aynı isimde "alef" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
1455 entry daha
  • yazacak bir şey kalmamış gerçi. olsun herkes kadar benim de saçmala hakkım var. başlayalım:

    ben beğendim diziyi, sevdiğim mevzular, hayatımın bir döneminde 'o işler'e bulaşmış, eski bir 'derviş bozuntusu' olarak beğendim.
    diziyi kıyasıya eleştirenleri, hayal kırıklığına uğrayanları da anlıyorum ama bu da bir seviye, böyle böyle, daha iyiler gelecek...

    sanırım iki bin yılıydı, ahmet yaşar ocak ın osmanlı toplumunda zındıklar ve mülhidler kitabını alıp okudum, hayran olmuştum, çünkü bilmiyorduk yani, sünni/ hanefi/ türk saç ayağı dışında bir başka bakış açımız yoktu. neyse işte. yalnız kitap sonradan defalarca baskı yaptı ve sürekli genişletildi. bu son diye alıyorum iki sene sonra hoca, yeniden geliştiriyor.

    diziye dönersek: konu ilginç. bunda herkes mutabık. hep böyle olmuş işte. birileri kendini ortodoks ilan edip başka birilerine heteredoks demiş, 'dairenin dışı' na atmış. şimdi de öyle değil mi, anında 'vatan haini' ilan edilebiliyorsunuz.

    hep söylenmiş, senaryo sorunlu diye. katılıyorum. daha özenli olabilirdi. çünkü bazen öyle diyaloglar vardı ki insan gülüyor haliyle, çünkü türkiyede kimse böyle konuşmuyor. kenan imirzalıoğlu bu karaktere hiç oturmamış. daha depresif tipli, daha travmatik biri lazımdı. ayrıca oyunculuğunu da beğenmedim. kütük gibi oynuyor. settar, ahmet mümtaz taylan cuk oturmuş. oynamıyor, zaten öyle biri. diğer tüm rollerini bize unutturuyor. oğlunu yitirmiş travmalı bir polis nasıl olur, aha böyle olur diyor adam. kemal, uk' ta yaşamış, orada eğitim görmüş güya, bu inandırıcı değil, havada kalmış, ne mimiklerinde ne jestlerinde 'dışarıda yaşamış' birinin havası var. kemal'in sırf klasik müzik dinleyip viski içmesiyle bunu veremezsiniz. bunlar önemli ayrıntılar ve iyi diziler seyirciyi tam da bu ayrıntılarla cezbeder.

    vahdeti vücud nedir, vahdeti mevcut nedir...diye sorması da tuhaf. sabaha kadar çalışıyorsun bunlar mutlaka önüne çıktı muhtemelen, neden bakmıyorsun kemal efendi...
    yaşar hanım kaynak getiriyor, iki tane kitap, hepsi o kadar mı? koskoca üniversitede hocasın, hepi topu iki adet 'kaynak' mı?

    şu müdür iyi olmuş. cahil, yetersiz ve kıro. iyi de oynamış adam. kemal ve yaşar karakterleri karton gibi, derinliği yok, belki dizinin mini dizi olmasıyla da ilgilidir bu durum. yani belki dört sezon süren bir dizi olsa belki çok daha derinleşeceklerdi.

    cihangir tiplemesi, işte diziye minik bir aroma, cezbedici ayrıntı dediğim bu. gerçekçi yan karakterler. yan karakter ne demekse!

    katil de aceleye gelmiş, son sahnede birkaç cümle. öyle olmamalıydı.

    yine de... iyiydi. kasvetli atmosfer, sarı ışıklar, mezarlık sahneleri, istanbul manzaraları...
    settarın ağzında yapılan eleştiriler de fena değildi hani. garson çocuğa çektiği nutuk, bizim seri katilimiz bile umutsuz deyip bütün bir topluma getirdiği eleştiri... hepten de çöpe atmayalım senaryoyu...
  • elinin altında o kadar çeşitli ve işlenecek alt başlıklar varken neden basit bir sonuçla bittiğini anlayamadığım dizi.
    --- spoiler ---

    hepsini gösterip hiçbir sonuca bağlamadan, mesaj vermeden geçilmiş. içerde ortodokslar, transeksüeller, birbirinden farklı felsefeler, tarikatlar cirit atıyor ama sen ikili ilişki üzerinden intikam sonu yapıp salaktan homofobik olmayın mesajı verip bitiriyorsun.
    --- spoiler ---
  • emin alper polisiye çekmeyi bıraksın. zira polisiye böyle bir şey değil. neresinden tutsanız elinizde kalıyor. elinizde böyle derinlikli, güzel bir konu varken rezil etmeyi başarmak da ayrı bir takdiri hak ediyor. 8 bölümlük dizide akılda kalıcı tek bir replik dahi yok. karakterler derinliksiz, kişiliksiz, yalapşap yaratılmış.

