şükela:  tümü | bugün
  • iskoç asıllı mucit, telefonu icat etti, devrim yaptı, ortalığı birbirine kattı, paraya para demedi, daha bi dolu icat yapmıştır: yıl 1876, soğuk bi yıl... "o olmasa bunnarın hiç biri olmazdı" mı acaba, olurdu tabi, ama ne zaman ne şekilde, sonuçta çok süper bi insanmış.
  • 1876 ilkbaharı, iskoçya cıbır aşıklar parkı...
    iskoçya iş bankası banklarından en yeni görüneni, havuzun kenarı, anasının gözü...
    graham: bana bak margırıt... ben alacağım diince alırım; baban, dayın artislik yapamaz bana, yeni icadım tamüflergüç'le anında sağır edip, yerde kıvranmalarını izleyebilirim... sadece biraz zaman...
    margırıt: ah benim duygusal, enerjik kavalyem. iyi, hoş dersin ama, babam topuğuna iki ekskrim yapar, pişman eder seni.

    graham: gidip babanla konuşacam, iki etekli iskoçyalı gibi konuşmaya çalışacam. süper projelerim war, bi yerden de yüklü bi param gelecek... herşey çok güzel olacak, hayat güzeldir, dünya yetmez...

    margırıt: ah graham... sen sosyal güvencesi olmayan bi mucit'sin, şöyle insanlığı hoplatan bi icat da yapamadın, aylak aylak geziyor, cüzzamlı acuzeler gibi, dibe köşeye saklanıyorsun. ne zaman gelsem soba borularıyla sarmaş dolaşsın, pasaklısın... kediden mum yapmak, sağırların kulağına huni tıkamak, kaynak yaparken kaşını, saçlarını yakmak gibi işlere çabalıyorsun...

    graham: bi işaret bekliyorum margırıt... elin oğlu ağacın altında kebap yaparken kafasına elma düşüyo yer çekimini buluyo, bi diğeri hamamda tellakla oynaşırken suyun kaldırma kuvvetini saptıyo, halamın oğlu benjamin'i sen tanıosun, komşunun oğlunun uçurtmasını çalmıştı da birden yıldırım çaktı, hem kendi gebermedi, hem de tozunu attı piyasanın, cıwırın birinden dierine atlıyo...

    margırıt: ne dion grağm... kendinde misin ?

    graham: aşkımdan deliye dönmüşüm margırıt, ne dediimi bilmiyom ben. kaçta geliyo baban ?

    margırıt: malikhanededir şimdi. o kadar istiyosan git konuş, senin hastasıyım graam.

    graham konuşmaya gider...

    wilyım baba: kim o ?

    graham: benim.

    wilyım baba: sen kimsin lan ibibik, ne istiyosun ?

    graham: kapıyı açarsanız sizinle çok önemli şeyler konuşacağım bayım, hatta burası belki benim de evim olacak.

    wilyım baba: oha... nasıl lan... bekle biraz kuşanıp açıyorum kapıyı.

    graham: sapık türsü, donla gezio akşama kadar, altına işemekten pantolonu kalmadı.

    wilyım baba: buyur !

    graham: bekliyorum sayın bayım, ömür boyu beklerim sizi.

    wilyım baba: niye lan, ben n'aptım sana ?... her neyse geliyorum ben...

    3 domates soyumu süre kadar sonrası olabilir pek âlâ...

    wilyım baba: waay eblehler prensi, adaların en büyük muciti ahaha... gel içeri gel. anlat bakalım ne die geldin aziz mübarek gün.

    graham: beni tanımanız sevindirici, sizin yerinizde olsam kendimi tanımazdım ben... sadede gelince, sizden bi istirhamım olacak sayın bay.

    wilyım baba: buyur tabi buyur... pek icat yapan bi insan değilsin ama, bu kulaklar senin sayende duyyo, unutmuyom tabi en azından bana faydanı.

    graham: geçen gün de mikrofonu icat etmiştim, o da kullanışlı bi icattı ama benden önce tomas alva mikrofon mu ne.. ööle bi adam icat etmiş, ben daha önce icat ettim ama, başvurmadım, biraz gelişsin diye bekledim. o uyduruk halde gidip almış patentini...

    wilyim baba: tabiii.. bilirim ewladım.. hahahay... ööledir ewladım...

    graham: bi hafta önce de margırıt güzel yemekler pişirsin, işi kolaylasın die mikrodalga fırın'ı icat etmiştim... "erken icat etmişsin" dierek kabul etmediler, 1985 gibi gel die de alay geçtiler benimle.

    wilyim baba: ağlamicaksın bebek gibi... atılımlar, atraksiyonlar insanı olacaksın.

    graham: atraksiyün ?... o kelime daha icat edilmedi bay efendi.

    wilyim baba: anna işte... her neyse, anlat bakalım...

    graham: margırıt'la ben birbirimizi çılgınlar gibi sevdik efendim... izdivacımızı bi çatı altında birleştirmek isteriz, emr-kabr paralelinde.

