şükela:  tümü | bugün
  • bunlardan biri şu an hemen bitişiğimizdeki binada, camdan dışarı sarkmış halde telefondaki sevgilisine (artık eski oldu galiba) saydırıyor:'' ulan ona da aşkım dedin mi ha, ona da dedin mi, öptün mü onu da kaltak?seninle geçen her dakikamın her anımın .mına koyayım ben'' derken ağlamaya başladı. yavrum ya. kıyamam. ben de balkondan sinsi sinsi dinliyorum. az değilim ha.
  • aldatılan erkeğin bütün hayatı, güzel bir aşk’la başlar. mükemmel olan aşk, her şeye kadir olan aşk, bakışlarınızı, gözlerinizi ve sizi aşkın büyüsüne kaptıran milyonlarca güzelliği ile aşk.

    günler nedense çok hızlı geçer bu zamanlarda, farkına varamadığınız, tutmayı başaramadığınız o "zaman", gözlerinizin önüne pembe bir toz bulutuyla yolculuk yaptırır.

    zaman ilerledikçe sıradanlaşan her şey gibi, aşkınızın da sıradanlığı; sizi farklı yollara sürükler. belki bir arkadaşın sıcak kucaklaması, belki göz yaşlarınızın sele dönüştüğü bir anda, sıcak bir omuz. sebebi önemli değil, ne demişler; bir tavuğun kafasını kesmekle, silahla vurmak arasında tavuk için bir fark yoktur. tavuk ölmüştür.

    burda da bizim tavuğumuz "aldatılan erkek".

    işte o "an"ların şehvetine düştüğünde, artık her şey yok olmuştur. anılar, hatıralar, gezdiğin sokaklar, gittiğin cafeler, paylaştığın heyecan, onu inciltecek en ufak bir şeyi bile yok etme arzusu, duyduğun tutku, gözlerindeki fer, elini tuttuğunda hissettiğin o yüce aşk ve koskaca bir gelecek.. hepsi yok oldu.

    değer miydi, değmez miydi bunu hiç bir zaman bilemeyeceğiz. çünkü bir gelecek zaten yok oldu. artık bir kıyaslama yapmak imkansız, artık her şey imkansız.

    "aldatılan erkek" bu noktadan sonra çok zayıf, mağrur, yenilmiş. artık onun için hayat belki de hiç olmadığı kadar acımasız. uğruna inandığı her şey yalan. ebeveynlerinin, 14 yaşındaki bir çocuğa "biz senin annen ve baban değiliz" demesi kadar acı. o güne kadar çocuk olan bireyin, o günden sonra büyümesi demek. o günden sonra tozpembe dünyasının yok olması demek..

    neye inanacağını bilmeyen insanlar, genelde hiç bir şeye inanmamayı tercih ederler. çünkü onlar bir zamanlar inandı, hem de çok fazla. onların gözünde bütün insanlar iyiydi. hep iyi kalmalarını istediler. sonra klişe sözleri öğrendiler. klişe sözlerin, nasıl klişe haline geldiğini anladılar.. "hayat o kadar acımasız ki!" evet öyleydi, acımasız olan bu hayatta, bireyin ayakta durabilmesinin bir kaç tane yolu vardı.

    psikolog’lar veya bu işin ihtisasından gelen hiç bir insan bu sorunu çözemezdi. çünkü aldatılan erkeğin başına gelenleri sorgulamaması lazımdı, sorgularsa şayet, o çok sevdiği kişi, elini kolunu bağlamış ve saçlarını tek tek cımbızla çekerdi.. acısını umursamazdı, ki umursamadı da.

    geceler en kötü düşmandır bundan sonra. "erkekler ağlamaz", en çok da buna gülerdim o zamanlar. nasıl böyle bir şeyi söylemişiz biz. öyle bir ağlar ki, sırf dünyada en çok sevdiği iki insan olan, annesi ve babası duymasın diye, nefes almamacasına o kafasını yastığa gömer ve ağlar. gözleri kırmızı, yanakları kırmızı, burnu kırmızı ve genelde gözlerinin altı mora yakın bir renk alana kadar ağlar. gözyaşı bezleri vardır, onlar kurur. artık akacak hiç bir şey kalmamasına rağmen, yine de kendini tutamaz insan.

