şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • westworld izledikten sonra daha da emin olduğum şeydir.
    kendi kendime sorgulayıp üzerine 2 saat düşünen adam oldum.
    ne yapıyorum lan ben?

    ben yoksa...
    dolores...
  • kant'ın "aklını kullanma cesaretini göster" çağrısından sonra paradoksal bir biçime dönüşen gerçektir. çünkü aydınlanma ve doğurduğu modernlik doğaya hükmetmenin yöntemlerini de türetir. aklın araçsallaştırılmasının nedenidir. araçsallaştırılan akıl yönlendirilen bir noktaya çekilir. eleştirel bakış "algım yönetiliyor mu?" sorusunu sürekli olarak sorulmalıdır çünkü giderek belirsizleşen ve aşırı bilgi yığını haline gelen günümüz gerçekliği algımızı ve zihinmizi daha da manipülasyona açık bir hale getirmektedir. (bkz: şizoid paranoyak)
  • enerji var hat var ama.. birileri saklamış ampulleri, ortalık zifiri karanlık,ne hak görünür olmuş ne hukuk. kulağına ne fısıldanırsa ona inanır olmuşuz. ortalık zifiri karanlık..
    şöyle ki:
    yatttt!!! gece oldu...
    kallk!!! sabah oldu...
    zıplaaa!!! önünde çukur var...
    eğill!!! başın çarpacak...
    böyle maymun ediliyoruz göremeyince işte, ne gece senin o uyuduğun o vakitde, ne sabah senin kalktığın o vakitde. nede çukur onun dediği yerde, nede başını çarpacağın yer o kadar alçak. görmüyorsun kardeşim, korkuların perde olmuş gözüne, göremiyorsun.
    vallahi dostlar bilsem ki gördüğünüzü korkularınızdan ötürü inkâr etmeyeceksiniz,
    şimdi çakar kipriti yakarım kendimi beş dakikalığına,aydınlatırım meydanı.
  • kestirme olarak "evet" şeklinde yanıtlanabilecek bir soru. fakat burada "çoğu zaman" karşılıklı bir mutabakat var. insan algısının yönetilmesine rıza gösteriyor. çünkü inançlarının tuzla buz olmasına raz olmadığı için, inandıklarının doğru olduğuna dair tek taraflı bir beslemeye tabi tutuyor kendini. mesela sadece "x" tv yi izlemek, y yayınevinden çıkan kitapları okumak gibi. yani bir tür yapay seçilimle kendini istediği yönde inşa ediyor.

    sosyal medya imkanları malesef bu durumu değiştirmedi, hepimiz sadece kendi seslerimizi duymak istediğimiz yankı odalarının bağımlısı olduk. iletişimin bunca imkanına rağmen sadece kendi sesimize aşığız.

    (bkz: echo room)
  • kendisi de başka bir algı yönetiminin ürünü olması mümkün olan his.
  • zaten algıladığımız her şeyi, insanlığın doğuşundan bu güne kadarki yarattığı düşünceler, diller, teknolojiler vb. sayesinde tanımlıyoruz. yani senin karakterin, bulunduğun soy ağacının yüzlerce yıl boyunca yarattığı ve tanımladığı şeylerden oluşan bir yapboz.

    yediğin yemek, konuştuğun dil, güldüğün mizah yüzyılların birikimi bir kültür ve sen doğduğun an dünya hakkındaki algıların sadece bu oluyor. brezilyalı bir çocuk ise doğduğu şehrin ve ülkenin katolik kültürünü benimsiyor. fakat artık kucağında birleşik devletler kültürünün yarattığı laptop ile brezilya kültürünün yarattığı kahveyi içebilirsin. ama bu ürünleri algılaman, bu ürünlerle tanışmandan önce olamaz.

    yani şu an kime sorsak fransızlar veya japonlar hakkında "onlar şöyle olur ya böyle olur" der ama palavra. oraya gidip görmeden tanışmadan yüzde birini anlayamazsın. yani bildiğimizi sandığımız çoğu şey bize birilerinin orasıyla ilgili bir şey demesiyle, bi film sahnesi çekmesiyle, belgeselde gördüğüzle falan algımıza yerleşen şeyler. herkes her şeyi bilir ama kimsenin bi bok bildiği yok açıkçası. algında tamamen güvenebileceğin şeyler senin gördüğün ve tecrübe ettiğinden ibarettir.

    bu konuda zaten bir çok teori mevcut. örneğin algı üzerine kafa yoran birinin jean baudrillard'ın (bkz: simulacres et simulation) kitabına hiç olmazsa özetine kesinlikle göz atması gerekir.
  • stepan arkadyievich liberal bir gazete okurdu. ve ne bilim ne sanat ne de siyaset ilgisini çekiyorduysa da bunlar konusunda çoğunluğun ve gazetesinin görüşlerini sıkıca benimsedi, ve fikrini sadece çoğunluk değiştirdiğinde değiştirdi, ya da, daha doğrusu, hiç değiştirmedi; onlar onda kendi hallerinde, algılanamaz şekilde değişti.