    wilyım baba: haskte... olm niye lan ?

    graham: ben war onu sevmek onu istemek, başka türlü kafamı toplayamamak, hayatımı ona adamış olmak, kem olmak, küm yapmak, tıkanmak bayım...

    wilyım baba: bak ewladım benim kızımı ne doktorlar ne tabipler, ne vekiller, ne parlementerler istedi de vermedik. hatta bi keresinde tanrı istedi, ona bile vermedik.

    graham: o bana verdi efendim... bilmiyorum artık...

    wilyım baba: way eşşoleşşekler... kilit vurmak lazım bu karılara kiliiiit...ofofof... namusumun hayrını göremicem... kız sayesinde sağlam bi kazık bulur, güllük gülistanlık yaşardık diyodum eyvaaah eyvah.

    graham: afedersiniz, isteyerek olmadı efendim. bi an girmiş bulundum. neyse, çok mütiş projelerim war, alemlerin kralı olcam şerefsizim... oldu işte bi kere, napiim "canımı mı alacan".

    wilyım baba: inanıyorum... inanınyorum eşşek sıpası... kızı sana vericez mecbur... baktım ki bi şirket, iş güç sahibi oldun o zaman... şimdilik nişan takarım, kızı ayda 1 kere görürsün, ne zaman "kral" oldun, o zaman bu kaltaa da alır gidersin başımdan.

    graham: bak müstakbel baba, dengesiz dengesiz konuşma, sinir etme insanı... en fazla bi ay içinde kız benim, ellerinden öper, o kadar...teşekürler...

    wilyım dallaması: zktir dana...

    iskoçya takvimiyle bi hafta sonra, margırıt balkonda, graham balkonun altında...

    margırıt: graham git lütfen... babam görürse seni lepisteslerin yiyebileceği kadar küçük doğrar. ardından da beni doğrar, sen yine neyse ama, henüz gencim güzelim, boşa giderim...

    graham: ya ölcem sensizlikten, bi sesini duyyim en azından n'olur on dakkalıına yüzünü göriim...

    margırıt: ben karışamam; sözünü tut yeter ki... muamelenin en hasını çekerim sana. o kadar istiosan bi icat yap duy sesimi, gör yüzümü ahahaah. sobacı graham.

    graham: gidiyorum ama dönücem...

    graham bi ayı geçkin bi süredir kayıptır. sadece ewinin önünden geçen birilerine, sürahi benzeri bi edavat uzatıp, "bi dakka, ben içeri gidicem, siz de şu alete bi "hüfff"ler misiniz" dediğine dair rivayetler wardır ortalıkta.
    bi cumartesi gecesi, "bi başka gece"den hemen sonra...

    graham: margııt... heööyeyyyy.. kııssssssszzzz... maaaarrr...

    margırıt: grahaaaaam. graaaağğm. çok özledim seni, babam dışarı salmıyo...

    graham: bağırmasana lan... sepet sarkıt aşşa...

    margırıt: ahhh graağm, ne aldın benim için acaba... geliyorum hemen, önce o düzeneği icat etmem lazım, 5 fransız frangı bekle...

    graham: taa...sarkıt aşşa...

    sepet sarkıtılır ve yukarı çekilir elbetteki, sarkıtıp aşşada bekletse nee yarar ?

    margırıt: nabıcam lan ben bu sürahiyi, ipli falan sürahi mi olur, war benim cehizimde bundan.

    graham: bi sus margırıt.. allaan adını verdim, bi dinle ya. bak şindi, ben eve gidiorm, sen onun ucunu kulağına tut, sürahinin ağzı gibi olan yeri de ağzına yaklaştır bekle...

    margırıt: ben korkarım grahamım...

    graham: ehehe... bekle bekle yawru seni... emicem her biyerini...

    4 horoz ötmesi süresi sonra... graham aleti alır ve konuşur...

    graham: margırııııııtttt....

    margırıt: töbeeee... sen affet, sen bağışla... dangııırdlank.. [aleti yere fırlatır]

    graham: hay salak karı ya... şşşş... margııı... margoooşş... of ya...

    graham tekrar margırıt'ın balkonunun önüne gider
    [margırıt'ın balkonu ?.. ha göbekli margırıt tabi biras]

    graham: margırıt, bebeim, n'ooldu...

    margırıt: şeytanın sesini duydum graahm. verdigin sürahi lanetli, beni öldürmek mi istiosun sen, sevdiğini sanmıştım...

    graham: way yedi denizin albızları... bak gülüm... onu ben icat ettim, o ses de benim sesim, sırf birbirimizi duyalım diye yaptım bunu.

    margırıt: hadordan lan... öldürmek istiyosun sen beni, şeytana satmışsın sen ruhunu.

    graham: ulan ne kalın kafalı bi insanmışsın sen margırıt... al lan o aleti eline, bak ewe gidip sana "al şu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür eğer takatukacı takatukaları takatukalamam derse, takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel" diicem. biliyosun ki bir tek ben söyleyebiliyorum bunu iskoçya'da.

    margırıt: taam graham. sana güveniyorum...

