şükela:  tümü | bugün
  • sanırım hemen herkesin hayatının bir döneminde bir şekilde deneyimlediği bir hadise bu. geçici olduğu söylenir. ipin ucu hep bu dönemde kaçar, sağlam sandığınız işler/ilişkiler hep bu dönemde çorap söküğü gibi gider, sıfıra yakınsar.
    zembereğiniz boşalır. bu üst üste gelmesi hadisesi önemlidir, çünkü biri biter biri başlamaz. biri başlar, biri daha başlar. "ne oluyo mınakoim" demeden biri daha başlar. "yok artık eb.." diyemeden biri daha başlar. iki gün aksilik olmaz. "bitti mi lan" dersin, bitmez yine başlar. neyse efendim, geçen astrolog bi arkadaş "merkür geriledi, jüpiter geldi, güneş açı yaptı" falan filan dedi. "hacı" dedim "bu senin gezegenler tek sıra olunca bana bi haber ver". "niye" dedi. "alayını sikicem tek seferde de ondan" dedim. artık görüşmüyor benimle.
  • şuan bulunduğum durum. işyerinde ıslak zemine basıp bacaklarımın resmen ikiye ayrılması. dinine yandığımın telefonu zaten susmaz. acı içinde zır zır çalarken fırlatıp atmam. sonuç; sağ bacağım topallıyor, artık bir telefonum yok.
  • kutup ayısının kombo yapma durumu.

    konu uzun hemencecik gireyim.

    giriş:

    hoşlandığım kız metrobüsle gidiyor diye arabayla gitmeyi bırakıp ramazanı bahane edip metrobüsle gitmeye başladım. metrobüste son iki durakta tek kalıyoruz sadece, öncesinde arkadaşlar var. zaten yolda tek olsa, her akşam bırakıcam evine de, 4 kişi gittikten sonra bir anlamı olmuyor.

    gelişme:
    kızla yalnız kalmak için tonla taktik yapıyorum, geçen nöbete geldiği gün başarmıştım 16 saatle, bugün yine denemeye karar verdim. yarın( artık bugün) yeğenin doğum günü. ona hediye alıcam diye ondan yardım isteyecektim çıkışta. hediye aldıktan sonra biraz takılıp eve bırakma var kafamda. iş çıkışı usulen herkese söyledim. kız tamam dedi, diğerlerinden birinin işi varmış, diğeri kararsız. ortam bombok. sonra biri dedi işimi sonra da hallederim, hadi gidelim hediye bakmaya. lan lan.. sinirden ölücem, ben yalnız kalmak isterken 4 kişi toplandık mı yine. bindik arabaya gidiyoruz, ben dedim seni işinden alıkoymayım sonra bakarız hediyeye. amacım hediye işini yarın tek yapmak. herkesi zincirlikuyu'ya bırakmam lazım ama devam ettim. kafamda deli düşünceler geçiyor. es geçiyorum ve diğer ikisini eve bıraktıktan sonra az önce açılan hediye konusundan girerek hediye seçiminde yardım istiyorum. -bu arada 10 dk kadar önce telefonla uğraşırken öndeki araca çarptım ama hasar yok yola devam.-
    kız tamam ancak 45 dkya evde olmam lazım diyor. tamam diyorum, gidip yeğene fiyakalı ayakkabı alıyoruz. o an 1.5 ay önce telefonu hediye etmem geliyor aklıma. en karli çıkan kişi yeğen bu arada. biz daha varmadan babası arayıp çağırıyor. telaş daha da artıyor. aceleyle ayaklkabı alıp çıkıyoruz, onu eve bırakıyorum, saat 9 buçuk hala iftar yok.

    edit: uykusuzluktan girişi gelişmeyi ayırıp sonucu ayırmamışım.
    sonuç, tam olarak istediğimi yapamasam da krizi fırsata çevirdim, allah bereket versin. doğrudan 4 kişi avm'ye gidebilirdik ve sinirimden çatlayabilirdim. önceki akşam eve geç kalmasa dün de uzun süre vakit geçirme şansımız olacaktı. olsun kısmet.
  • tatil öncesi olursa insanın daha fazla canını sıkar.

