şükela:  tümü | bugün
  • ruh âlemi ile, madde, varlık âlemindeki şekillerin ayna gibi görüntüsünü yansıtan âlemdir. varlık âlemi olmayıp, görünen bir âlemdir. ayna gibi olduğu düşünülür...
  • uyku esnasında, ruhun bedenden ayrılıp gezindiği sanal alemdir.
  • simgeler/yansımalar alemidir. mistik/tasavvufi inanışlarda alem'in/evren'in/kozmos/un dünya ile arasındaki geçit yeridir alem-i misal. inanışlara göre, ilahi alem'den maddi alem'e yani dünya'ya geçerken, ruhların geçiş yoludur burası.

    platon/eflatun'un idealar dünyası'nın hemen hemen aynısıdır; kısmen de olsa, karşılığıdır...
  • alem-i misal varlıkta bir katmandır ki, çok ince, sübtil, latif bir materyalden teşekkül etmiştir. alem-i misalin hallerini iyi anlayabilirsek ahiret muamelelerini de rahatlıkla anlayabiliriz.

    derviş, sülukunun* belli bir aşamasında alem-i misale giriş yapar. kendisinde bulunan tüm manalar orada suret bulurlar veya kendi iradesi ile de istediği suretleri elde eder; çünkü burada sadece düşünmekle bile istediğimiz suretleri elde edebiliriz. mesela kendimizi nefis bir bahçede, çiçekler arasında, bülbüllerin şakımalarını dinlerken hayal etsek, alem-i misalin latif ortamı derhal etkilenecek ve bize hayal ettiğimiz ortamı sunacaktır.

    diğer yandan, faraza kötü hayaller kuracak olsak, o da aynen karşımıza çıkacaktır. hırsızların malımızı çaldığnı, sapıkların dadandığını, cinayete kurban gittiğimizi vs...

    elbette burada hemen soracaksınız, "niçin kötü hayaller kurayım ki? deli miyim ben? en güzel hayalleri kurup, istediğim zevkleri yaşarım, keyfime bakarım"

    ancak işler öyle yürümüyor maalesef; çünkü orada irade bir noktaya kadar geçerlidir. bir müddet sonra tüm bilincimiz oraya kendini dökecektir; bilinçaltımız da dahil. bu durumda bilinçaltımızda yatan tüm korkular, endişeler, hastalıklar, sapıklıklar bir bir karşımıza çıkacaktır. temizlenmemiş bir bilinçaltı bize tam manasıyla cehennemi yaşatacaktır. tecavüz edecekler,işkence yapacaklar, dövecekler, sövecekler, çalacaklar, hapsedecekler vs....

    ama dikkat edin! aslında kimsenin bize bir şey yaptığı yok; sadece kendi bilinçaltı pisliklerimizle yüzleşiyoruz, hepsi o kadar.

    dünyada iken yaşanan alem-i misal keşifleri kesintili, fasılalıdır, çünkü dünyevi işler araya girer, ama kabir hayatı saf bir alem-i misal deneyimidir.

    ahiret ortamında da işler aynen bu şekilde cereyan eder. başlıca fark şudur: kabirdeki ve alem-i misal'deki olaylar rüya kabilindendir ama ahiretteki oluşlar gerçektir.

    bu durumda, "cehennemde ateş yoktur, herkes oraya kendi ateşini dünyadan götürür" sözünün ne manaya geldiği de, anlaşılmıştır umarım.
  • birdenbire uzakta yedi mum gördüm. o kıyıya, mumların bulunduğu yere doğru koştum. o yedi mumun her birinin nûru pek hoş bir şekilde gökyüzüne kadar yükselmişti. şaşırdım kaldım, hattâ bu hale, şaşkınlık bile şaşırdı. hayret dalgası aklın başını aştı. bunlar ne çeşit mum? bunları kim uyandırmış, kim parlatmıştı? bu kadar parlak oldukları halde, halkın gözleri nasıl oluyordu da bu mumları göremiyordu? aydan daha parlak olan bu mumların karşısında halk, nasıl oluyordu da başka kandil aramakta idi. *

    *sarih ismail ankaravî hazretlerine göre bu yedi mum, velîlerin en ileri gelenlerinden olan ve yaşayan abdalları, yedileri göstermektedir. dakûkî onların maddî varlıklarını görmeden önce rûhaniyet ve nûraniyetlerini görmüştür. çünkü dünya ile âhiret arasında âlem-i misal denilen bir âlem vardır. dünyada bulunan her şeyin orada bir misali, benzeri vardır. o misal çoğu zaman başka sûrette görünür. mesela: bilgi;orada süt, aşk; şarab, bilginler; meyveli ağaç, velîler de; parlak mum olarak görünür. görülen rüyaların çoğu bu misal âlemindendir. kemâl sâhibi insanlar, o âlemi o rüya halinde; seçkin kişiler ise uyanık gibi görebilirler." (mesnevi, şefik can)

    acaba meyveli ağacı taşlarlar, mum dibine ışık vermez gibi atasözleri buradan mı geliyor?

    ek:" japonya’da, hindistan’da da bir çok şenliklerin ardında dini motifler yatmaktadır. ilginç bir şey söyleyeyim. selçuklular zamanında elazığ - kayseri ekseninde yerleşmiş olan evhadi dervişlerinin dolunay zamanında ellerinde çerağlarla zikrettikleri bilgisine sahibiz. elde mumlarla zikredilmesi ayin-i şerifi günümüzde elazığ yöresi çayda çıra halk dansı haline dönmüşse tam da kasdettiğimiz hadisedir." (mahmud erol kılıç)
  • alt'taki üst'tekinin devamıdır. alt kat üst katı yansıtır. alemleri birbiri içinde yuvalanmış daireler gibi düşünürsek biz en içteki en küçük daireyiz. üste doğru 7 daire tarafından kuşatılmışız. insan bu yüzden bütün âlemlerin yükünü çeken bunun eziyeti altında inim inim inleyen çok aziz bir varlık. tanrı ona hiç acımıyor ki sevgisi de bilgisi de tam olsun. böylece değeri tam ortaya çıksın ve tanrısına layık olsun.

    neyse başka bir şey anlatacaktım konu başka bir yere gitti.
  • ***
    atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    içiçe mimarî, içiçe benlik;
    bildim seni ey rab, bilinmez meşhur!

    ***

    nfk