    "neden?". sürekli sorgulanan, her akla geldiğinde perişan eden tek sorudur aslında. bundan kurtulmanın en kolay yolu, beyne bunu sorgulatmamaktır. bunu kendi adıma 2 yıl xanax kullanarak çözdüm. benim için kolay bir yoldu ve ben bunu seçtim.

    o 2 yılı hatırlamıyorum, ne yaptığımı, arkadaşlarımı, dostlarımı, nerelere gittiğimi ve ne yediğimi bile. kısaca hayata dair pek bir şey yok söyleyebileceğim.

    içki.. bazı insanların o nefret ettiği içki, benim tek dostumdu. içki içen insanlara belki de bu yüzden hiç kızamam. çünkü içiyorsa, emin olun unutması gereken bir şeyler vardır.

    benim için çok acı olaylardan biri de, babamın bana "gel oğlum iki bira içelim senle" demesiydi. benim babam mükemmel bir insan, çok seviyorum. babamın beni o halde görmesi ve bana acıması, hayatımda yaşadığım en utanç verici anlardan biridir. teşekkür ederim sana baba, belki de o gün açtın gözlerimi.

    her şeyin ilacı olan zaman, buna da ilaç olur bir gün. ama o güne ulaşana kadar, o birey en kötü pisliklerin içinden geçmiştir. artık inancı olmayan, insanlara güvenemeyen birey, o kadar güçlüdür ki; yıkamazsınız!

    steve jobs’ın dediği gibi ; "ilaç acıydı ama sanırım hastanın buna ihtiyacı vardı." evet ilaç çok acı, ama iyileşmek için o ilacı son zerresine kadar bitirmek gerekiyor.

    şimdi mi? şimdi mükemmelim, hiç olmadığım kadar iyiyim. ancak o yara hiç kapanmaz, imkansız bir şeyi başarmaya benzer bu. bu bir insanı öldürmeye benzer. öldürürsünüz, hapis yatarsınız, cezanız biter, dışarı çıkarsınız.. ama yüreğinizde yaşayan "katil" düşüncesi, hiç bir zaman yok olmaz.

    o ise demet akalın şarkıları gibi, evli mutlu çocuklu..

    çok uzattım biliyorum..

    yine de yıllar önce yaşanan o saf dünyayı özlüyor insan.
  • güvenmiş erkektir.
    hiç bir şeye güvenmezseniz aldatma ihtimaliniz de olmaz.
  • ülke nüfusuna kayıtlı olan çoğuluğun yaşadığı ama henüz haberlerinin olmadığı gruba mensup, farkındalık katsayısı yüksek olan erkektir.ben aldatılmam mantığının verdiği özgüvenle bazılarının ise hiçbir zaman haberdar olamayacağını da eklemek gerekir tabi.bu durumu yaşamak istemeyenler için en güzel tavsiye: deneme,başarısız olma.(bkz: robots)
  • aldatılmanın ağrısını bir türlü unutamıyor oluşundan olsa gerek, aldatan kadından sonraki sözde sevdiceklerine hayatı dar etmeyi, burnundan fitil fitil getirmeyi hedefleyen erkek tipidir aynı zamanda. o kızların nasıl bireyler olduğu vs. onun için önemli değildir hiç, kadın olması yeterlidir. tek önemli şey kadın denilen kümülatif yaratığı bir parça olsun incitebilmektir, zavallıcık böylece kendi acısını unutacağını zanneder.
    belki farkındadır, belki değildir ama piç erkek dediğimiz fenomene dönüşür zamanla...
  • şu entryme gelen yorumlardan sonra, kulübe dahil olan sayısının beklediğimden çok olduğunu fark ettiğim topluluktur.

    belli ki kadın erkek eşitliği bu konuda çoktan sağlanmış. "pislik" olarak tanımlanan erkeklerin yanına çokça "kevaşe" olarak tanımlanan kadın da yerleşmiş.

    aldatıldığını söylemek kolay değildir ha, hele bir erkeğin o hayatı ciddiye almadığını, ya da romantik olmadığını göstermeye kasan, duygusuzmuş gibi davranan tavrıyla. bir sürü mesaj... "benim de başımdan benzer olaylar geçti." "benim de canım yandı." "ben de kendimi sorguladım."

    sadece erkeklerin "kötü" olarak tanımlandığı ilişkiler çoktan geride kaldı. sanıyordunuz ki, kadınlar naif, sevgi dolu, aşka değer veren varlıklar. yok be oğlum, hepimiz aynıyız işte. insan, insan...

