*

şükela:  tümü | bugün
  • insanları modelleyip etiketleyip raflara yerleştirmekten ziyade davranış kalıplarını anlamlandırıp açıklayabilmeyi hedefleyen bir araştırma projesi, içinde kendimden biliyorum cümlesinin -şimdilik- yer almayacağı inceleme bütünü.

    öncelikle "aldatıldığını öğrenmek" kavramına değinecek olursak, bunun çeşitli yolları var. öğrendik ama nasıl öğrendik? gözlerimizle mi gördük, biri mi söyledi -'sevgilin seni aldatıyor, bir dost' içerikli puslu sesli mesajlar mı duyduk telesekreterimizden? öncelikle gözleriyle gören bir insan düşünelim.. nasıl bir ruh halidir ki insan sadakatini garanti olarak düşündüğü, kendisine ait olması gereken birini bir başkasıyla görür de ilk olarak onun değil kendi gözlerinin sadakatinden şüphe duyar? kişilerin yanlarına gidip olay çıkarmak, hadiseyi küfürlerle tokatlarla dramatize etmek, sinan çetin'e ağlamak opsiyoneldir ama neye yarar, bir şeyi değiştirir mi, orası meçhul. aldatma eyleminin bir elçi aracılığıyla öğrenildiği durumlarda ise elçiye zeval olmadığı*, "sağol kardeş beni büyük bir başbelasından kurtardın" denildiği ve bu kişinin ödüllendirilip dürüstlüğünden ötürü baş tacı edildiği durumlar kesinlikle istisnaidir, ekseriyetle bu insan persona non grata ilan edilir (bir şekilde sürekli bu acı hadiseyi hatırlatıyor olması muhtemeldir). o yüzden böyle "abi ayşe osman'ı hamit'le boynuzluyormuş, bunu osman'a söylemek zorundayım" şeklindeki vicdan muhasebelerine girmemek, yalan rüzgarı'na interaktif izleyici olarak katılmamak en güzeli olacaktır.

    aldatıldığını öğrenen insanın çoğu zaman döner bıçağına ya da ninja kılıcına sarıldığı da görülmüştür, "bunu bana yapmicaktın oronsbu" ya da "salavat getir pezevenk"** söylemleriyle o an gerçekten adam öldürme psikolojisine girdiğini düşünür. böylesi bir şiddetin ve göz dönmesinin aşkla ilgisi var mıdır peki? "aldatılmak" hadisesinin sadece sizden daha iyisinin bulunması şeklinde baside indirilebileceğini düşünecek olursak buna "evet" cevabını vermek zor. sonuçta başa gelen hadise taraflardan birinin diğerinin beklentilerini/isteklerini karşılayamaz hale gelmesi sonucu bulunan alternatif çözümdür. aldatıldığını öğrenen insan ise kendisinin veremediği şeyleri başkasının verebildiğini, daha önce kendisini tercih etmiş bir insana artık çok da cazip gelmediğini, kendisinde bir şeylerin eksik olduğunu görür. kafaya en önce dank eden gerçek budur, işin etik boyutu arkadan gelir.

    dünyada varlığından habersiz bir şekilde yaşadığı kendisinden daha iyi, güzel, anlayışlı, çekici milyonlarca insanın olduğunu ve insanoğlu denen çiğ süt emmiş oluşumun tek eşliliğe çok da yatkın olmadığını mantıklı bir gözle göremeyen, hiç de görmek zorunda olmayan insandır aldatılan insan. aldatıldığını öğrendiği anda korkunç bir özgürlüğe kavuşur, "o" başkasını sevebilmiş, gözlerine aynı şekilde bakıp tenine aynı şekilde dokunabilmişse; aldatılan insanın da her türlü berserk moduna girip çıldırabilme, dilediği küfürü savurup nefret denizinde balık olmaya hakkı vardır. en arabesk modlara girme zamanıdır, yakın arkadaşlar toplanır, alkol komasına teğet geçen gecelerde "yaktın beni kahpe" ve "bir şerefsizin şerefine içiyorum" nidalarıyla kadeh tokuşturulur. bu sırada söz konusu yakın arkadaşlara da büyük görev düşmektedir, çöküntüye uğrayan aldatılmış psikoloji ve yerle yeksan olmuş özgüven onarılmaya çalışılmalıdır. "aman be abi, sana sevgili mi yok, elini sallasan ellisi" gibi cümleler böyle durumlarda can simidi gibi imdada yetişir, klişeler fonksiyoneldir.

