şükela:  tümü | bugün
877 entry daha
  • başlıkta gördüğüm kadarıyla birkaç akıl bulandırma, kasıtlı veya kasıtsız yanlış bilgi verme durumları olmuş. bunlara açıklık getirelim de insanların kafasına iki zır cahilin yazdıkları kazanmasın.

    1. ilk olarak kız alıp kız verme diye bir tabir kullanmıyoruz. bu tabiri kullananlar kadına hayvan muamelesi yapıp kendi de hayvan cinsinden olanlardır.
    2. bahsedilen alevi-sünni ilişkileri her geçen gün geride kalıyor. seküler ve din etkisi altında yaşamayan insanlar için konuşuyorum, iki kesim de birbirini tanıdıkça mezhep farklılığı önemsizleşiyor.
    3. sonradan alevi olup olmama durumu neden alerji yaratıyor, insanlar alevilik kapısında kuyruk oldu da biz mi bilmiyoruz? illa yola gireceksen, insan-ı kamil olmaya niyetliysen bektaşilik de verebiliriz sana. 4 kapıyı açar 40 makama el uzatırsın yola girersin. he davulun sesi uzaktan hoş gelir, sırf bağlamayla alkol yok çünkü. ikrar verdikten sonra yoldan sapanın alevilikte ancak karnı doyrulur, selam dahi verilmez.
    4. kimsenin 'en müthiş mezhebiz' iddiası yok. bunu nedeense birileri yıllardır götünden uyduruyor, aynı kişiler çürütmeye çalışıyor.
    5. ben hayatımda 'cami diye bir ibadethane yoktur' diyen alevi görmedim. sen gördüysen yolla bana, iki kelam edeyim. bu insanların özgürlük konusunda tek isteği cem evlerinin de ibadethane sayılmasıdır.
    6. alevilik bir türkmen inanışıdır. orta asya türk inançlarıyla islam'ın harmanıdır. dolayısıyla türk alevisi diye bir tabir olmadığı gibi kürt alevisi, laz alevisi, afrika alevisi falan da yoktur.
    7. alevilik bir ideoloji değildir, dolayısıyla isteyenin istediği partiye oy atma serbestliği vardır.

    son olarak da aleviliği gündelik siyasete bulaştırmayın hiç, o zaman 'siz bir taraf biz bir taraf' denir. eğer bunu yapan kendine aleviyim diyorsa da zaten ancak yol düşkünüdür.
  • hakkındaki hemen tüm genellemelerin yanlış olacağı anadolu inancıdır.

    neden yanlış peki? kişisel gözlemim aleviliğin parçalı bir yapı olduğu ve 'alevilik budur' denebilecek bir şekilde kurumsallaşmadığı yönünde. belki aleviliğin bir zenginliği de budur. ama işte yazılı kaynakların yetersizliği yanında aleviliğin ketum ve içe dönük yapısı da kamunun genel bilgisizliğini arttırıyor. inançlar konusunda kimsenin açık konuşmaya, şartlandırıldığı bilgileri tersyüz etmeye cesareti yok. alevilik/bektaşiliğin de, sünni islamın en büyük tarikatı nakşibendiliğin de yesevilikten doğduğunu ve nice ortak noktasını neden kimse konuşmuyor örneğin.

    ha aleviler ne kadar biliyor bunları, ondan da emin değilim. yazılı kaynak olmamasının yanında sözlü geleneği taşıyan dedelik diye bir müessese var hani, babadan oğula geçen. bir tür saltanat da bu değil mi? bu geleneğe uluorta itiraz edebilen, saçmalığını kamuoyunda dile getiren yok (ben duymadım). geçen bin yılda hangi bilgiler nerede nasıl kayboldu, yanlış aktarıldı onu hiç hesap eden yok. sanki aleviliğin böyle muallakta kalması, kurallarının, pratiğinin belirsizliği herkesin de işine geliyor. kimse kendi yoğurduna kara denmesini ya da diğerini üzmeyi, incitmeyi istemezken bin yıllık kültür de elden kayıp gidiyor işte.

    işin tarihi pek çok güzel entri de anlatılmış zaten. özet geçersek, öncelikle anadolu'nun türkleştiği dönemde horasan üzerinden kopup gelmiş bir ilk topluluk var. hatta ilk gelen türkmenlerin çoğu zaten alevi/bektaşi inancında. türklük konusunda ise ölçü, 'anadili türkçeyse türktür', ki alevilerin %90'ı da bu tanımın içerisinde. safevilerle yaşanan savaşlar döneminde ve sonrasında her başlarını kaldırdıklarında kıyıma uğramış, ötekileştirilmiş, dağ köylerine, çorak bölgelere sürülmüş insanlar bunlar.

