şükela:  tümü | bugün
  • takdirimi, ve iltifatlarımı hakeden yönetmen.
    ayrıca yorum olarak,
    teknolojinin nimetlerini sonuna kadar kullanıp bir animasyon harikası tadında filmler ortaya cıkaranların yanında, her zaman böyle yönetmenlerin de olması gerekir, gerekir ki özümüze dönelim, gerekir ki hakikaten izledigimiz sey bize birseyler verebilsin.. trendin teknolojiyi takip etmek oldugu (ki bizler de seviyoruz matrix'i, star wars'ı, spielberg'i kabul lakin.. bir yerden sonra gercek seyler arıyor insan) bir ortamda bu cesaretli haliyle begenimi kazanmıstır kendisi.
  • bir insanın "election” ve “citizen ruth” ve "about schmidt" yönetmesinin yanında "playboy - inside out 1"'in "my secret moments" bölümünü çekmiş ve "jurassic park iii"ün senaryosunu yazmış olması için amerikalı olması gerekir sanırım
  • yeniyetme yonetmenler arasinda en superlerinden. baskasinin elinde toza donusup dagilacak hikayeler alexander payne beyefendinin elinde hak ettigi degeri buluyor, barindirdigi karakterler gibi durust ve iddiasizca anlatiliyor. filmlerinde mutlak iyi ve kotunun, mutlak dogru ve yanlisin olmamasi kendini filmin karakteriyle ozdeslestirmeye merakli izleyicileri muhtemelen rahatsiz etse de, bir yandan da izleyiciyi ozgurlestiriyor. sahip oldugu asikar olan iyi hikaye anlatma yetenegi ince mizahla guzelce birlesince de ortaya cikan seyler tadindan yenmiyor. kendisine hakettigi takdiri kazandiracak gibi gorunen sideways'ini bu diyarlarda bekler olduk ama bu iddiasiz hikaye anlaticisinin fazlasiyla populer olma ihtimali de bir yandan insani uzmuyor degil hani.
  • şurası kesin ki çehov günümüzde yaşasa, ete kemiğe bürünüp doğma büyüme omaha'lı ve bir o kadar yetenekli bir yönetmen olarak görünse aşağı yukarı alexander payne'in çektikleri gibi filmler çeker, onunla aynı kulvarda aşık atan bir yönetmen olurdu. dertlerini anlatmak için farklı araçlar kullansalar da aralarında 200 yıl fark olan bu iki adamın eserlerindeki aynı "küçük insanların küçük hayatları"nı anlatma becerisini, aynı ince mizah duygusunu farketmemeye imkan yok. lakin işin acaip tarafı çehov hikayelerini öyle bayıla bayıla okumazken okuyamazken, bu adamın izlediğim 2 filminde kendimden geçebiliyorum sinemaskop orgazmlara yelken açabiliyorum. sinema çok enterasan bir şey hakkaten...
  • aman allahım dedirtecek kadar saçıyla başıyla bakışıyla duruşuyla -daha-genç bir bob dylan'a benzeyen, bunun için çaba gösteren bir yönetmenin adıdır
  • paris. jetaime'de samimi yönetmenlik ürünlerinden birini daha verdi. o kısa filmde gösterdi. yalnızlık iç çeken birşeydir. sideaways'te elini kolunu koyacak yer bulamayan yalnızlık bu kez iç çekti.
  • çoğu liberal* yönetmenin aksine amerikan taşrası fonundan da yol hikayelerinden de vazgeçmeyen en özgün çağdaş sinemacılardan birisi.
  • fazlasıyla abartılmış bir yönetmen bence. amerikalılar abartmayı severler ne yazık ki. payne'in iki filmini, sideways ve the descendants'ı izlemiş birisi olarak söyleyebilirim ki fazlasıyla abartılıyor. sideways vizyona girdiğinde amerikalı eleştirmenler "müthiş", "kesinlikle bir başyapıt", "olağanüstü" gibi sıfatları hunharca bu filme harcamışlardı. hiç çekinmediler bu sıfatları filme harcarken. halbuki payne 120 yıllık sinema tarihinde yapılmayan bir şeyi yapmıyor, yapmaya çalışmıyor. hayatından bıkmış, tam bir "loser" olan miles ile onun aksine hayattan zevk almaya çalışan ama gene miles kadar "loser" olan jack'in hikayesi anlatılır sideways'de. evet, etkileyicidir, yer yer komiktir, yer yer duygusaldır, başarılı bir filmdir ama kült olacak veya başyapıt denilecek veya oscar/ödül yağdırılacak bir film değildir. hangimiz filmi izlerken filmdeki olaylara şaşırdık? her şey izleyicinin beklediği şekilde gelişiyor. bir kaç şarap tadalım, bu arada aramızda tartışalım, hayattan nefret edelim/zevk alalım, iki kadın bulduk, hemen bu kadınlara yanaşalım, bir kaç aktiviteye katılalım, kızlar gerçek yüzlerimizi keşfetsin, onlardan dayak yiyelim, sonra tıpış tıpış evimize dönelim. daha önce izlemediğimiz, daha önce anlatılmayan şeyler yok filmde. buna rağmen izleyiciyi sarıyor, etkiliyor ama neticede fazla abartılıyor. karakterler farklı değil, yaşantıları farklı değil. herhalde amerikalılar süper kahramanlardan sıkıldılar. o yüzden bu "loser"ları anlatan filme hayran kaldılar. filme kötü demiyorum ama payne'in diğer filmlerden farklı bir şey yapmadığını söylüyorum.

