şükela:  tümü | bugün
  • alfred adler "bir kimse gözüne bir amaç kestirmişse, ruhundaki olaylar ister istemez ortada uyulması gereken bir doğa yasası varmış gibi bir akış izler." demiş.
    unutma! dedi.
  • zengin bir ailenin çocuğu olarak viyana’da doğan adler mutsuz bir çocukluk geçirmişti. abisine olan kıskançlığı, annesi tarafından reddedilmesi, çirkin ve önemsizlik duyguları etrafında şekillenen çocukluğuna rağmen azmi ve çabasıyla ilerleyen yıllarda çevresi tarafından popüler biri olmuştu. ailesi tarafından hiç görmediği saygıyı ve kabul edilme duygusunu diğer insanlar tarafından karşıladı. sosyal ve akademik alanda yaşamış olduğu bu olumsuzluklar ilerleyen yıllarda geliştirmiş olduğu bireysel psikoloji teorisinin ana hatlarını oluşturdu.

    adler, freud'un ödipal karmaşa tanımını kendi çocukluk deneyimlerini yansıtmadığı sebebiyle reddiyordu. freud ile araları pek de iyi değildi. bizim freud eleştirilmeye pek gelen birisi değildi sürekli didişmekteydiler. bunun üzerine 1910 yılında freud artık adler bi uza şuradan diyerek adler'i viyana analitik topluluğu başkanlığına atıyor adler iyice freud'a bilendiğinden 1 yıl sonra buradaki görevinden istifa edip tamamen freud'la ilişiği koparıyor daha sonra avusturya ordusunda doktor olarak görev yapmaya gidiyor.

    daha sonraları freud'dan pislik diye bahsettiği de bilinir hatta psikanalizin dolandırıcılık olduğu söylemleri de mevcut. freud yine biraz daha iyimser olarak adler'den anormal diye bahsediyordu.

    1937'de iskoçya'da ölen adler babamızın ardından freud artık hiç de uslu durmuyor. adler'in ölümünden büyük bir üzüntü duyan bir arkadaşına senin adler'e duyduğun sempatiyi anlamıyorum. bir yahudi erkeği için viyana'nın banliyösü dışında, aberdeen'de ölmek duyulmamış bir şeydir ve onun ne kadar ünlendiğinin bir kanıtıdır diye bir mektup döşüyor.
  • içinde bulunduğumuz ülkeyi ve toplum yapısını görseydi acaba hala "toplum toplum topluuuum" diyebilir miydi merak ettiğim kişi. bireysel psikolojide bu kadar toplumsallık diye diretmesi de enteresan. ayrıca kendisi "yatakta kirpi gibi dertop olmuş, yorganı kafasına kadar çekmiş kişiler aşağılık kompleksinden muzdariptir" diyerek beni üzmüştür. oysaki sadece üşüyordum*
  • psikanaliz'in kurucusu. analitik psikolojinin kurucusudur. derinlik psikolojisinin carl jung ve sigmund freud ile beraber üç büyük kurucusundan birisidir.
    1902 yılında sigmund freud ile tanıştı, öğrencisi oldu ve birlikte adler'in başkanlığında viyana psikanaliz topluluğu'nu kurdular. bir süre sonra freud ile fikir ayrılıkları ortaya çıktı. adler ve freud’un akıl hastalıklarının kaynağını konusundaki yaklaşımları çok değişikti. özellikle adler, freud’un akıl hastalıklarının kaynağının erken yaşlardaki seksüel travmatik (yaralayıcı) deneylerle açıklamasına ve rüyaların yorumuna karşı çıktı. adler'in organların yetersizliği kitabından sonra tamamen uzlaşılmaz bir hale geldi ve 1911'de, adler, izleyicileriyle beraber freud'u açıkça eleştirerek bireysel psikolojiyi geliştirmeye başladı.
    erkek egemen toplumda doğal bir sonuç olarak "erkeksi başkaldırı" ile organik aşağılık ve telafiteorisini geliştirmiştir. freud'un teorileri ile karşı görüşe gelerek fikir ayrılığı 1911 yılındaki weimar psikanaliz kongresinde ortaya çıktı.
  • "insan doğasını ve kişilikleri anlamak için çok yararlı bir anahtar olan aşağılık kompleksini 1909'larda keşfettim. bir birey yaşamının başından beri münferittir.yaşam tarzı, köklerinde yapılan hataları anlamadan değiştirilemez ve bu kökler , her bireyin kalıplanıp şekillendiği aile yaşamına uzanır.hayatın zorluklarını aşmak için verilen bu büyük mücadelenin aslında aşağılık duygusundan kurtulmak için olduğunu gözlemleriz ve üstünlük amacına yönelmek, her daim bireysel seviyede belirli bir toplumsal ilgi ile harmanlanır.her bireyin her bir hareketinde ve kendini ifade edişinde onun toplumsal ilgi için nasıl hazırlandığını gözlemleriz." demiş, büyük psikolog.
  • ıchiro kishimi ve fumitake koga'nın kendinle savaşma sanatı adlı kitabında felsefesi hakkında harika bir özet bulunabilecek düşünür. şahsi kanımca; bir psikiyatr olmasına rağmen, insan tabiatı ve günlük hayata dair yazdıkları onu filozof seviyesine taşımıştır.
  • “nihai amaç, cesaretlendirme ile değişim gösterenler kendi hayatını değiştirmeyi ve riskler almayı öğrenir.”
  • "zorluklarını aşabileceğini bilen kişi sabırsızlanmaz."