    sözün özü, aldatılmış olsa da bundan hiç haberi olmamış bir yazarın satırlar süren gevelemesinde anlatmaya çalıştığı şudur ki, her ne kadar her şey gibi aldatma ve aldatılma hadiseleri de mantığa oturtulabilecek şeyler olsa da, aldatıldığını öğrenen insanın türlü triplere girip nefret nöbetlerine tutulması ve şiddet arzusuyla dolması çok normaldir, bu dönemlerde oynanan intikam oyunları ise yer yer çok keyifli olabilmektedir. yine de herkesin kendini bir unfaithfulda oynayan richard gere sanıp eline cam küre alıp karşı tarafın pekmezini akıtmaya kalkması yanlıştır, burası hollywood ya da texas değildir. öyledir böyledir.

    (dipnot : yazar yarın öbürgün herhangi bir durumda cam küreyi eline alma hakkını saklı tutmaktadır)
  • aldatilmak sevgili tarafindan geldiginde ilk saskinliktan son kabullenmeye kadar, bazi ayrintilar farkli olsa da ayni bilindik tepkiler verilir. inanmaz, kabullenmez, inanir, ofkelenir, umursamazmi$ gibi yapar, unutur, yarasi kalir... ama aldatilidigini ogrenen insan her zaman sevgiliden almaz bu darbeyi. anne de aldatmis olabilir, baba da, aileler de, arkadaslar da... o zaman psikoloji farklidir. o zaman ogrendiginde nelerin degi$mi$ oldugunu du$unmek bile korkutur, zamandan bagimsiz bir durgunluk coker... aldatilmak sadece asik oldugun ki$i tarafindan olsa bir gun "geldi gecti i$te" diyip yok sayilabilir... kendi tutundugu degerler hala yerli yerinde oldugu icin kendini teselli edecek, niye boyle oldu diye sormaya ba$layabilecek bir referans noktasi alabilir. ama durum farkli olunca nasil tepki vermesi gerektigini bile $a$irir aldatilan. neye guvenir, ne dogrudur kafasi kari$ir...hal boyleyken teselli bile edilemez, boyle de boktan bir durumdur i$te...
  • ilk darbeli anlar az-çok sindirildikten sonra kişinin bastırdığı ve yapmamaya çalıştığı hareketlerin meşrulaştığı bir ortam doğar. pek azının hiçbişey olmamışcasına kendi gibi davranmaya devam ettiği görülür. onlara karşı da temkinli olmak lazımdır.
  • (bkz: çökertme)
  • hareketleri kontrol etmek zorla$ir. hayat boyu hukum surmu$ mantik yok olur. bazen el-ayak tutmaz. "o nasil boyle bir $ey yapar?"dir. stepne sevgili olmanin verdigi aci... bir tabak enfes cekirdegi yedikten sonra sonuncunun bozuk cikmasindan beterdir. tadi gecmez. su fayda etmez. aglamak kesmez. solunan hava degil de, pamuktur sanki. cigerlere oksijen gitmez, oksuremezsiniz de.

    kotudur. ve hatta en az bu kadar kotusu de aldatiliyor muyum paranoyasidir.
  • oldukça "bozuk" olan bir psikolojidir. misal:

    "biraz önce intihar etmeyi düşündüm. 1 saat kadar önce o'nun (bu arada peşin peşin açıklayayım. online ilişkilerden değildi bizimkisi) blog tuttuğu bir siteden siteden, beni aldattığını öğrendim (aslında teknik olarak ayrılmıştık beni aldattığı tarihte elimdeki dedillere göre. ama hislerim aldatılma zamanımın çoook daha eski tarihlere gittiğini çığlıklarıyla duyurmaya çalışıyor bana)(neden be bebeğim? neden?). okuduklarıma inanamadım bir an. defalarca okudum. profilini okuyordum onun (daha önce okumadın mı profilini be adam diye sormayın, bu benim bilmediğim yeni bloguydu.). onun bu sitede blog tutmaya başladığını öğrendim bugün ve eve geldikten sonra saatlerce nickini tahmin etmeye çalışarak profilini aradım (sanırım saplantılı bir aşığım). sonunda buldum. evet buldum. oydu bu. çok sevindim bulunca. tüm yorgunluğum geçti. 360'daki bloguna artık birşey yazmıyordu ve bulduğum bu yeni blok sayesinde hayatını uzaktan takip edebilecektim tekrar. hemen okumaya başladım:

    evet evet. bir ilişkiye dair birşey yoktu ilk bakışta. mutlu oldum. bloglarını okudum. orada da yok yeni bir ilişkiye dair emareler... sonra ankette yanıtladığı soruları okumaya başladım. "o da ne? bugün öpüşmüş. nasıl ya? erkek arkadaşı uğramış? oha o da kim.? eski erkek arkadaşını hatırlatmış bi şarkı (duman-bebek). ağlamış hatta. yalancı! bebek şarkısına ağlayan kadın neden aldatır ki? hasta etmiş "eski"sini, çıldırtmış. öyle demiş ankette işte... şu anda sevdiği birisi varmış (tabii ki yeni erkek arkadaşı). hayatta surf yapıyormuş...

    aldatıldığımı hiç düşünmemiştim. beyninden vurulmuşa dönmek bu olsa gerek. birden ellerim (sol kolum dahil) uyuşmaya başladı ki hala uyuşuyor (muhtemelen bir kalp krizi başlangıcı, umarım bu entryyi bitirebilirim ki aslında muhtemelen geçecek, kalp krizi geçirme ihtimalim şu an % 20 den az ama...... feci uyuştu bu son sözü yazınca be...) (of... hala uyuşuyor...) ve durmak bilmeyen bir titreme geldi kollarıma. aradan 1 saat geçti. "beni ara" dedim demin onu aradığımda(onu aradım tabi hemen okuyunca. tahmin edin ne oldu? yeni sevgilisiyle yemekte şu an. telefondan gelen ortam seslerinden anladım. yalan söylemeyi düşünmesine bile fırsat vermeden sordum hemen "onunla yemekte misin bebek?" diye. sesim titredi sorarken. o an daha da beter uyuştu kollarım. feci bir titreme geldi pazularımdan ellerime. ellerime yayıldı uyuşukluk. aldatılmanın ağrısı tam olarak bu olsa herek. yürek ağrısı bu, gönül ağrısı, kırılmış kalbin ağrısı bu sanırım... onunla yemektesin değil mi diye sordum. "evet" dedi. sesinde tam bir tiyatro vardı. "bunu sonra konuşalım mı?"dedi çok kibar. büyük orospu demek istemiyorum. ama çok sinirlendim. çok kızdım ona. resmen paçavrasıymışım be!..). aramasını bekliyorum hala. ararım demişti ama bence aramayacak. sevişmeye gidecek onunla. evin kapısından girer girmez yapışacak adama. arabada da tacizde bulunacak şakayla karışık. 2 kere sevişecekler. bir gece 'yarım'a kadar, eve yeni geldiklerinde. diğeri de 1 buçuktan biraz sonra, yatağa girdikten 5 dakika sonra (tiksindim kendimden ve hasta psikolojimden, ama aldatıldığını öğrenen insan psikolojisi entrysi bu vesselam. bir de maykıl jeksın şarkıcısı var ama o mevzuya girecek değilim[al işte hasta psikoloji böyle oluyor kardeşim, ağır hasta olmuşum ben:(].)... sonra uyuyacaklar. sabah beraber duş... biliyorum bunları. bunlar onun tarzı...

    onu bunu bırakın da kollarım hala titriyor. bu son 1 saat içerisinde intihar etmeyi planladım. içeride kuvvetli bir uyku hapım var. çantanın içinde duruyor. şarap da var. ölmek için güzel bir gece. 40 tane uyku hapı ve bir şişe "bizim" şarabımızdan (aynı mumlar yanıyor hala bebek. aynı şarkılar çalıyor hala...). hala arada düşünüyorum bu gece ölmeyi. ama demin de aynı şey aklıma geldi. bir işe yarayacak mı ölmem? farz-ı misal yuttum 40 tane çok ağır uyku hapını(valla ağır bak, taşak geçmeyin hiç. ciddiyim ben:)); yanına da bir şişe şarap içtim. uyku bastırdı. eeee? öldüm. çok süper. ben hep genç ölmek istemişimdir zaten. efsane olursun aile, eş dost eşrafında, kurt cobain olursun şerefsizim... genç ölürsün işte. tam ölmek istediğim şekil. hayatımın baharında, işinde başarılı, hayatta da başarılı görünen ben (yok lan yok, gaza getirdim kendimi... ne kadar büyük bir "loser" olduğumu öğrenmek için: (bkz: radiyogafa))... muhteşem bir senaryo...

