şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • bir olay veya durum karşısında yaşanılan "acaba birilerinin istediği gibi mi düşünüyorum, fikirlerim yönetiliyor mu?" hissidir.

    birkaç kişi düşünür,diğerleri onların düşündüğünü düşünür.(cemil meriç) bu korkunç...

    ya birinin tam olarak düşünmemizi istediği gibi düşünüyorsak? partimizin, okuduğumuz kitapların ,yazarların, izlediğimiz filmlerin, kanalların, yaşadığımız şehrin, twitter'ın belki de sözlüğün...

    ne kadar özgün veya özgür düşünüyoruz acaba?

    mesela ben bir kesimden nefret ediyorsam veya onun fanatiğiysem kesin yönlendiriliyorum,diye düşünüyorum. bazen net bir şekilde beyninizin içinde bir algı savaşı hissediyor ve algı operasyonuna maruz kaldığınızı fark ediyorsunuz. sanki düşünmeniz için alan açmıyorlar da direkt düşünmeniz gerekeni dayatıyorlar gibi. sorgulamaya çalışıyorsunuz çünkü hiçbir zaman yüzde yüz doğru veya yanlış yoktur.

    edit: norveç'in dünyanın en medeni ülkesi olduğu fikri bende nasıl oluştu?ne gittim ne de norveçli bir tanıdığım var.araplara karşı son dönemde bakışım olumsuz yönde değişti.ne bir arapla tanıştım ne de bir sorunum oldu.

    "senin hür düşünebilme yeteneğin yok mu?"diye sormayın.ben de "sizin var mı?"diye sorarım.
  • tvde çıkan haberlere inanıyorsanız (herhangi birine), sosyal medyada her yazılana inanıyorsaız, milliyetçi gazlara kapılıyorsanız, dinininzle alakalı gazlara hemen kapılıyorsanız, gündem size inandırıcı geliyorsa, çoğunluğun konuştuğunu doğru zannediyorsanız,

    evet %99.9 algılarınız yönetiliyor. hissi falan geçtim direkt gerçek bu. düşündükleriniz size ait değil. ne düşünmeniz isteniyorsa o.

    tvde 2+2=4 dese bile şüphe ile yaklaşıyorsanız, sosyal medyada yazılan çizilenlere acaba ile yaklaşıyorsaız, milliyetçi ve dinle alakalı gazlamalardan etkilenmiyorsanız, gündem size tırı vırı ve manipülasyon geliyorsa, çoğunluğun doğru bildiği ve konuştuklarına hep şüpheli yaklaşıyorsanız, işinde uzman olarak görülenlerin söylediklerine bile direkt atlamıyorsanız %80 oranında algılarınız temizdir.

    unutmayın; only the paranoid survive

    çocuklarınıza öğretmeniz gereken temel eğilim şüphecilik olmalı. insanı hayvandan ayıran temel olgu bence şüpheciliğidir. şüpheci olmayan kişiler daima güdülür.
  • müthiş tespit.

    sırf bu nedenle mümkün olduğu kadar apolitik olmaya çalışıyorum çünkü hiçkimseye, hiçbir kuruma güvenemiyorum. bugün inanılan güvenilen insanlar ve edilen sözler yarın kolayca yalan oluyor. nötr kalıyorum söylenenlere. yine twitter'ı da bu nedenle tamamen silmiştim.

    bir taraf, diğer bir tarafı her zaman beyin yıkamayla suçluyor. aslında iki tarafın da ortak amacı, insanları kendi düşüncelerinin, inançlarının yanına çekmek.

    gazetelerde çıkan tecavüz, cinâyet haberlerine ve sosyal medyayla yayılan absürt olayların olduğu haberlere de inanamıyorum mesela.

    popüler kültürden de köşe bucak kaçma nedenim de yine bu his. birileri bir şeye sempati geliştirmemi, onsuz olamamamı istiyor ve beni yönetmeye çalışıyor. buna izin vermemek için kaçıyorum.

    sözlükteki gündem başlıklarına da çoğunlukla bu nedenle yazmıyorum çünkü onlar da çoğunlukla birer algı yönetim aracı oluyor.

    belki herkes doğru ben yanlışımdır bilmiyorum ama böyle bir his var içimde. poker face olacaksın bu çağda.
  • (bkz: sigara içen insanların en büyük sorunu)

    bu başlıkta dikkatimi çekti.. başlıktaki "sigara içen" ifadesi insanları yönlendirerek, sigara içmenin sadece bir ortak payda olduğu insan topluluğunun, en büyük sorunlarının yine sigara içmekle ilgili olması gerektiğini düşündürmüş. kimi ağız kokusu demiş, kimi sigara fiyatından dem vurmuş. sanki hiç birinin işsizlikle, ilişkilerle, sağlıkla vb. sorunları yokmuş gibi.

    bu da demek oluyor ki insanların düşüncelerini dar kalıplara hapsetmek, dikkatlerini belli bir noktaya toplayarak asıl mes'elelerden uzaklaştırmak pek de zor değil.
  • hipergerçeklik çağında göz ardı edilmemesi gereken bir konudur. çocukluktan itibaren zaten algı yönetimine maruz kalıyoruz. bu durumu biraz irdelemek için şu belgeselleri önerebilirim:

    hypernormalisation
    the century of the self

    biraz daha derine inmek isteyenler ise; baudrillard*, chomsky *, althusser, gramsci, adorno, edward bernays ve kullandığı teknikler, tüketim kültürü, propaganda, popüler kültür gibi konulara da göz atmalıdır. önerisi olanlar da yeşillendirebilir.
  • doğu felsefesine göre düşünceler, fikirler bize ait değiller. dış dünya ile girdiğimiz ilişki sonucunda beynin ürettiği fenomenlerdir. biz sadece düşüncelere uzaktan bakabiliriz. akıp gitmesine izin vermediğimiz fikirler aklımızda kalır. algı yönetimi bu şekilde yapılıyor. insanlarin zihinlerinde kalması istenilen ögeler değişik ve sürekli bir biçimde pompalanıyor. bizim yapabileceğimiz bu düşünce, fikir yumağının karmaşasını çözüp basitliğe ulaşmaktır.
  • yıllar önce reklam ve pazarlama ile ilgili bir kaç okuma yapmış ve o satış tekniklerinin hepsini nasıl yediğime hayret etmiştim. bu yöntemlerle ihtiyacımız olmayan ürün ve hizmetlere emeğimizle kazandığımız paramızı döküyorsak , kimbilir hangi konularda hangi yönlendirmelere maruz kalıyoruzdur. millet boşuna medya şirketi sahibi olacağım diye kendini yırtmıyor. yönlendirilmiş olabilir miyim şeklinde bir farkındalığımız oluşursa daha az etkileniriz. farkındalık dedim yalnız, paranoya değil :)
  • bir konu hakkında bilginiz ne kadar azsa, yönlendirilmeniz de o oranda mümkündür, şeklinde yanıtlanabilecek soru.
    inandığımız çoğu şeyin kör cahilleriyiz, bu yüzden de yönlendirilmeye de açığız.
    ama bilgi o kadar sonsuz ki, cehaletimizin devasalığını görmekten başka bir işe yaramaz, yine de biraz ayık durmak gerektiğini öğrenebiliriz.

    (bkz: gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var)
  • yeterince iyi yönetilmediğine delalettir.