    -yaşam bilgisi
  • karısının sosyalist bir rus oluşu onun 'sosyal ilgi' kavramı üzerinde durmasını etkileyen nedenlerdendir.hep kendini düşünme, diğerlerine yardım et bu senide karşındaki kişiyi de iyi hissettirecektir der.
    insan bakıma muhtaç yavru olarak dünyaya geldiği için eksiklik duygusu da beraberinde her insanda gelir der.gelişebilmek için eksiklik duygusunun farkında olmak çabalamak, çabada olmak gerektiğini düşünür.bunu da üstünlük çabası olarak tanımlar.ama bu üstünlük çabası kendi kişiliğine yönelik olmalıdır, aksi halde kendini abartan, diğerlerini küçümseyen, insanları ezerek yükselen tiplerden olursun der.

    ha birde unutmadan, bugün insancıl kuramın kendini gerçekleştiren insan teriminin ilk farkına varan adlerdir, düşünceyi değiştirmenin iyi hissettirmek olduğunu söyleyerek de bilişsel davranışçı terapinin temelini anlatmıştır.

    adler'in tek sıkıntısı tanınmamasıdır, ondan öncekiler idle, gölgeyle, personayla uğraşırken o toplumla uğraşmıştır

    eğer hayatınız kitapsa yazarı sizsiniz
    eğer hayatınız binaysa mimarı sizsiniz
    eğer hayatınız tiyatroyla başrol oyuncusu sizsiniz der.
  • bu yazıda adler'in yönteminden çok freud ile çatışmalarından ve hiç bahsedilmeyen adler'in psikanalitik yönteminden bahsedeceğim.

    genellikle jung ile freud çok karşılaştırılsa da böyle bir karşılaştırmaya rastlamadım.

    önce adler'in freud ile kısa öyküsüyle başlayalım;
    freud'dan 14 yaş küçük olan adler, uzun seneler boyunca freud'un en iyi dostu olmuştur. tanışma hikayeleri de ilginçtir. freud'un tepki toplayan bir makalesine verdiği yanıtla tanışırlar ve freud, adler'i kendi tartışma grubuna davet eder. adler ise kısa süre de yükselerek viyana psikanaliz derneğinin en önemli ismi olur fakat zamanla araları altta açıklayacağım görüş ayrılıkları sebebiyle bozulur.

    bu çatışmalar şunlar üstüne şekillenmiştir;
    1) freud kişiyi id-ego-süperego olarak tanımlar. adler'e göre kişilik parçalara ayıramaz ama bilinçaltını her 2'si de kabul eder.

    2) freud erkeklerin doğuştan sahip olduğu penis sebebiyle, kadınların eksiklik hissettiğini öne sürer. adler ise sosyal durum ile açıklar ve kadınların ezildikleri için eksik ve yetersiz hissettiklerini penisle alakası olmadığını öne sürer.

    3) freud'a göre nevroz gibi psikolojik rahatsızlıkların sebebi libidodur ve bilinçsiz bir düzeyde gerçekleşir. teknoloji/uygarlık geliştikçe nevrozlar artar, çünkü bireyselleşiriz. adler ise doğuştan eksiklikle doğan çocuğun, aileden kaynaklanan yanlış tutumlar sonucunda öğrenilenlerin toplumdaki yanlış tavırları olarak yorumlar. yani beklentilere karşı geliştirilmiş bir karşıt tavırdır. sosyal çevreye gösterilen yanlış tepkilerdir. adler'e göre mesele sosyal ilişkilerdir. uygarlaşan toplumlarda uyum arttığı için nevrozlar azalır.