    polisiyenin kendine has bir işleyişi vardır. karakterler mutlaka göze batar, kişiler arası çatışmalar oldukça derinliklidir. bu dizide cinayetleri resmen o iki asistan tip çözdü. ahmet mümtaz taylan ve kenan imirzalıoğlu konu mankeni olarak dolandı ortalıkta.

    işin boktan yanı ne biliyor musunuz? 8 bölüm izledim, ama bir tane karakter ismi yok hafızamda. hala gerçek isimleriyle hitap ediyorum. o kadar sönük, o kadar büyük bir hayal kırıklığı alef...
  • bir film süresine sığabilecek senaryoyu 8 bölüm olarak izlettirdiler.
  • reklamlarını izledikten ve bantmag'deki röportajı okuduktan sonra merakla beklediğim bir diziydi.
    röportajda emin alper şöyle diyor,
    "ben de bir süredir senaryosunu seveceğim bir dizide yönetmenlik yapabileceğimi düşünüyordum. böyle bir proje gelince de harekete geçtim. burada benim için en dikkate değer zorlama, senaryosu bana ait olmayan bir işi çekmekti. benim için o kadar ayrılmaz şeylerdi ki senaryo yazma ve çekme, bu ikisini nasıl ayıracağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. nitekim tam da bu yüzden senaryo yazımı sürecine eşlik etmek istedim. emre bölümleri yazdıkça hep birlikte uzun uzun tartıştık, emre’ye feedbackler verdik. ben bazen küçük küçük bölümler yazıp emre’ye gönderdim. bu süreç zarfında da senaryoyu sindirecek zamanı buldum."

    kardeş madem böyle, birkaç sorum var o vakit.
    1) kenan imirzalıoğlu (kemal) ingiliz aksanı konuşmuyor, hatta dizide sadece kemal'ın londra'daki arkadaşı ingiliz aksanıyla konuşuyor. hatta kemal bir telefon konuşmasına "hey man" diye başlıyor, halbuki "hey mate" deseydi biraz daha londoner olmaz mıydı? ya da kemal new york'tan gelse daha mantıklı olurdu.
    2) kemal scotlandyard'dan gelmiş, ama bir tane anı bir tane hikaye dinleyemedik, keşke kemal kendisini biraz daha tanıtsaydı bize.
    3) kemal'ın yaşar (melisa sözen) ile olan diyologları wikipedia ve "ee naber"in ötesine geçemiyor. bu konu sadece kemal ve yaşar arasındaki diyaloglarda değil, dizinin genelindeki diğer diyaloglarda da yaşanıyor. aşırı teknik terime dayalı bir konuşma yarat, oralarda settar (ahmet mümtaz taylan) varsa o babacan ve sinirli tavrı ile içine biraz insanlık ve gündelik hayat katarmış gibi olsun, bu kadar.
    4) filozof adli tabip, arap (müfit kayacan), 2010'larda kalmadı mı artık (2000'lerin csı las vegas'ı geldi sürekli aklıma)? yani karakterdir öyle yazılması gerekiyordur hikaye bütünlüğü sağlayacaktır diyeceğim de dizide herkes zaten ana brittannica, arap biraz bir zamanlar anadolu'dan çıkıp gelse kötü olmazdı bence.
    5) cinayeti araştıran ekibin kimin nesi olduğunu bilmiyoruz, boru değil 8 bölüm çekmişsiniz, az biraz o çocukların da hayatlarını tanıyabilseydik diyeceğim ancak biz başrollerin bile hayatlarına vakıf olamadık. settar'ın hayatını biraz daha detaylı işlemişler ancak ingiliz kemal sadece teknik terim konuşan, naber diyen, lütfen ile "bunları size teslim edeceğim" gibi güven veren cümleler kuran ve aile acısı çeken koca bir boşluktan ibaret. abi ne yaptın londra'da, nasıl polis oldun orda, ne sorunların vardı karınla, londra'da ne yordu sizi, scotlandyard'da neler gördün bi avcı lokalinde rakı masasında anlatıverseydin.
    6) görüntülerdeki pastel renkler, ışığın kullanılışı ve uygulanan filtreler çok hoş, şahsiyette takdir toplamıştı zaten bunlar. ancak dizideki kilit sahnelerde yaratılan süreksizlikler, diziye kapılıp gitmenize oldukça engel oluyor. neden bu kadar süreksiz, zırt bırt sahne değiştiren bir metot izlemişler bilmiyorum ama sahnelere şöyle bir dalıp gidemiyorsunuz, mevcut sahneyi doya doya izleyemiyorsunuz.
    7) osmanlı'daki hikayelere bir canlandırma yaratmışlar, ancak mevcut canlandırmalar bir belgesel canlandırmasından öteye geçememiş.