    hep ateşli silahla intihar etmek istemişimdir bu arada lafın arasında, ama tüfeğimi uğurdan daha almadım. 2 ay sonra falan herhalde. alınca belki... ama bu gece mümkün değil. haplar da fena değil. bu hapları ırak'tan aldım. oradan bile güçlükle aldım. o kadar illegal haplar yani anlayın... eczanelere gittim önce, vermediler. çok para bile versem vermediler. sonra araya adam soktum. dilovan diye iş bitirici bir türkmen çocuk. "fixer". buldu geldi bana en ağırından. 39 tane var. birisini ben içtim denemek için ilk gün. yeni alınan bir tabancayla yapılan ilk deneme atışı gibi. mutlak muvaffakiyet. bebek gibi uyudum. neyse konuya dönelim. yoksa normalde 40 taneydiler ilk aldıklarımda. kolay uyuşmayan ben bile zınk diye uyudum bir tanesiyle tavuk gibi. yani kesin öldürecek bu haplar vesselam da. birşey değişecek mi? benim bebeğim, ki pek bebeğim diyesim yok ona bu gece bu olanlardan sonra... o, şu an birisiyle beraber. ve ona da aşık muhtemelen. onu da seviyormuş. kendisi yazmış blogda, birisini seviyor musun sorusuna evet demiş... onunla da evlilik nasıl gider diye merak ediyor muhtemelen. o çocuk da buna muhtemelen yakında evlenme teklif eder. en geç 1 aya kadar. onun evlenme teklifini de kabul edecek. e o zaman? ben artık değersizim bunu biliyoruz. ha elbet üzülür ben ölünce. çok üzülür hem de (acaba mı yoksa?)... ama hayatı devam edecek. sırf ben kendimi öldürdüm diye kendini heba edecek değil ya! ağlarsa 3 gün ağlayacak. 5 sene hatırlayacak. sonra yok. bitti. bir kadın, 5 sene sonra beni hatırlamayacak bir kadın için intihar etmek? ha ben o'nun uğruna ölmeye değer diyorum orası ayrı, mamafih ben onu bu kadar çok severken o beni hiç sevdi mi ki? bilmiyorum. bilmek de istemiyorum. hala kollarım uyuşuyor..."

    edit: aslında edit değil de bu, şimdi yazacaklarımı demin entrynin sonuna yazacaktım. unuttum "uyuşmadan": neydi lan? hah: makara olacaz bu entryyle cümle aleme ama sikimde bile değil. inan! çok acıdı kalbim be. sıçmak lazımdı bir yere*. ben de buraya sıçtım...
  • ilk anda psikolojisi falan yoktur bunun. aldatıldığını öğrenen insanın hissettiği tek şey önce beyine vurulan çekiç darbesi gibi bişeydir. bunun daha formal tanımı şok da olabilir. aldatıldığını öğrenmenin takip eden günlerinde insan ezik, değersiz, aptal yerine konmuş hisseder kendini uzunca bi süre. sonra her travma gibi bunu da atlatır yoluna devam eder...
  • aldatıldığından suphelenmekten daha iyi bir durumdur. çünkü şüphe var ise o ilişki aldatılıyorsanız da biter, aldatılmıyorsanız da.
  • ilk tepki şok ve gerçeği reddetmeyle başlar. sonra bir süre öfke hüküm sürer. ardındansa üzüntü ağır basar. aylarca veya yıllarca sürebilir bu depresyon hali.

    böyle bir travmadan sonra hayatını zaman içinde geri toparlayamayan insanların mutlaka bir psikaytrist görmesi ve uygun görülürse kafasını tekrar toplamasını sağlayacak bir ilaç kullanması gerekir.

    ama her şey gibi bu da atlatılır. hiçbir şey size değmez. tecrübeyle sabittir.