şükela:  tümü | bugün
  • aldatmayan erkek vardır. aldatmayan erkeği çekici bulan kadın yoktur.
  • 1.5 senelik ilişkimi, göz ucuyla bile başka kadına bakmadan geçirdim. sonuç?
    elbetteki terk edilmek.

    aldatın amına koyayım ya. kıymete binersiniz.
    sorun buradaki kadınlara, çoğunluğunun aşık olduğu adam ya aldatmıştır ya da aldatma teşebbüsünde bulunmuştur.
    bu yüzden kadınlar onlara aşıktır zaten.

    sayın erkekler, aşık bile olsanız bi ayağınız kapının dışında olsun. taktiksiz aşk en son tarık akan filmlerinde kaldı.

    (bkz: come to the dark side we have cookies)
  • 3 senemi kafam önde yürüyerek geçirdim. sonuç?

    ayrıldıktan sonra beni 2 defa aldattığını arkadaşlarından dinledim.

    (bkz: based on a true story)
  • vicdan muhakemesi yapamayan, kendisine ait belli ahlak presipleri, oturmuş karakteri ve kendisine ait belli bir hayat felsefesi olmayan, yalnız kalmayı beceremeniş, kim olduğunu bilmeyen, kimlik bunalımı yaşayan bütün kadınlar ve erkekler aldatır.

    şimdilerde sayısı bir hayli fazla bu insanların. bu aldatma potansiyeli yüksek bütün kadın ve erkekler bunu flört adı altında yürütüyorlar. aynı anda birden çok kişiye boncuk dağıtmanın, hafif meşrepliğin adını da flört koymuşlar. şimdiye kadar olan flört dönemlerimde bir başkasıyla flört ederken, başkasına yürümedim. bunu vicdan mastürbasyonu yapmak için söylemiyorum. ancak ne kadar değer verirseniz, o kadar değer görürsünüz. ben flörtöz bir insanım vs lafları sizi ancak lümpen insanların etrafında yüceltir, onun dışında çok ciddiye alınmazsınız.

    flört dönemine karşı değilim, hatta belki de başlayacak olan bir ilişkinin de en güzel evresidir. ancak ben bağlanamıyorum, benim karar verme problemim var o yüzden aynı anda 3 kişiyle konuşuyorum, tek kişiye odaklanamıyorum, anlayacağınız kendime saygım olmayan bir ilgi budalasıyım, belli bir ahlak anlayışı benimsemeyecek kadar da boş bir insanım bu yüzden yapıyorum deyin. flört diye kılıflar uydurup, böyle güzel şeylerin de içini boşaltmayın.

    önce yalnız kalıp, kendinizi keşfedin, özünüzü bilin, özgürlüğü hayatın merkezine alın, yaptığınız bütün davranışlardan bütün insanlığın sorumlu olduğuna, herkesi etkileyeceğini öğrenin sonra empati yaparak kendi ahlak felsefenizi, anlayışınızı ve prensiplerinizi belirleyin. bu konuda bir ahlak prensibiniz yoksa; empati yaparak aldatılan kişinin ne hissettiğini, hayatını nasıl mahvettiğinizi görün. belki o zaman aldatmayan insanların olduğuna ikna olursunuz.

    son olarak; “aldatmayan erkeğin/kadının olmaması” diyen kişi aldatma ihtimali olan kişidir. karşıdaki bireyin beni aldatıp, aldatmayacağına kendimden yola çıkarak cevap aramaya çalışırım. siz de daima kendinizden yola çıkarak bu durumu ele alın. sizin aldatma potansiyeliniz ne kadar yüksekse; sevgilinizin sizi aldatma ihtimali de o kadar yüksektir. önce siz kendinizden başlayın sevgili dostlarım. belki aldatılabilirsiniz, belki sizi de üzerler. üzülmemiş insan var mı? elbette yok. siz doğru olun, layığınızı elbette bulacaksınız.
  • aldatmayan erkek vardır fakat onu seven var mıdır?

    edit; imla.
  • enseyi karartmayın kızlar, var böyle erkekler.

    ama çok garip ki bu erkekleri de harcayan hemcinslerinizden geçilmiyor ortalık. çok garip bir denklem esasen bu ama ne yazık ki her zaman yaklaşık aynı eksende seyir halinde.

    kenan'ı tanımanızı isterdim. intihar etti geçen yıl, boşanma yıldönümünde. kenan fena düzgün bir adamdı. hatta arkadaş ortamında fazlaca taşak konusu olurdu köpek sadakatine sahip oluşu. ben "senin yaptığın doğrusu kankacım" derdim kenan'a, şişeleri vururduk. öteki ibneler de evde yaşadıkları diyalogların acısını çıkartırlardı kendilerince. bana sorun.

    ayten serhat'a sarardı "şu kenan'ı örnek al azıcık" diye. inci gökhan'ın kafasını sikerdi "kenan kurs açsa yazdırırım seni" diye. iki çocuğuna iyi baba, eşine iyi koca. ben "senin yaptığın doğrusu kankacım" derdim kadıköy'de caferağa'da sokak ortasında içerken yoldan geçen bir kız yeşil gözlerine bakmaya çalışırken bizimki kafasını başka tarafa çevirdikçe. "erkek dediğin" derdi serhat, "olum hiç aldatmadın mı yeşim'i" derdi öteki dallama, kenan gülerdi yarımağız. biraz kibir yaptığı bile olurdu ki hakkıdır.