    dizideki güzel şeyler,

    1) geniş ekran, kubrickvari çekimler çok güzeldi. tek sıkıntım süreksizliklerde(sinemada böyle bir terim var mı bilmiyorum ama burada anlatmak istediğim, bir hikayeyi anlatırken çok güzel bir sahne çekilirken zort pırt orayı burayı gereksiz yere gösterip çevresel faktörleri hikayey entegrte edeceğim derken çevresel faktörler ile hikayenin sürekliliğini baltalamak.)
    2) müzikler ve mercan dede olabilecek her yerde özenle seçilmiş müziklerin döşenmesi bence çok güzeldi. (bu baskıları göğüslediği için emin alper :kalp)
    3) görüntü, sanat, ses ve makyaj departmanları gerçekten çok iyi iş başarmış.
    diziden beklentim çok yüksekti, ancak hevesim havada kaldı diyebilirim.
    eşitlik, adalet, liyakat ve iktidar alt başlıklarının bir polisiye hikayesi içinde işlendiği ve osmanlı'dan gelen hikayesi ile izleyiciyi ekrana bağlayacağını düşündüğüm dizide yer bulan sığlıklar malesef dizinin derinliklerine inmenize ve kendinizi diziye kaptırmanıza engel oluyor.
  • izleyecek olanlar için bir hatırlatma, fx sansürlü yayınlıyor blutv yayınını izleyin

    orhan pamuk'un benim adım kırmızı romanındaki gibi tasavvufi/dini bir polisiye (bana ait bir isimlendirmedir telifimi isterim*)

    se7en gibi karanlık kasvetli bir atmosfer var. dizide güneş ışığı neredeyse hiç yok. se7en nasıl ki hıristiyanlık ile ilgiliyse bu da islamiyet tasavvufi tarikatlar dergahlar ile ilgili. bizden bir dizi yani. tarikatlara ilgisi olanlar için bu açıdan daha cezbedici olacaktır.

    hikayenin yanısıra teknik olarak daha başarılı. ışıklandırmalar atmosfer mekanlar şahane, özellikle settar komiserin gittiği yerler. yine de bu açıdan bir şahsiyet değil. şahsiyet demişken, genel olarak da şahsiyet gibi değil. alıp götüren bir oyunculuk performansı da yok, hikaye de şahsiyet gibi vurucu değil.

    bence dizinin en büyük sorunlarından biri sürükleyicilik sorunu. ilk 4 bölüm çok iyi şahane bir giriş yapıyor cuma gelse de izlesem diyorsun, sonra 5-6-7'de tempo baya düşüyor ve 8. bölümde de tüm her şeyi açıklıyor. hikayenin bölümlere dağılımında sorun olmuş sanki.
    bir de çok fazla isim falan var bir süre sonra kim neydi o kimdi kafa karışıyor ama merak etmeyin hepsinin cevabını veriyor. ayrıca bazı güncel mevzulara da gönderme yapıyor*

    ben bu tip yerli internet dizilerinin hep desteklenmesi taraftarı oldum ve bu dizinin de desteklenmesi taraftarıyım.
    ana akım medyada hala yakışıklı zengin holding patronu & ortalama güzel romantik kız aşkı işleniyor, en son kerem bursin dizisi çıkacakmış böyle, bunu göz önüne alınca bu diziye burun kıvırmak haksızlık olur.