    bu coğrafi yalıtılmışlıkları kültürel olarak da dini pratikler açısından da farklılaşmayı getirmiş. çanakkale'nin alevi pratiği ile sivas'ın, antalya'nın, hatay'ın pratiklerini karşılaştıran bir çalışma var mıdır acaba? sonra kızılbaşlar, bektaşiler, sıraçlar, tahtacılar, nusayriler, zazalar... çeşitli dönemlerde bu türk çekirdek topluluğa farklı şekillerde eklenmiş topluluklar ve kendi dini yorumları var: kürt alevileri, arap alevileri, farslar, ermeniler ilk aklıma gelenler. arap ve fars etkileriyle yine başkalaşmış alevilikler var sanırım.

    1960'lardan itibaren kente göçle kültüründen, geleneğinden kopan ve farklı inançlara sürüklenen nesiller var. gettolaşmış mahallerine sıkışmış gençlerin kentin perifesinde kalmanın büyüttüğü öfkesinden terör örgütlerine militan devşiren fırsatçılar var. beş asırlık sünni baskısından, iktidarın hoyratlığından ötürü cumhuriyetin laikliğine sıkıca sarılan ve hatta dersim harekatına rağmen atatürkçü bir alevilik de var.

    bu farklı aleviliklerin sünni baskısından uzakta özgürce buluşabildiği ilk yer belki gurbette almanya olmuş. orada da kendi iktidarını kurmaya uğraşan en az 3-4 fraksiyon var okuduğum kadarıyla. aleviliği tamamen kültürel bir olgu olarak gören ve islam dışı olduklarını söyleyen de var, islam içinde olup beş vakit namaz, ramazanda oruç tutan da. açıkça ateist olan veya herhangi bir dinsel pratikle bağı olmayıp da aleviyim diyen genç nesil var bir de. modern dünyada, karmaşık kent yaşamında pek çok soruya ve ihtiyaca da yanıt veremediği için, hem kentler de hem avrupa'da dinsel bir pratikten çok kültürel bir kimliğe dönüşüyor alevilik.

    hangi alevilik yani?

    yıllar içinde gözlemlediğim alevilerin yobazının, bağnazının diğer etnik/dini inanışlara mensup kişilere karşı önyargıları ise ayrı bir hikayedir. ama bu da geçerli bir genelleme değildir. ayrıca ben kimim, sen kimsin de bir başkasının inancını yargılıyoruz?

    bir de aleviliğin tasavvuf boyutu var ki, girersek nasıl çıkarız. ama duyguyla, şiirle, kalple, aşkla bu kadar içiçe, sesle, müzikle yoğrulmuş başka bir mezhep var mı? türkü olmadan, nefes olmadan alevilik mi anlatılır yahu? pir sultan abdal, nesimi, kul himmet, hatayi, yemini, virani, teslim abdal hatta aşık veysel olmadan ne kadar eksik olur türk medeniyeti?
    (bkz: elif-i mimden aldık sırrı kuran'ı)
    (bkz: ali'ye selman olasın)
    (bkz: melamet hırkası)
    (bkz: kırklar kapısı)
    (bkz: minnet eylemem)
    (bkz: pirlere niyaz ederiz)

    alevilik bahsi açılınca hep rahatsızlık duyduğum, ülkenin tarihini değiştiren siyasi bir olaya da işaret etmek gerek belki. malum bugünkü mhp, cumhuriyetçi köylü millet partisi olarak kurulduğu dönemde muhafazakarlık değil türklük baskın motifti, ki o da sorunlu bir durum ama işaret etmek istediğim nokta başka. eğer kore savaşına girerek yanaştığımız nato'nun komünizme karşı yeşil kuşak oluşturma ve kontragerilla yetiştirme projeleri ile mhp dini bir eksene kaymasaydı, alevi kesimin de oy verebileceği atatürkçü bir çizgide özgürlükçü, demokrat bir yerde saf tutsa ülke siyasi tarihini değiştirebilir miydi? hatta chp için bile çok daha geniş bir siyaset alanı açabilirdi sanki bu durum. 70'li yıllardaki kamplaşma ve sokak çatışmaları olur muydu? benim gözlemim, alevi seçmenin neredeyse blok olarak chp seçmeni olması da chp'nin siyasi esnekliğini azaltıyor. akp de mhp seçmenini çantada keklik göremezdi din sömürüsü ile. elbette tarih varsayımlar üzerinden tekrar kurulamaz ama, bir hayal işte benimkisi de.

    ps. yanlış veya eksik bilgilerimi düzeltirseniz sevinirim.
  • ailen hangi inancı alsın diye sorsalar sen doğmadan önce kesinlikle alevilik derdim diye yanıtlanabilecek mezhep.