    ehliyetim amerika'da kayboldu(nasıl olduğunu anlatsam 2 gün sürer). o zamandan beridir ehliyetin fotokopisini yanımda taşıyordum. geçenlerde çıkartmak istedim ama ehliyet kartları bitmiş olduğu için randevu vermediler tüm istanbul'da. sonradan öğrendiğime göre yeni ehliyetler çıkacakmış bu yüzden eski kartlardan basmıyormuş devlet. peki ehliyetim yokken trafikte çevrilirsem n'olacak diye sordum polislere. 177 tl cezası var dediler. saçmalığa bak ya. bende fotokopisi var. onun bile yanımda olmasına gerek yok. üzerindeki ehliyet numarasında gereken sorgulama yapılabilir. neyse sonuçta işi gücü bırakıp 2 defa emniyete gitmeme rağmen ehliyetimi yenileyemedim. polis çevirirsen durumu arz eder, ikna ederim diye düşündüm.

    arabamın ruhsatı kardeşimde kalmıştı. bende ise ilk aldığım geçici ruhsat(geçerlilik süresi 1 aydır, süresi çoktan geçmişti) vardı. her defasında unutuyordum kardeşimden istemeye. kaldı ki istanbul gibi sık sık çevirmenin yapıldığı bir şehirde bu konuya gereken önemi vermemiş olmam da benim rahatlığımdan kaynaklanıyor.

    aksiliklerin fitilinin yanması:

    geçen cumartesi çok yağmur yağdığı zamanda düşük hızla seyir halindeyken birden direksiyonun boşa dönmeye başladı(yani direksiyon kopmuş desek yanlış olmaz) ve araç yoldan çıktı. bariyerlere dik çarpmamak için fren yapıp kaymasını sağlamak suretiyle aracın yan dönmesini sağlayıp, bariyerlere paralel bir şekilde çarptım. çarpmanın etkisiyle tekrar çok işlek olan yolun ortasına savruldum. arkadan gelen araç bana çarpmasın diye güç bela aracı sağa çektim. yan taraf komple gitti diye düşünüyordum ama arabada tek bir çizik bile yoktu. tekeri çarpmışım?

    trafik polisi geldi, adamlar kaza yaptığıma inanmıyorlar(durduk yere direksiyonun boşa çıkmasını ne görmüşler ne de duymuşlar.daha sonra tamircim de aynısını söyledi bana). fren izi yok, arabada çizik yok, çarptığım yerde de herhangi bir belirti yok. kaskodan para almak için yalan söylediğimi iddia ettiler. olayı tekrar tekrar anlatınca polisler güya tipim çok düzgün olduğu için inandılar ve kaza raporu tuttular. ehliyet ve ruhsatı istediler. ehliyetin orjinali yanımda olmadığı için manalı bir şekilde "ceza keseriz" dediler. ruhsatın da orjinali yanımda olmadığını gördükleri zaman daha da sevinerek "cezan artıyor" dediler. daha sonra açık açık "çorba parası" istediler. el mahkum verdim mecburen.

    aracın direksiyon mili kopmuş. direksiyon kutusunun da değişme ihtimali var. parçası geç geleceği ve ben de tatile çıkacağım için kaskomdan bana araç tahsis etmelerini istedim. anlaşmalı oldukları rent a car şirketi kapımın önüne arabayı getirdiler ama ehliyetin orjinali yanımda olmadığı için arabayı vermediler. kasko'ya durumu anlatınca "adam haklı beyler " dediler. pazar gecesi cunda adası'na gideceğim. ve elimde araç yok. sinir küpüyüm. parasını kendim ödemeyi kabul edip araba kiralama şirketlerini arayıp araç bulmaya çalıştım. aradığım 9 yerden de bayram nedeniyle elimizde araç yok cevabı aldım dün. e bu saatten sonra otobüs de bulamam. ödemeyi yaptığım ve check in'e 2 gün kaldığı için tatili iptal edip paramı geri de alamıyorum. arkadaşlardan araba alayım dedim ama herkes bayrama gidiyor arabasıyla.

