuz demediniz la.

    gezide oldu vatan haini olduk,

    terörü siz ateşlediniz vatan haini yine biz olduk,

    yılların saygı duyduğu adama; başkanınız, vekilleriniz dilediğini söyledi çıkıp tek kelime etmediniz.

    sürekli ötekileştirdiniz, seküler kesimi ahlaksız olarak ilan ettiniz.

    alkol alanlar dayak yediğinde ses etmediniz.

    darbe oldu yine önce atatürk'e övgüler dizdiniz işiniz bitince hakaretlere başladınız.

    ülkenin bu halde olmasının en büyük sebebi iti köpeği olduğunuz partiyi bir kez bile eleştirmemenizdir.

    şimdi 14 sene ayrımcılığa maruz kalan ben, bu adamlarla kutuplaşmayacakmışım öyle mi, bok yiyin. sizin kasacağınız duyarı sikeyim.
  • (bkz: akp seçmeni)
  • iç politikada akp'li olmayan herkes gezici fetö.
    diş politikamizda onlarla aynı fikirde olmayanlar amerike israil uşağı.

    bakalım nereye kadar gider.
  • kutuplaşmayı değil, kendilerinden olmayan herkesin yok edilmesini destekleyen seçmenlerdir.

    yanlış tespit.
  • oy gelecek yerden kutuplaştırma esirgenmez demişler...
  • bunların 3 sene önce hepsi samanyolu tv izliyordu şimdi ağızlarında sakız gibi fetö fetö fetö. bu samanyolu tv hızlı tayyipçiydi, gezi karşıtı günlerce yayın yaptılar şimdi fethullah gülen gezi'yi savunuyor. tayyip efendi, eskiden fethullah gülen hoca efendi hazretleri dedikleri zat için "ne istediniz de vermedik" dedi sonra yılanı besleyen en büyük kaynak olan kendileri hariç uçan kuşu feto'dan içeri aldılar. emniyete, askeriyeye, mite ve onlarca kuruma gırla fethullahçı atadılar kendi elleriyle sonra aaa biz hiç fark edemeden paralel yapı devlete sızmıııış diye salağı oynadılar ve tabii ki seçmenleri bunu yedi, yememesi gibi bir imkan yok. seçmenleri hiçbir olayı fark edemeyecek, ölümüne biat edecek nitelikteyken, böylesine çelişkili karakterlerden oluşan bu insanlardan ne bekliyorsun sen? bu insanlar en fazla ne kadar doğru hareket edebilir, en fazla ne kadar güvenilir olabilir?
  • " bir süredir, “normalleşme”, “yumuşama” beklentisi dile getirenler hayli azaldı. sertleşmenin devam edeceği, yarılmanın genişleyeceği ve iktidarın güç gösterilerinin artacağı konusundaki kanaat ise giderek yaygınlaşıyor. müfredattaki değişiklik, müftülük nikahı meselesi ve meclis içtüzüğü değişikliği ile “yeni siyaset” mimarisi için hazırlanan düzenlemeler bu yöndeki yorumları güçlendiriyor. cumhuriyet gazetesi davasındaki tutum, büyükada tutuklamaları ve almanya ile gerilim, nuriye ve semih’e (yüksel eylemlerine), adalet ve vicdan nöbetine yapılan muamele, adalet yürüyüşü sonrasında ortaya çıkan siyasetin genişleme eğilimine sert önlemlerle karşılık verileceğini gösteriyor. öte yandan, tüm çabalara ve çeşitli zeminlerde tekrarlanan “fırçalara” rağmen bir türlü giderilemeyen “metal yorgunluğu”, referandum zaferiyle fırlayıp gidecek “güçlü türkiye” göstergelerinin bir türlü ortaya çıkmaması, iktidar tarafında da sıkışmayı ve aslında seçeneksizliği pekiştiriyor. bu garip istikrarsız denge hali, muhalefet tarafında (aslında iktidar tarafında da) yeniden aynı tartışmayı açıyor: iktidarın kalabalık toplumsal desteği neye dayanıyor ve nasıl değişir?

    ... çünkü, yaşananlar ve tüm olup bitene rağmen devam ettirilebilen kutuplaşma, pasif bir “destek” ilişkisi ile açıklanabilir değil. üstelik uzunca bir süredir böyle. iktidarın savunma stratejisi olarak yürüttüğü kutuplaştırma ve “ötekini ezme” uygulamaları bilinçli olarak alenileştirildi. olup bitenin kimsenin “bilmiyorduk” diyemeyeceği bir açık seçiklikte yaşanması, sadece muhalifleri “göstere göstere” ezme ihtiyacından değil, destekçileri de aktif suç ortağı olmaya sıkıştırma isteğinden besleniyor. neticede suç ortaklığından daha büyük bir destek garantisi yok. ayşe çavdar’ın konuştuğu taksicinin söylediği “biz tahammül ettik, siz de edeceksiniz” sözünde olduğu gibi, rövanşist tatminin kendileri için güzel günlerden çok, ötekiler için “azap günleri” yaratma şeklinde formüle edilmesi de, bu ortaklığı derinleştiriyor. iktidarın hayat tarzına müdahale hamlelerinin özellikle rahatsızlık yaratarak ve rahatsızlığın görünürlüğü (özellikle aşağılamalar eşliğinde) konusunda özel çabalarla sahnelenmesi de bu yüzden.

    daha önce olduğu gibi şimdi de, kimse kimseyi kandırmadığına, artık yaşananlar görmemezlik edilemeyecek bir hal aldığına göre, büyük bir kalabalıkla birlikte süreklileşmiş bir suça ortaklık yapmak sorumluluğu ortadan kaldırır mı? gazete duvar’da altı ay önce referandum bağlamında yazdığım ilk yazıda şöyle bir cümle vardı: “siyasi sorumluluk ve basiret sadece partilere ve yöneticilerine ait kavramlar değil. siyaset literatürü ve yaşanan tarih, kalabalıkların büyük hatalara, hatta suçlara onay verdiği örneklerle dolu. kalabalıklar ‘milli irade’ ismiyle yanlıştan azade olmuyor”. elbette, suça iştirak tek ve standart bir hal değil; dereceleri var, belki hafifletici, bazen de ağırlaştırıcı sebepleri var, verdiği zararla kurulan ilişkiye göre farklı ağırlıkları var. fakat her durumda az veya çok kaçılamaz bir sorumluluğu olduğu açık. meseleye buradan bakınca, akp’yi destekleyen kalabalıklara öncelikle hangi gerçeği anlatmak gerekir? iktidarın, başbakan’ın yaş toplantısı sonrasındaki konuşmasında açıkça söylediği gibi sadece, “sürekli iktidarı garantilemekle” ilgili olduğu gerçeğini mi? mağdur ettikleri çevrelerin yaşadığı gerçeği mi? yoksa içinde olduğu ve giderek içine gömüldüğü kendi gerçeğini mi? hangi gerçek onun için daha çarpıcı, daha inandırıcı veya sarsıcı olur? inşasına bizzat katıldığı kurmaca gerçeklikle bağını hangi gerçekle yüzleşmek değiştirebilir?"

    kemal can
    http://www.gazeteduvar.com.tr/…ile-nasil-konusmali/