    neyse gel zaman git zaman kötü yakalıyor filiz'i. hani filiz ile kenan'ı yanyana koysak şu yolda "ulan çocuğa bak, kızdaki tipe bak" diyeceğiniz türden bir eşitsizliğin iki tarafı olurlar. x'e değer vereni siksinler. kenan vermiş değer belli ki. bankada iyi hissetmiyor, eve gidiyor bizimki. çocuklar okulda, kafa dalgın dalıyor eve. manzarayı görüyor ama onu görmüyorlar. usulca çıkıyor evden geri. "ikisini de doğrasam dedim kanka" diyor, ne denir ki böyle durumlarda ben bilmiyorum tabi. bir de cenazelerde böyle olurum, ne denir ki? hani orada "başın sağolsun" falan bir nebze. denmez ki, neyin başı sağolacak. sevmiş bir de adam yeşil gözleriyle sevmiş. "çocuklar geldi aklıma" diyor. "allah bağışlasın" mı demeli, "müsaitse" diye eklemeli mi, huyum bu neticede. susuyorum ben tabi, içiyoruz. hep yarım ağız gülerek ıslak ıslık çalarak içtiğimiz boku cenaze kaldırmaya içiyoruz işte aynı yerde oturup da aynı şekilde. "senin yaptığın" diyorum, devamı gelmiyor içimden. öteki ibnelere haber bile vermiyoruz, sanırım kafası kaldırmaz diye düşünüyoruz. hani biraz da patavatsızlar kalkıp da şaka yollu bir laf ederler, böyle durumlarda ben gibi laf erbabı bile susuverirken onlar kalkıp bir laf ederler falan.

    mahkeme günü geliyor, bizimkinin elinde bir kanıt yok, delil yok, belge yok... hiç bir şey yok. inkar ediyor yeşim, nafaka diyor. "ulan" diyorum içimden, hakim duymuyor dediğimi. küçük bir mahkeme salonunda görülüyor dava. yeşim ile göz göze geliyoruz en son bir mahkeme salonunda bir kadınla gözgöze geldiğimde kendi boşanma davama girmiştim, şahit yoktu, ihanet yoktu. biz şiddetli geçinememiştik. aslında şiddet de yoktu, geçinememiştik sadece. bu çok başka bir durumdu. boka bakar bakışlarımı yanımda getirmiştim neyse ki, gözgöze geldiğimiz anda göz bebeklerimdelerdi. söz bana gelmişti. "hakim bey, kenan erkek erkeğe buluşmalarımızda sadakatiyle ortama dalga konusu olan, arkadaş çevremizin evlerinde yaşanan tartışmalarda örnek gösterilen kocadır. ötekiler de burada olsalardı anlatırlardı size." dedim, bir anlamı yoktu tabi bunun. mahkeme bilgi, belge falan filan isterdi.

    boşandılar, içi rahat etmese de çocukların velayetinden nafakalarına her şey karara bağlandı, bir kaç ay süren mahkemenin sonunda. ara ara görüştük kenan'la. ailesinin yanına kütahya'ya döndü sonra. sonra haberini aldık, intihar etmiş.

    gelmiş burada "aldatmayan erkek" falan diye hötörötlük yapıyorsunuz ya, ben haberini aldıktan sonra aldatmayanın aldanacağına çok inandım. bunu sadece cinsel-duygusal bir ihanet olarak düşünmeyin. ben o gün aldatmayanın sadakatinden ölebileceğine inandım. o günden sonra almadım kimseyi hayatıma. hoş zaten yalanlar dünyasının pembe dizi ilişkileri de çok hitap etmiyordu ruhuma ama o günden sonra kimseyi dahil etmedim oralara. ben ölme hakkımı, daha önceleri bir yerlerde kullandım diye.

    aldatmayan erkek, erkekler var. öldürmezseniz makbule geçecek.

    dipnot: yeşim iki isimliydi, bir yazar söyleyince farkettim boka bakar gibi baktığım sırada sevmediği ismiyle anarak sinirlerini bozdum gıyabında kendisinin.
  • aldatmayan nahif ve iyi erkeklere de bakmıyorsunuz kızlar. geçin bu ayaklari
  • 7 yıl flört ettik 6 yıldır da evliyiz çok şükür hiç öyle şeyleri düşünmedim. etrafta yok mu seni ayartmaya çalışan kadın? tabi ki elbette var ama bu sizin kendinize eşinize ve çocuklarınıza olan sevginizle saygınızla ilgili. eğer mutluysanız her şey yolunda gidiyor ise insan aldatmaz, ama geçimsizlik varsa saygı bitmişse, ayda 1 sevişiyorsanız ve eşinizi arzulamıyorsanız ilişkiyi yürütmek zor olabilir. o zaman da aldatmayın ulan hırbolar eşinizle konuşup insan gibi yolları ayırın çok mu zor?
  • aldatmayanı aldatıyorlar kadın erkek fark etmez. saçma bir döngü oldu insanlar elindekinin kıymetini bilmiyor.
  • şu ana kadar birlikte olduğum hiç bir kadını aldatmadığımı gururla söyleyebilirim. olması gereken de zaten budur arkadaşlar. matah olan aldatmak değil, sevmek ve saygı duymaktır.