    4) freud'a göre insan id'in oluşturduğu temel içgüdüler sebebiyle kötü bir varlıktır ve bunlar tarafından yönetilir. libidonun ortaya çıkarttığı cinsel istek en büyük tetikleyicidir, adler'e göre insan doğuştan eksik bir varlıktır fakat bu eksiklik uğruna kendini geliştirir. zamanla iyi veya kötü olabilir, burada da ailenin tutumu önemlidir.

    5) her 2'si de 5-6 yaşına kadar çocukluk döneminin kişiliği belirlediğini savunur.

    6) freud kişilik yapısı üstüne durur, kişiyi birey olarak ele alır. adler kişiyi sosyal ilişkilerle birlike ele alır. yani etkileşime önem verir.

    7) freud'un libido-bilinçaltı teorilerini tam olarak desteklememiştir. sosyal kaynakların da bir çok konuda etkin olduğunu savunmuştur.

    8) freud eşcinselliğin babanın eksikliğinden ve ona başkaldıramamasından ortaya çıktığını savunur, buna kısmen katılan adler, toplumsal süreçlerin ve seçimlerin daha etkin olduğunu ileri sürer.

    9) freud'a göre bebeklerde cinsel süreç farkındalığı vardır fakat gizli dönem sonrasında unutulduğunu belirtir, anneye karşı bir tutku duyulabilir. adler bu cinsellik sürecini reddeder.

    10) freud'un savunduğu teoride oedipus kompleksi(ve iğdiş korkusu) yani babaya başkaldırma etkindir. adler buna katılmaz, daha çok kardeşler arasındaki çatışmaya bağlamıştır.

    --- spoiler ---
    benim en sevdiğim kısım rüyalar bölümü:
    --- spoiler ---
    11) freud'a göre rüyalar bilinçaltına itilmiş geçmişteki olayların çözümlenmek için ortaya çıktığı yerlerdir. adler ise gelecekte yapacağımız olaylara gösterilen bir tepki sürecidir. örneğin erteleyeceğimiz bir iş varsa onun rüyasını görür fakat hatırlamayız, bir konudan vazgeçmek istiyorsak, rüyamızda kabus görürüz. yani gelecekte hissedeceklerimiz önce rüyalar yardımıyla ortaya çıkar, böylece hissedeceklerimize karşı bir öngörümüz olur, yani hazırlıklı oluruz.

    --- spoiler ---
    adler'in psikanalitik yöntemi ve freud'un yönteminden farkı:
    --- spoiler ---

    kısa bir yorum: bu detaylı bir konu olduğu için ancak ana hatlarını açıklayabiliyorum, ileri okumalar için kaynaklara bakabilirsiniz.

    1) freudçu terapi her zaman egoyu hedef alır, çünkü ego bir kontrol mekanizmasıdır. güçlendirilmesi bir çok hastalığın önüne geçmesine sebep olur. adler ego'u reddeder, insan aşağılık kompleksi için iyi şeyler yapmalı ve kendini geliştirmeli der ve insan ilişkilerine yoğunlaşır. çünkü hastalığın kendini gösterdiği yer sosyal ilişkilerdir. sosyal ilgilerdeki yanlış anlamaların önüne geçilmeye ve kişinin nerede hata yaptığı, bu davranışının neden hatalı olduğu gösterilmeye çalışılır. 2 tedavide de "farkındalık" kazandırmak üstünedir.

    2) her 2 yöntemde de dikte verilmez. freud nötr olarak serbest çağrışımla anıların anlatılmasını ister; ardından ters aktarımla sorunlar çözüme ulaştırılır. adlerci tedavi arkadaşçadır fakat bu esnada hastanın üstünlük kurması ve hastayken terapist moduna geçmesi engellenmelidir. yani terapistin kendini rakip olarak görülmemeli, gerekirse konu değiştirilmelidir. yine mantıksız tartışmalara girildiğinde; hastanın mantıksız olduğu üstüne iknaya çalışılmamalıdır. terapide olabildiği kadar iyimserlik aşılanmalıdır.

