1. burdur yöresine ve daha geniş bir bölgeyi sayarsak teke yarımadası'na ait bir gurbet türküsü. yörenin sanatçısı salih urhan tarafından derlenip notaya alınmıştır.

    türkünün ezgisi, "çaya düştü tutamadım kolunu" ve "ümmü gelin" olarak da bilinen "kaçındasın gelin ümmü kaçında" adlı türküyle oldukça benzerlik gösterir ve bu nedenle miksersiz geçişli olarak okunduğu vakidir.

    bu türkü siyaset meydanı programının türkiye açılımı temalı bir bölümünde burdurlu halil er tarafından kabak kemane taksimiyle birlikte okunmuştur.

    hale gür'ün yorumu pek güzeldir.

    mustafa yayla'nın yorumu işin içine elektrosaz girdiği için biraz tuhaf gelir ama yayla'nın yanık sesi sayesinde bence fena değildir.

    saim bilen'in kavalla açılışının ardından ankara devlet türk halk müziği korosu mensubu tahsin duru'nun yorumu da şöyle ama youtube'da yarısında kesilmiş.

    bir de trt sanatçısı mustafa özcan'ın söylediğini biliyorum ama onun youtube kaydı yok.

    .

    türkünün hikayesine gelelim:

    hikayenin baslangıç tarihinin yaklaşık 1835 ile 1840 yılları arasında olduğu kabul edilmektedir. hikaye, sudan sebepler ve peş peşe tahriklerle küçük bir olayın nasıl büyütülebildiğinin ve bir eşkıyanın, veya halkı gözünde bir efenin, nasıl türetilebildiğinin hikayesidir.

    tefenni kasabasının yakınlarındaki beyköy, 19. asrın ortalarında küçük bir köymüş. aynı yıllarda çevredeki yerleşim birimlerinin ortak kavşağında bulunan tefenni de köyden hallice bir merkez konumundaymış. tefenni dolayları o dönemde çömekoğulları'ndan hacı mehmet bey'den sorulurmuş. padişaha bağlılığıyla tanınan bir idareci olan hacı mehmet bey'in selahiyet ve mesuliyet sahasına, diğer köyleri ve çiftliklerinin yanı sıra yakın akrabalarının oturduğu beyköy de dahilmiş. türkünün kahramanı olan ali bey de onun yeğeniymiş.

    ali bey, yirmili yaşlarda, uzun boylu, yakışıklı, çalışkan bir delikanlıymış. köy kızlarının ideal koca adayı gözüyle baktıkları ali bey'e emekli zaptiye başçavusu ibrahim'in kızı da yanıkmış. kız, birkaç kez ali bey'in yoluna çıkmış, konusmak istemiş veya konusmuş. bu hareketleriyle kızının dillere düştüğünü düşünen ibrahim, kızının güya namusunu temizlemesi için ali bey'e baskı yaparak evlenmelerini istemiş ve bunu birkaç defa tehditlerle tekrarlamış. ali bey, kızla ilgisi olmadığına dair yemin billah etse de ibrahim'i bir türlü inandıramamış. emekli olduktan sonra tefenni'de nüfus islerine bakan zaptiye çavusu ibrahim, eski bir ordu mensubu olmasına güvenerek ve yörenin idarecisi hacı mehmet bey'i es geçerek gitmiş, konya valisine şikayette bulunmuş. kısa bir süre sonra burdur'dan gelen zaptiyeler ali bey'i tutuklamak istemiş. bunu öğrenen ali bey eşinin dostunun yardımıyla kaçmış. bütün aramalara rağmen bulunamayan ali bey dağa çıkmış ve eşkıya olmuş. yörenin her tarafında, hatta bazen kaş'a kadar inerek zenginlere baskınlar yapmıs, fakir fukarayı gözetmiş ve çevreye ününü duyurmuş. elmalı'ya bağlı beyler köyü'nün ağası sarıbeyzade mehmet bey, ali bey'i misafir etmis ve korumuş.

    konya'dan kesin talimat alan zaptiyelerin ali bey'i yakalayamayınca abisini tutuklayıp antalya hapishanesine kapatması üzerine hacı mehmet bey devreye girip kendisini affettireceğine dair teminat vermiş ancak ali bey buna rağmen düze inmemiş. abisinin tutuklanmasından dolayı basçavuş ibrahim'e iyice kinlenen ali bey, bir yandan da herkes tarafından korunur ve sevilir olmuş. bu arada ali bey'e iki de kızan katılmış. bunlardan biri nuri, diğeri de ailevi nedenlerle aralarına husumet giren basçavuş'un yeğeni arap'mış. ali bey'in sevdiği ve yanından hiç ayırmadığı kadın olan fatmana da onlarla berabermiş.