    2 inek sağılması süresi sonra...

    graham: "al şu takaluku" ööff yaa "al şu lakatuşu kakatulaları" lan laneyt "aş şu şakatucaları" amaaan ya...

    margırıt: kimsin sen ?

    graham: benim margoş, graham... heyecandan dilim dönmüyo.

    margırıt: ismimi nerden biliyon, kafamın içine nasıl girdin ?

    graham: hebele ehebele... hop hop margırıt, top margırıt...

    margırıt: ciyaaaaak...

    graham: margı... bi tanem... sus bi allasen. bak söylüyorum "al şu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür eğer takatukacı takatukaları takatukalamam derse, takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan alda gel"

    margırıt: sondaki "da" ayrı graham...

    graham: margııı... bak benim işte... hey ki hey... istedim zaman duyarım seni, konuş delicesine...

    margırıt: graahm... sen mi yaptın lan bunu... ne güzel bişi bu ay... bakkalın çırağıyla da konuşa bilir miyim bunna ?

    graham: nabıcan kıs bakkalın çıraanı, ne diyon ?

    margırıt: ehehe.. kıskandırmak için söylemiştim ehehehe.

    graham: üzerinde ne war margırıt, annatsana biraz.

    margırıt: serinliiim diye cıkartmıştım üstümdekileri, ööle içlikle oturyom işte...

    graham: ne renk kıs ?

    margırıt: köylü pembesi...

    graham: yırtarııım... neyse çok yoruldum bugün, fazla yazmasın kapatıyorum ben...

    margıtıt: kapat ben aciym... nası ulaşacam sana...

    graham: senin adın "margıtıt" değil, "margırıt" canım... benimle konuşmak istediğinde üzerinde graham yazan bi şalter war onu aşşa indir.

    margırıt: tamam canım.. babaaay.

    graham: doğrudur...

    15 gün sonra falan graham tüm testleri tamamlamış, aleti geliştirmiş, dünyaya açılmaya karar vermiştir. yaptığı bu alete ad olarak, ortaokuldayken, çok sevdiği kızın delirmeden önceki son sözleri olan "şötüeğlefoçün" 'u uygun görmüştür... ama türk asıllı noterdeki karakter sorunundan ötürü türkçe karakterler çıkmamış, isim "telefon" olarak kalmıştır. ilk başlarda "şeytanın kölesi" olarak nitelenen graham, daha sonra kendini kabul ettirmiştir.
    seri telefon üretimine başlayan graham, kendisine bi telefon şirketi açmış, "aşıklar susmasın" , "duy sesimi" , "mesafeler engel değil" , "yarabbim sen bilirsin" , "ara beni boya beni" , "ateşli geceler" gibi sloganlarla ününü adalardan dışarı taşımış, telefonu tüm dünyanın kullandığı bi icat haline getirmiştir... margırıt'la ewlenmiş, "telgraf, teleks, telegram, teleskop, teletekst, telepati, telekominikasyon" adlarında bi zürü çocukları olmuştur... margırıt televizyonu doğurmaya çalışırken ölmüş, graham da bi ara ölmüştür...

    ne yani; eğlenio muyuz ? hayır... maksat "hava kararsın yatalım, vakit geçirecek bi araç olsun bu da"... rawo...
  • call center'da calisirkene devamlı sovdugum sahis..
  • 1847-1922 yillari arasinda ya$ami$ buyuk mucit. telefonu ke$findeki en onemli adimi 7 mart 1876'da yardimcisi watson ile birlikte atmi$tir. olay ile ilgili ani, heyecan vericidir:

    o gun bell ve watson, yeni ileticiyi deneyeceklerdir. hattin iki ucunda durmaktadirlar.

    bell, "bay watson, buraya gelin. sizi gormek istiyorum"
    der. bir anda buyuk bir heyecan ve $a$kinlikla bay watson bell'in yanina ko$ar ve $unlari soyler: "sayin bell, soylediginiz her sozcugu duydum! hem de cok belirgin bir $ekilde!.."
  • graham bell telefonu icat ederken aslında sağırlığa çözüm bulmaya çalışıyordu
  • büyük insan ve mucit.edison gibi milleti (özellikle nicola teslayı) kazıklamaya değil sağırlığa çözüm bulmaya adamış kendisini.tüm hayatını sağırlara yardım etmek için harcamış.telefon dışında günlük hayatımız ve diğer alanlarda kullanılan birçok icadı var.
  • görmemekte ısrar eden insanlar için inatla (bkz: antonio meucci)
  • kendisi iskocya dogumlu olmasina ragmen 1870 de kanadaya gocmen olmus kisidir. kisacasi kanadalidir.
    nova scotiada yasamistir ve olmustur.

    1876 da telefonun patentini almistir.

    ayrica kanadanin ilk insanli ucagi silver dartin da mucididir.

    (bkz: http://www.collectionscanada.ca/…_e/05120503_e.html)