    3) adlerci terapi esnasında hangi konular üstünde konuşulacağı baştan belirlenerek, tedavi sürecinin sorumluluğunun hastaya ait olduğu belirtilir. tedavi sürecinde hastanın yorum yapması beklenir, hasta tıkanırsa "acaba böyle de düşünebilir miyiz?" diye yol gösterilir. iç görü kazanan hasta zamanla yanlış düşünce tarzını anlayacaktır. böylece hata yapmadan önce davranışının yanlış olduğunu yorumlayabilecektir. zamanla kazanılan bu düşünceye bireysel psikolojide "kendini yakalama" denir. zaman zaman 2 terapist aynı anda terapi yaparak farklı bakış açıları belirtebilir, hasta böylece hatalarını daha net görür.

    4) freudçu terapi nesneldir, arkada yatanlara odaklanır. adlerçi terapi özneldir, sadece kişinin duygularına odaklanır, kişinin nasıl tavır gösterdiği duygusal sıkıntıların nitelikleri araştırılır. freud'dan farklı olarak kendini hasta yerine koyarken, bir yandan da hastayı dinler. bunun için de önce hastanın yaşam biçmini anlar, sonra da günlük yaşamda bunu nasıl uyguladığını inceler ve adlerçi terapi bu konuda eleştirilmiştir.

    5) adlerci terapide hastaya hislerini kontrol edebileceği gösterilir.
    "hastaya önce iyi bir anı çağırması istenir, sonra ne hissettiği sorulur. ardından canını yakan hatıranın çağrılması istenir, yine ne hissettiği sorulur, hemen sonrasında yine önceki iyi anının çağrılması istenir, kişi yine iyi hissettiğini fark eder. yani ortada kalan kötü anının önemi kalmamıştır. buradan yola çıkılarak hislerinizi düşünce ile kontrol edebildiğiniz ispatlanmış olur.

    --- spoiler ---
    kısa kısa özetleyelim (geçtan, 1998):
    --- spoiler ---

    1) freud-->nesnel; adler-->öznel
    2) freud-->fizyolojik altyapı; adler-->sosyolojik altyapı
    3) freud-->kişilikte id/ego/superego vardır; alder-->kişilik tek parçadır.
    4) freud-->kişi kendi içinde incelenir; adler-->kişi çevresine uyumuyla incelnir.
    5) freud-->tedavi amacı ruhsal birleşmedir; adler-->tedavi amacı farkındalık ve toplumsal ilgide gelişmedir.
    6) freud-->insan içgüdüleri sebebiyle doğuştan kötüdür, bu ancak kontrol edilebilir(ego ile); adler-->insan bulunduğu toplum koşullarına göre iyi veya kötü olur.
    7) freud-->insan içgüdüleri sebebiyle uygarlığın tutsağıdır; adler-->insan her olaya müdahale edemese de seçeceği tepkileri gösterebilir.
    8) freud-->gelişim kuramı yetişkinlerin sebest çağrışımlarıyla oluşturulmuştur, çocuklarla etkileşime girilmemiştir; adler-->direkt çocuklarla etkileşime geçilmiştir (bu arada adler'in abisiyle anlaşamadığı ve kendisinin 4 çocuğu biliniyor).
    9) freud-->oedipus kompleksi çok önemlidir; adler-->aile içi ilişkiler önemlidir.
    10) freud-->diğer insanlar rakiptir; adler-->diğer insanlarla dayanışma kurabiliriz.
    11) freud--> kadınlar erkek organına imrenir ve bu yüzden eksik hisseder; adler-->içinde yaşadığımız kültür sebebiyle kadınlar kötü hisseder.
    12) freud-->nevroz kökeni cinsel çatışmalardır; adler-->nevroz yetersiz öğrenme ve yanlış algılama sonucu oluşur.
    13) freud-->uygarlaştıkça nevrozlar artar; adler-->uygarlaşmadığımız için nevrozlar artar.

    ileri okumalar için kaynaklar:
    1) engin geçtan, "psikanaliz ve sonrası", metis yayınevi
    2) gürsen topses , doç. dr. nergüz bulut serin, "psikolojik danışma ve kişilik kuramları", nobel yayınları
    3) alfred adler - "insan tanıma sanatı", cem yayınevi
    4) uzm.psk.yağmur gözde yerlikaya - kişilik kuramlarında ilk üçleme: freud, jung ve adler; benzerlikleri ve farkları, haziran, 2016.
hesabın var mı? giriş yap