    ana karenina'da bile fikirleri orjinal olan çok az kişi var. bunu yapan ise (levin mesela) kendisine tamamen zıt düşünse de kendi kendine düşünen insanı dinlemekten gocunmuyor mesela.
  • sözlükte bolca yapılan şeydir. burada ki insanların dediğine göre yaşarsanız, kendi hayatınızı yaşayamazsınız.
  • insanoğlu olarak, genelde hepimiz içinde bulunduğumuz topluma yakın frekanslarda olmayı tercih ederiz. böylece dışlanmışlik hissi yaşamaktan kurtulacağımizi düşünürüz. belki bu bilinçli bir tercih degildir her zaman, sanki bir derenin sularıyla birlikte şıkır şıkır akıp giden taşlar gibiyiz. sesimiz çıkıyor ama istikametimiz dere bizi nereye taşırsa... toplum normları bizim algilarimizi da tek tiplestirmeye çalışır.

    ancak günümüzde twitter facebook sözlük vs. bu tür ortamlarda bu algı yönetimi bilinçli olarak yapılıyor. sosyal medyaya ne kadar çok maruz kalırsak yonlendirilme ihtimalimiz de o oranda artıyor. algı yönetimine maruz kalmayanimiz yok ama. çoğumuz yönlendirilmiş şekilde yaşıyoruz, şüphecilik yanı ağır basanlar biraz daha az yönlendiriliyor. o yüzden bu "algım yönetiliyor mu acaba hissi" zaman zaman herkese geliyordur sanırım. ya da umarım geliyordur yani, yoksa gelmeyenler çoğunlukta mi?
  • insanın bilinç sahipliğinin tehlikede olduğunu gösteren düşünce. ben naçizane sebebini açıklayacağım.

    son 50 yıl tarihte ''en çok icat çıkarılan'' devri. son 20 yıl, tarihte ''en çok dünyanın her bir yerine bilginin ulaştığı'' dönem. son 10 yıl, tarihin ''en çok bilgi kirliliğinin olduğu'' dönem. belki son 5 yıl da tarihte ''insanların en çok birbirlerini etiketlediği'' ve ''en çok birbirlerini yargılayabildikleri'' dönem. insanoğlu hiçbir zaman bu kadar veri bombardımanına tutulmamıştı. insan zihni hiçbir zaman bu kadar zor durumda kalmamıştı. artık insanlar her şeyi bilmek, her şey hakkında fikir sahibi olmak zorunda hissediyor. işte bu mecburiyet hissi ile gelen yarım yamalak edinimler insanların fikirler konusunda netleşmesine mani oluyor. kimse fikirlerini bir tabana oturtamıyor. mesela ben üniversitede en marjinal halkları bile savunabiliyor iken şimdi uzaktan milliyetçiliğe göz kırpabiliyorum. lisede solculuk oynayıp komunizm felsefesini anlamadan komunizm savunurken şimdi en koyu liberal olduk. neyse. kendimizi de çok yermeden tezimi(!) sonuçlandırayım. insan beyni bu kadar veriyi toplamak için uygun ancak istiflemek ve düzenlemek için henüz hazır değil bence. evrim kedisini gerçekleştirebilir ve insan beyni devasa boyutta verileri de saklayabilir duruma gelebilir ama bu 1000 yıl mı sürer yoksa 1 milyon yıl mı bilemeyiz. şimdi, insan beyni bunca bombardımandan sağ çıkıyor ancak sakat kalıyor. eciş bücüş fikirler ortaya çıkıyor ya da insanlar bilgisi olmadığı halde bazı fikirleri savunabiliyorlar. bu hataya artık herkes düşüyor. celal şengör bile! işte başlığı açan arkadaşın da farkettiği gibi eminim bazen celal hocamız bile algım yönetiliyor mu diye soruyordur kendine. çünkü son derece zeki olduğundan emin olduğumuz bu insanlar bile bu kadar büyük bir veri bombardımanından payını alıyor. veri bombardımanına bir kaç örnek vereyim: tv haber kanalları, reklamlar, gazeteler, dergiler, siyaset ve politikanın her yerde herkes tarafından konuşulması, sivil toplum örgütlerinin propogandaları, ibadethanelerdeki vaazlar ve hatta turistik broşürler... bunca verinin girdiği bir zihni bu veriler yönlendirebilir pek tabi.

    şimdi her hafta cuma namazına giden ama aslında nispeten modern düşünceleri olan nispeten cahil olmayan bir adam düşünün. son yıllarda cuma namazı hutbelerinden sürekli cumaya gidip de etkilenmeyecek kaç tane insan olabilir ki? işte bu adam, mini etek giydiği için otobüste tekmelenen kadın olayında bir an ''çok kısa etek giydiyse?'' diye düşünebilir. işte tam o anda zihninde kalan modernlik kırıntılarının yardımıyla ''algım yönetiliyor hissini'' duyacaktır. ya da sürekli canan karatay dinlediğinizde bir gün kendinizi ekmek yemeyen bir insan olarak bulabilir ve o an gözlerinizde çakan şimşekle kendinize ''algım yönetiliyor mu?'' diye sorabilirsiniz.

    velhasıl kelam, insan düşünme konusunda ne kadar iyi olursa olsun bir noktada durup ''lan yoksa'' diyor kendine. zaten demeli de. hatasız kul olmaz. muslera bile hata yapıyor. biz kimiz ki?