    her şeyden umudumu kesmiştim ki arabayı ilk aldığımda noter vs yere gitmeye üşendiğim için kardeşimin üzerine yaptığımı hatırladım. dolayısıyla kasko da kardeşimin üzerineydi. kasko şirketini arayıp kardeşimin adına araç tahsis etmelerini istedim. kiralama şirketine gidince karambole getirip kiralama sözleşmesine ehliyetimin fotokopisiyle kendimi de ikinci şoför olarak yazdırdım(eğer sözleşmede adım yazmasa kaza yapınca kasko karşılamıyor. tüm para benden çıkıyor. ayrıca polis kontrolüne takılırsam arabayı bağlıyor ve para cezası kesiyorlar). gece yola çıkacağım. artık başka aksilik istemiyorum. ama içimden bir ses "bunlar daha başlangıç, tatilin zehir olacak" diyor.
  • diş apsem iyileşmiyor bugün çekim ihtimali var. yetti.
    iki aydır doya doya şöyle en ısırmalısından elmaya hasretim. dün ağrım uyutmadı. nöbet kötü geçti. sabah seminerde bölüm başkanı ile atıştık. telefonum kapandı ve açılmıyor. mor hırkam çalındı. yarınki nöbete yerimi kimseyi bulamadım.
    murphy yap bi güzellik yeter lan.
  • "felaketler hep ardı ardına gelir."

    şu fransız atasözünü anımsatan durumdur.
  • çarşafa dolanan çarşamba değil miydi diye düşündürür.
    sabah 6'da bakıcı ben biraz halsizim gelmeyeceğim diye mesaj attı. salı günü de gelmediği için izin almıştım. bugün de önemli bir görüşme var, izin almam imkansız. en tatlı sesimle aradım. "canımın içi atla taksiye gel, sen gel bizde yat, okula da gitmeyin. lütfen lütfen lütfen" diyerek onu ikna ettim.
    hemen duşa girdim. oğlum uyanmadan çıkmam gerek. saçlarımı kurutayım derken makina saçımı kaptı. nasıl becerdiysem kordonu da dolaştırdım. resmen kendimi yakıyorum. evde yatılı bir yardımcımız var, sağolsun koşarak yetişti. bana yardım edeyim derken eli boynuma çarptı ve baya tırnağı geçti. boynumda iki tırnak izi oluştu. acayip hassas bir kadındır. çok üzüldü, onu güldürmeye çalışırken oğlum uyandı. bişey istiyor ama anlamıyorum. aşırı sinirli. ona şarkı söylememi istediğini anladım sonunda. yanına yatıp şarkı söyledim biraz. sakinleşti ve salıncağına binip kitabını aldı eline. tamam dedim, bu iş oldu.
    hızla giyindim, makyaj yaparken rimeli gözüme soktum. tüm gözümü silip tekrar başladım. gözüm kıpkırmızı oldu. bu arada küpemi düşürdüm, kolumu kapıya çarptım falan tabi.
    evden aceleyle çıktım. tam aşağı inmiştim ki eve para bırakmadığımı hatırladım. tekrar üç kat yukarı çıkıp parayı bıraktım. artık geç kalıyordum. acele etmem gerekiyordu. daha sokaktan çıkmadan dev bir köpek bokuna bastım. temizlenmesi imkansız. hadi, tekrar eve koştum. ayakkabımı değiştirdim. terlediğim için bluzu da değiştirdim. of saçma sapan bir kıyafet oldu.
    koşarak çıktım. vapurun kalkmasına 7 dakika var ve ben 12 dakika uzaktayım. lanetler okuyarak koşmaya başladım. tabi ki bir arabanın önüne atladım. adam haklı olarak kızdı. neyse ki küfretmedi. çünkü küfretse kavga etmem gerekecekti. hiç zamanım yoktu. özür dileyerek sabah koşuma devam ettim.
    iskeleye yaklaşık 100 m kala vapurun son anonsu geldi. niyetse artık bu bir onur meselesi olmuştu. depar attım.
    kapıları kapmışlardı ki girdim içeri. dışarıdaki görevliyle gözgöze geldik. artık nefes alamıyordum. o yüzden adamdan kapıyı açmasını isteyemezdim. ama işte mucizeler olur. açtı kapıyı, gülümseyerek günaydın dedi. utanmasam boynuna sarılacaktım. sesim çıktığınca günaydın dedim.
    günaydın amk günaydın.