    hem oldukça iddialı oyuncular isimler var. eksiğine gediğine rağmen izlenesi bir yapım olmuş.
  • ne dersek diyelim bu boş türk yapımları sofrasında gayette izlenesi bir yapım olmuş.

    evet ilk başta cidden çok sağlam başladı ancak öyle devam etmedi. ancak istanbul’un çok güzel kullanıldığını düşünüyorum. eldeki malzeme cidden çok değerli.

    umarım yapımcısı yeterli parayı kazanırda bu tip projelere devam ederler.

    o kıyasladığınız amerikan yapımlarının yanında kaç yüz tane sırf bir senede çekilen ve tutmayan dizi var tahmin edemezsiniz... buna sektör deniyor işte. umarım kalbur üstü çekim sektörümüzde oturur ve her sene en az 4-5 tane böyle yapım izleriz.
  • dün bitirme fırsatımın olduğu gereksiz zaman kaybı olan dizi.

    bir şahsiyet dizisine bakın, bir de buna. blu tv özel yapımı olacak bide peh.
  • bir hocam vardı, üç tane notu vardı: nakıs-vasat-iyi. asla pekiyi vermezdi. *

    --- spoiler ---

    final itibariyle senaryo için notum ne yazık ki nakıs. osmanlı'nın sünni islamı resmi mezhebi yapmasıyla hem konstantiniyye'deki hem de anadolu'daki dervişlere ve ahaliye ettiği eziyetler gibi son derece zengin bir konu var. tekke yakma sahnesindeki flashback ile biraz heyecanlanır gibi oldum ama muhtemelen maliyeti kısmak için ucundan gösterip geçtiler. ahmet ümit'in patasana romanı gibi geçmiş ve bugünkü zaman çizgilerinin birlikte ilerlediği iki ayrı zaman çizgisi olsaydı dadından yinmezdi diye düşünüyorum.* patasana da çok iyi bir polisiyedir, yapımcılar bunu bir düşünsün.*

    görüntü yönetimine notum pekiyi. 21. yüzyıl teknolojisi ile konstantiniyye'yi en güzel resmeden ressam ivan ayvazovski'nin resimleri gibi kareler izledik, çekenlerin emeğine sağlık.

    melisa sözen'e olayın düğümlendiği, kilit rollerden biri verilmiş ama kabiliyetsiz olduğu için karakteri rezil etmiş. ona değil, ona rolü verenlere kızmak lazım.

    kemal'in eşi ve kızının mevzusu neydi, neden dizi boyunca hortlak izleyip durduk, senarist arkadaş açıklasın biz de anlayalım. dizide bir halt anlaşılmıyor zira.

    --- spoiler ---

    senaryo konusu düzeltilirse biz de bron/broen, forbrydelsen gibi kaliteli polisiye diziler çekeriz diye düşünüyorum.
  • dizi fena değil bence. grange romanı havası vermeye çalışmışlar. kesinlikle türk dizi standartlarının üzerinde. çıta o kadar düşük ki zaten, ülkede izlenebilir dizi yapılması bile tatmin ediyor artık.

    - "memurlar mesai saatinde çalışır kemal efendi" gibi repliklerle her bölümde bir memur göndermesi var. yazarımızın memurlarla bir alıp veremediği var sanırım.

    - 3. bölümde doçent olan hanım kızımızın 4. bölümde prof olması biraz hızlı olmuş. arada bari konferanslarda gezeceğine dosya toparlasaymış kim verdi bunun profluk dosyasını.

    - gereksiz hikayeler çok fazla olmuş. "ceset buzluktan çıkalı 3 gün olmuş" demek için 5 dk hikaye anlatılması gereksiz.

    - kitap cümleleri çok fazla: "her şey belirli bir patikayı takip ediyor." hangi komiser bu cümlelerle konuşuyor bu ülkede.

    - "senin güttüğün koyun kadar çoban siktim ben." güldürdü. yaratıcı küfürler veritabanına eklenmeli.
1 entry daha