şükela:  tümü | bugün
  • bir cok experimental technocuya ilham kaynagi omus bir cazci, saksofoncu. buyuk umitlerle transfer ettigim cd'leri berbat cikti.hele hele 1962'de yaptigi first recordingsleri tam bir felaket. kendisinin technocularin senseisi olmasinin tek sebebi de dakikalarca saksofonla loop calmasi.
  • özgür caz akımını başlatan, saksofon çalış tekniği bakımından o döneme kadar yapılan her işi daha da ileriye taşıyan bir adam. avrupa "ileri caz"ına ön ayak ve ilham kaynağı olmuş çok değerli bir sanatçı. sakalının ucunda bir tutam beyaz vardır. kafasında bir kurşunla brooklyn köprüsünden aşağıya atıldığı söylenegelir. cesedini günler sonra bulabilmişler.
  • yasasa da canli dinleyebilsek dedirten, performans abidesi. bird'un 15 yil sonra dunyaya gelmis, yine 15 yil sonra obur dunyaya gocmusu. john zorn sevenler bir de bunu dinlesin...
  • "trane* was the father, pharoah* was the son, i am the holy ghost."

    avant-garde/free jazz geçiş döneminin kutsal ruhu, tüm zamanların en özgün saksofoncusu, ornette coleman'ın silah arkadaşıdır albert ayler. saksofonu oktav oktav genişletmiş, kendi düzeninde ilerleyerek bambaşka bir caz alt-formu oluşturmuştur. muhammad ali* ile birlikte çalmış, maddi sıkıntıları ve lsd ile geçen yıllar nedeniyle daha az bilinen sidemanlerle yola devam etmiş, yine de o fantastik tonuyla aklımın derinlerinde yer almıştır.

    dewey redman'ın albert ayler'dan fazlasıyla etkilendiği söylenegelir, hatta oğlu joshua* da babasının tavsiyeleri üzerine avant-garde denemelerinde bulunmuş, bazı sessionlarına holy ghost adını vermiştir.

    evet, holy ghost diye bilinir ayler. en iyi bilinen, geniş çevrelere ulaşmış belki de tek parçasıdır ghosts. kanımca kat kat güzel onlarca -hatta yüzlerce- parçası mevcuttur, ancak üç dakikada insanı çivileyen ghosts yeterince özgür, zamanının kat kat ilerisindedir.

    albert ayler unutulmayacak cazcılardan biri, en azından bu satırların yazarı tarafından.
  • cazın sonunu nasıl getirmeli? kişi bunu bilemez, çünkü bilmek istemez. bir çıkmaz sokağın sonuna vardığınızda ne yapardınız? bunda bir başarı ve tamamlanmışlık bulup o andan zevk almak yerine yere eğilip sessiz kalmayı tercih edebilirsiniz ya da kendinize başka bir yerde olduğunuzu fısıldar ve kendinizi buna inandırabilirsiniz, veya bir çıkış bulmak üzere adımlarınızı izleyerek geriye dönebilirsiniz, anılarınıza sığınabilirsiniz; kafanızı bir duvara vurabilir, olmadı iki duvara birden vurabilirsiniz; ayağa kalkıp zıplayarak kaçacağınızı düşleyebilir; işin olurunu buna gücü yeten bir başka olgu için feda ettiyseniz sonun çok daha çabuk gelmesi ve böylece gerçek bir son olmaması için dua edebilir ya da başarılı sonuçlar için çabalayabilirsiniz. ne olursa olsun chordlar ya da harmony -ne kadar dışlasanız da- yanınızda duruyor olacak.

    tüm bunların yanı sıra sonu kabullenmeyebilir ya da onunla karşılaşınca avazınız çıktığınca haykırabilirsiniz.

