şükela:  tümü | bugün
  • akp'nin emperyalistlerle sorun yaşadığı anda başlayan, araları düzeldiği anda sona eren; güneş tutulması/meteor yağmuru gibi ilgi çekici fakat nadir ve kısa süreli olan bir doğa olayıdır.

    işler istedikleri gibi giderken: akp çok rerörerö

    akp çok rerörerö 2

    ------------------------------------------------------------
    burada bir parantez açmak istiyorum. akp'nin uluslararası üyeliği "emperyalizm" kelimesinin ortaya çıkmasına neden olan ingiltere'nin en emperyalist partisinin başkanlığında. yok efendim "lozan'da adalar gitti" gibi çıkışlar yaparken iyi de bunu söylerken sevr'i önüne getiren ülkenin o emperyalist anlayışını en fazla hissettiren partisinin liderliğindeki bir uluslararası platformda bulunmak nedir yani?
    (bkz: avrupa muhafazakar ve reformcu partiler birliği)
    -------------------------------------------------------------

    ekonomik yaptırımlar gelince, emperyallerle araları bozulunca, canla başla destekledikleri politikalar göçünce: "biz aynı gemideyiz", "hükümet değil devlet bekası", "önce türkiyeah", "batı bizi çekemiyor", "onlar bizi kıskanıyor".

    işler iyiyken başta verdiğim haberlerdeki gibi durumlarda ise "dünya liderine yabancılardan övgüler", "görün bakın; çatlayın teröristler", "ne konuşuyordunuz lan işte güçlü türkiye'yi gördünüz".

    tabi bu sırada alınan gazlarla bop eşbaşkanı oldu *
    7 haziran'a kadar bir şekilde idare ediyorlardı ki, kendilerinin seçimlerde olduğunu fark edince tekrar milliyetçi olmaya karar verdiler. diyarbakır'da/suruç'ta ışid'in patlattığı bombalardan sonra bir de şüpheli iki polis ölümünü bahane ederek savaşı tekrar ateşlediler. tabi ne hikmetse akp tek başına iktidar olduktan sonra aniden azalarak biten yoğun şehit haberleri (sadece haberler azaldı durumda pek bir değişiklik olmadı uzunca bir süre/hatta hala) ve bayrak mitinglerinden sonra marine edilen milliyetçi seçmen kitlesi bahçeli'nin de oluruyla akp'ye kaydırıldı.

    pkk/pyd'yi vurmak için bir rusya ile iyi olundu bir abd'yle. yeri geldi ışid pyd'yi bitirecek diye sevinildi, ışid topraklarını kaybedip bir de üzerine türkiye'ye saldırmaya başlayınca ışid'in öfkeli gençler değil emperyalistlerin oyunu olduğu sonucuna varıldı. en sonunda zaten "bunlar beceremeyecek bu işi" denilerek direkt suriye'ye abd'yle beraber zamanında "eğit-donat-savaştır-öldürt-öldür" programında hazırlanan antiemperyalist cihatçılar kullanıldı. halep'te katil esad'ı devirmek için katar/suud/abd ortak yapımı antiemperyalist cihatçılar desteklendi, halep düşünce kalan cihatçılar idlib'e kaçırıldı.

    abd pyd'ye gittikçe daha çok destek verdikçe, esad biraz daha sempatik gözükmeye başlandı hızımızı alamayıp idlib'e girmeye karar verdik. abd buna tepki gösterince yine o nadir yaşanan doğa olayı kendisini gösterdi. aynı gemide olduğumuz fark edildi, adeta "saçını mı kestirdin, sanki daha az terörist gözüküyorsun güzel kardeşim maaşını versene biraz kürt bombalayacağım bi de makam arabası falan almak lazım malum itibar kenks ;);)" gibi hızlı gelişen ve anlam bütünlüğü bulunmayan diyaloglar yaşanmaya başlandı bizimle aktroller arasında.

    fethullahçılarla ilgili bir şey yazma gereği bile duymuyorum, zaten 15 temmuzdan sonra yazılacağı kadar yazılmıştır. kendisinin hangi davaların savcısı olduğunu biliyoruz zamanında. o zamanlarda da pek bir abd-severdi. kendisine laf edene darbeci deniliyordu :)

    suudilerle bi ara aramız çok iyiydi. kralları ölünce ulusal yas ilan etmiştik. onlara da aniden onurlu bir mücadele başlatmaya karar verdik.

    mavi marmara'yı yollayan el kaide ile kanka olan ihh'yi canhıraş şekilde emperyalistlere karşı savunduk. sonra israil'den para gelince "bana mı sordunuz giderken" diye şırrak diye el-cavabı bastık.

    bi ara bi türkmendağı mevzusu vardı suriye'de o zamanlar rus uçağı düşürerek büyük kahramanlık göstermiştik. gerekirse tezek yakmıştık, moskof köpeklerine hadlerine bildirmiştik ki sonra onu düşüren fetöcü?! çıktı. o zaman bi kafa karışıklığı oldu. kısa bir süre emperyalist mi olsak antiemperyalist mi olsak karar veremediğimizden ileri gelen; ülke içinde bir dizi gerginliğe mahal verebilecek olaylar yaşandı.

    yani zaten kafanızda bir fikir oluşmuştur, daha devam edip bilinen şeyleri tekrar etmeyi pek anlamlı bulmuyorum. bu da böyle bir antiemperyalizm çeşididir.

    ülke içindeki insanlarla kavga ederken hatta açıktan açığa savaşırken, bir yandan da komşu ülkelerdeki insanların kuyusunu dışarıdan gelmesini umduğunuz desteklerle kazmaya çalışırken, aynı zamanda tankını topunu tüfeğini ithal ettiğin ülkelerle de sabah yataktan kalktığın yöne göre ittifak kurarsanız; böyle ilginç kavramları literatüre kazandırabilirsiniz.
  • ne ameriqa ne ruzya ne çin dedikleri bir antiemleryalist tavır galibamsa.
    ama arada hem ameriqa hem ruzya hem de çin diyorlar.
    kafalar karışık bir antiemleryalist anlayış.
    tam idiotloji.
  • şöyle bir algoritması vardır:

    -> önce rusya'yla kavga et
    -> sonra abd'yle bir mevzuda ters düş
    -> bunun üzerine rusya'yla barışıp ikili oynamaya yelten
    -> abd'den "sen hayırdır" ayarı ye
    -> tekrar abd'yle barışmaya çabala
    -> bu esnada rusya'ya "aslında hala kalbimde sen varsın" diye mavi boncuk ver
    -> rusya sesini çıkarmıyor diye abd'ye tam yalakalık moduna geç
    -> rusya tepki verince abd'yle köprüleri at, "zaten pyd'yi de bunlar besliyor" diye efelen
    -> sonra yine rusya'yla kavga et (1. adıma geri dön)