    bu filmden yedi sene sonra (ki bu kadar ara vermesi de enteresan. malick'in bu kadar ara vermesi gayet normal, zira adam başyapıt ortaya koyup öyle çekiliyor köşesine. halbuki payne'in filmi başyapıt falan değildi) tekrar benzer bir hikayeyle çıktı karşımıza. gene aynı şamata. bu kez de payne'in dönüşü şerefine adaylıklar ve ödüller bahşedildi ekibe. halbuki gene farklı bir film yapmıyordu payne. gene bir "loser" merkezde. baba olamamış, koca olamamış bir adam yerleştirilir merkeze. kendisini aldatan karısı komalık hale gelir. matt bunu öğrenir ve bilindik şeyleri yapmaya başlar. kızlarıyla tanışır, karısının kendisini neden aldattığını öğrenmeye çalışır, kendisine başka bir açıdan bakıp kendisini yargılamaya başlar, kızlarıyla ilişkilerini geliştirmeye çalışır, eşinin sevgilisinin izini sürer, bu sırada işleriyle de ilgilenir vs. payne gene vasatın az biraz üstüne çıkan ama bir başyapıt kadar övülen bir film yapmış. yer yer sideways'i taklit etmiş. gerçi bu biraz acımasız olacak sanki. taklitten çok sideways'de yaptıklarını tekrar etmiş diyeyim, daha doğru olur.

    payne'in filmlerinin atmosferleri, diyalogları, seçilen müzikler, kullanılan mekanlar, görüntü yönetmenlikleri, sanat yönetmenlikleri ve oyuncuların performansları çok iyi oluyorlar. ama aynı şeyi hikaye için söyleyemiyorum. payne basit, daha önce defalarca kez anlatılmış hikayeleri ve karakterleri anlatmaktan hoşlanıyor. anlatsın. her ne kadar farklı filmler ortaya koyamasa da bu filmleri izlemek zevkli oluyor. yetenekli bir yönetmen olduğu su götürmez bir gerçek. umarım farklı bir hikayeyle, "ben bunu daha önce izledim lan" dedirtmeyen bir hikayeyle karşımıza çıkar bir gün.

    yeni filmi nebraska imiş. payne the descendants'ta bir baba ile iki kızının ilişkilerini anlatmıştı. bu kez bir baba ile oğlu arasındaki ilişkiye odaklanacak. film tıpkı sideways gibi bir yol filmi olacak ve bu baba-oğlun aralarındaki ilişkiyi düzeltmeye çalışmalarını anlatacak. filmin bütçesi de muhtemelen 15 milyon dolar falan olacak. yani payne tarzını bozmayacak ve ilişkiler üzerine söylemlerine devam edecek. filmi için robert duvall, jack nicholson, casey affleck, gene hackman, bryan cranston gibi etkileyici bir kadro kurmaya çalışmış ama imdb'den anlaşıldığı kadarıyla başaramamış. ben de sevinmiştim tüm bu aktörleri aynı filmde göreceğiz diye. filmden epeydir haber gelmiyor. umarım sağlam bir kadro kurar.