    işte albert ayler'ın cazın sonunu yaşayışı da böyledir. yalnızca çığlık atarak değil; anımsayarak, düşünerek, kafasını duvara vurarak ve her yöne doğru koşarak. (unutmadan, içten bir coşkuyla bunu hızlandırdığını belirtmek gerek)

    herkesten daha ateşli ve daha samimi bir şekilde arayışını sonuna dek götürür. yeni bir başlangıcın olanaklılığını taşımayan hiçbir sonun bulunmayışının bilinciyle, her sonun varoluşa daha da çok katkıda bulunduğunu düşünür. bu nedenle kafasını aşılması olanaksız bir sınıra değil, içinde sonun bulunabileceği ve yalnızca hayaletlerin* ilerleyebildiği nüfuslu şeytanlar*, büyücüler*, ruhlar* ve titreşimlerden oluşan kıpırtısız ve sonsuz bir yere doğru vurmaktadır. panikten çılgına dönmüş bir halde bunları etrafından kovalar. buna dayanabilmek için de ilahiler ve askeri marşlar çalmış, sarhoş melodiler ve hıçkırıklarla dolu aşk şarkıları mırıldanmıştır ayler. sonun kendi öksürüğü içinde boğulup gitmesi ve çığlığının içinde bulunduğu vakumu yırtarak yeni bir gerçek ortaya çıkması amacıyla tüm olguları birleştirmiştir.

    (entrynin bir kısmı için kaynak: mikan kzinak, destroyed music 1963/1980 - aykırı sesler, dost yayınları sf. 130-131)
  • icra ettiği müziğin eleştirmenlerce "acı bir tebessüm yaratıyor" yorumları alması bir yana, 1970'te bir su arıtma tesisinde bulunduğunda ölü bedenindeki kasların gerilmesi nedeniyle yüzünde oluşan tebessüm ironiktir.
  • jaki byard'i fena etkilemistir.
  • daha küçücük bir çocukken tutuşturmuşlar eline saksofonu. o da hikayiye baştan aşağı yeniden yazmış işte.
  • peter brötzmann'ın albert ayler'ı anlattığı bir röportajı şu cümleyle sonlanır: "... bir köpek gibi öldü."

    acı verici elbette, onun gibi kutsal güce sahip dehanın kardeşinin* depresif bozukluk nedeniyle trompet çalamamasının verdiği üzüntü nedeniyle kendini suçlayıp bir daha saksofon çalmak istememesi; bunu da hazmedemeyip kafasında kurşunla hayatını sonlandırması. gerçi ani bir karar değil intiharı, defalarca intiharı denediğini öğrenmek için adını arama motorlarında zikretmek yeterli. geçelim bunları, albert ayler virtüözlük bir yana; "iyi çaldığı" ya da "çaldığı" dahi şüpheli bir ustadır. ama bana göre bir deha; insan ordu görevinde çılgınca doğaçlama yapabiliyorsa özgürlüğü hemen her ortama taşıyabiliyordur bana kalırsa.

    brötzmann'ın çaldığı bara -altmışların ortalarında- ordudaki görevinden boş kalan zamanda uğrar ayler. o döneme dek özgür doğaçlama konusunda john cage ve lennie tristiano minimalizmiyle ilerlemeyi deneyen genç ve dinamik -ya da daha sonra don cherry'nin makineli tüfek* olarak tanımlayacağı tonuyla- brötzmann, lp'lerine vurulduğu ayler'la görüşme fırsatına eriştiğinde heyecandan yerinde duramamaktadır. eh, ne de olsa dünya üzerinde "onun gibi olan ve bunu daha da ileriye götüren" biri; ayler vardır. ayler ve brötzmann konuşurlar, adamakıllı müzik eğitimi olmaksızın bir şeyler deneyen brötzmann'a bir parça yol gösterir büyük usta. derken yollar ayrılır, ayler bir su arıtım tesisinde çürümüş olarak bulunur. gazetedeki haberi okuyan brötzmann üzülmüş, etkilenmiştir. ayler'la ilgili yazdığı bir makalenin başlığı "...die like a dog" oluverir böylece. albert ayler tüm mirasını, bir başka deyişle sadece bestelerini ve umutlarını geride bırakarak bir köpek gibi ölmüştür.

    etkilenmemek mümkün değil. kür olamayan bir hastalık gibi albert ayler adeta. eminim, eğer içinize girerse bir yerde kalıyor ve yerini iyice benimsiyor. daha sonra her yorumunuza ekleniyor. bir parça dikkatli bir kulak ayler'ı yakalayıveriyor stilinizden.

    albert ayler caz devriminin; özgür doğaçlamanın kibritini çakıveren önderdir.*