    çok mu şaşırdınız sevgiliniz sizi aldattı diye beyler? erkeğin elinin kiri, kadının orospu olduğu durumlar çoktan geçmişte kaldı. bizi de acıtırlar böyle.

    ha acıması gerekiyor muydu? çok mu duygusalız? aşk, sevişmek, birine ait olmak gibi kavramlara bakışımız doğru mu? bilmiyorum. ama kendimizi ve birbirimizi avutmalarımız da evli kadınların "benim beyim öyle şey yapmaz" aptallığında ve sıradanlığında. bilginize...
  • daima neden diye sorgular insan. baştan kendini standart bir insan görürken zamanla cevaplayamadıgı sorulara yenilir. cevapsız her soru eksiltir çünkü erkeği. kadın için aldatılmak tuzla buz olup bir adam tarafından toparlanmakken, erkek için aldatılmak tuzla buz olup ayaklar altında biraz daha etrafa saçılmaktır.
    her şey yolundayken, işindeyken, okulundayken ya da metronun istasyona gireceği kısacık zaman diliminde; kısacası ondan uzakken ve onu hatırlamak için hiç bir neden yokken "aldatıldıgını" hatırlar insan. kendini hep aptal olmakla suçlar. öylesine sever ki karakteri oturmamış bedenlerin cezasını bile o sırtlanır. neden diye sordukça kendine her şeyi yakıştırmaya başlar. bir sıfır geride olduğunu öylesine kabullenir ki sabah aynaya bakmaktan çekinmeye başlar. aldatan kadınsa bunları ne bilir ne duyar hatta mutluluktan kahkaha atar an gelir.
    herkesten ve her şeyden kaçmaya başlar. aldatılmıştır ve herkes bunu yüzüne vurdukça içine kapanır. yaraları büyür insanlar onu teselli etmeye çalıştıkça. gene de ona sarılmak ister fakat tam bu sırada kendinden uzaklaşmaya başlar. sonuçta basit bir seni seviyorum cümlesini bile hem kendi duymuş hemde tercih edildiği insan duymuştur.
    güvenen erkektir aldatılan erkek. ve tuzla buz olan güven hayatının her noktasında her cümlesinde karşısına çıkacaktır. her şey değişse bile ömrünün sonuna kadar o kadın, onu harcayan onu "aldatan" kadın olarak kalacaktır. kendine suçlamak ister fakat suçlayacak bir şey bulamadıkça daha çok tükenir. nefessiz kalır, boğazı düğümlenir, yutkunmak ister yutkunamaz. konuşmak ister cümle kuracak sözcük bulamaz. aldatılmıştır, tükenmiştir. ömür boyu hep aldatılmış bir erkek olarak kalacak ve attığı her adımda yüzüne çarpacaktır tüm bunlar. kadın mı? o gene her şeyi saklayarak başka insanların elini tutacak geride bıraktığı enkazları görmezden gelecektir. dünyası dar olmuş erkeğin beklediği tek şey ise basit bir özür ve güvenmektir.
  • orion dahi boyle boynuz gormemistir.

    taze eskilerin kanseri gibi, kendinde cikinca sasirtmistir.
  • bazen güldüren olaylarla intikam almayı tercih eden, hemen babamın silahına sarılayım demeyen erkek.

    bizde böylesi çok bulunmayabilir ama.
  • kısa, öz ve etkileyici bir yazı. eğer sevgilinizde bu tarz değişiklikleri görüyorsanız, dikkatli olun: (bkz: #73696907)

    her zaman aklıselim hareket edin. aldatılmak dünyanın sonu değil. bu haberdeki koca gibi adamı/kadını öldürmeyin. hayatınızı yakarsınız. yapılması gereken aldatan kadını boşarken tazminat ve nafaka istemek olmalı, ki o, rezilce sürünsün, utanarak yavaş yavaş ölsün. aldatıldığınız gerekçesiyle boşanma davası açarken çocuk varsa dna testi sağlam bir kanıt oluşturur, elinizde başka kanıtlar varsa onları da mahkemeye sunabilirsiniz. yüklü bir miktar tazminat alır hatta kadın çalışıyorsa ve sizden daha çok kazanıyorsa, kendinize nafaka dahi bağlatabilirsiniz!

    hiç olmadı iyi tarafı, yıllardır evlat bildiğiniz veledi zinaya bakmaktan kurtulmuş olacaksınız. kim bilir, belki kadın hapse dahi girebilir ödeyemediği için nafakayı ya da tazminatı.

    şu da aklınızın bir köşesinde olsun. eşler boşadıktan sonra kimse kimsenin namusu değildir. eski eşiniz kiminle, nasıl bir hayat sürerse sürsün, sizin şerefinizi etkilemez. eski dönemin ilkel insanlarının arkanızdan ne dediklerini umursamayın.

    ekleme: aldatılan erkek, aldatma gerçekleşmeden önce karısına eser miktarda "bu adama yanlış yaparsam benim gelmişimi, geçmişimi üstüne bir de hayatımı s*ker" korkusunu hissettirmiş olsaydı, aldatılma olasılığını düşürmüş olurdu. ancak burada olan olmuş, kadın erkeği aldatmıştır. bundan sonra yapılacak en erkekçe en akıllı en doğru davranış üstte anlattığım şekilde o kadını boşamaktır.