    bu arada, hikayede bahsi geçen mekanlar arasında, beyköy'ün birkaç kilometre batısındaki "ballik boğazı' vadisi boyunca güney yönünde uzanan kayalık bir tepe (ali bey taşı), tepenin başladığı yamaçtaki "çatal değirmeni" (iki boylalı) ve onun biraz ilerisindeki bir kayalığın altındaki mağara bugün de yerli yerindedir. değirmeni döndüren dere mağaranın önünden akmaktadır. ali bey ve şürekası çoğu zaman gizlice bu mağarada saklanırlar ve nuri ile arap nöbet tutarlarmış.

    ali bey'in abisi antalya hapishanesinde yatarken antalya valisi ile konuşmak istemiş ve bir tatil günü valinin evinde huzura çıkmış. vali'den kendisini bırakmalarını istemiş, yalvarmış, "beni bırakmazsaniz ali bey başçavuş'u öldürür, hem de yakarak öldürür" demiş ama valiyi inandıramamış. birkaç gün sonra başçavuş'un yakılarak öldürüldüğü haberi gelmiş.

    ali bey ve maiyeti, her gün atıyla tefenni'deki nüfus işleri görevine gidip gelen basçavuşu, "karakuzu" mevkiine yakın bir yerde beklemeye baslamışlar. akşamüstü saatlerinde güzergahtan geçen başçavuşun önce atını öldürmüşler, ardından da kendisini bir armut ağacına bağlamışlar. basçavuşun yakarışlarına aldırmayan ali bey mavzerini ateşlemiş ve onu yaralamış. arap ise, ali bey'den aldığı emir üzerine, ağlaya ağlaya çalı çırpı toplamış ve ağaca bağlı dayısının etrafına yığmış. başçavuşun bağırtısı, yalvarışları arasında arap çalıyı tutuşturmuş. başçavuş yanarak can vermiş. bu olaydan sonra ali bey'in abisini hapisten çıkarmışlar.

    hacı bey ise olan bitenden sonra zor durumda kalmış. payitahttan gelen son emirle hacı bey'den ali bey'in kellesi istenmiş. iki arada bir derede kalan hacı bey, içten içe üzülerek yeğeni ali bey'e haber göndermiş ve teslim olursa affettireceğini bildirmiş. ali bey de bol ağaçlıklı vadisi ve mağarasıyla emniyetli ve gizlenmeye en uygun konumdaki ballık boğazı'ndan dayısı hacı bey'e, teslim olmayacağına ve gelip kendisini teslim almasına dair bir cevap göndermiş.

    ali bey, anlatılanlara göre, hacı bey'in kendisinin gelmesini emniyet tedbiri olarak istemiş. hacı bey, silahlı adamlarıyla ballık boğazı'na kuşluk vakti vardığında, nuri mağaranın yakınlarında ve arap da ali bey taşı'nın üzerinde nöbetteymiş. o sırada, ali bey mağarada sevdiği kadın fatmana'nın dizinde uyurken, fatmana, mağaranın önünden geçen derenin bulandığını görmüş. suyun bulanmasını hayra alamet görmeyen fatmana, bundan çatal değirmen'in yanından atlıların geldiği sonucunu çıkarmış ve ali bey'i uyandırmış. hemen toparlanan ali bey, mavzerini kaptığı gibi mağaranın ağzına yönelmiş. açığa çıkmaması için yalvaran fatmana, ali bey'in önünü kesip engel olmak istemiş ama erkeğini yolundan çevirememiş. bu arada adamlarıyla birlikte mağarayı kuşatan hacı bey, bağırarak kendini tanıtmış, ali bey'e mavzerinin mekanizmasını çıkarıp atmasını, teslim olmasını ve kendisine bir kötülük yapılmayacağını söylemiş. ali bey, "madem ki böyle diyorsun, o halde çıkıyorum dayı" deyip mağaranın önünde belirdiği esnada fatmana önüne atılmış. aynı anda hacı bey'in adamlarına ateş emri vermiş bulunması üzerine silahlar patlamış; önce fatmana sonra da ali bey vurularak öldürülmüş. anlatanların bir kısmına göre, arap taşın başında iken telaşından büyük taşları aşaği yuvarlayıp düşürmüş ve bu taşlardan biri nuri'nin başına isabet ederek ölümüne sebep olmuş. kimine göre de nuri, aynı gün vurularak öldürülmüş. arap ise, hapiste cezasını çekip tahliye olduktan sonra uzun yıllar yaşamış.

    ali bey'in kellesi kesilerek, aynı gün, atının terkisinde burdur'a götürülmüş. söylentilere göre ağıdını kızkardeşleri yakmışlar. bu ağıt, zamanın akışıyla dilden dile, kulaktan kulağa yayılarak yöreye has bir gurbet havası olmuş.

    padişaha bağlılığını böylesine ağır bir yükle ve acıyla ispatlayan hacı bey'e bir elçi, bir kılıç ile beraber paşalık rütbesinin fermanını getirmiş ama hacı bey yeğenin kanı üzerine böyle bir payeyi kabul edemeyeceğini bildirmiş. ardından, ikinci kez gelen elçi, hacı bey'in padişahtan bir dilekte bulunması için gönderildiğini söylemiş. hacı bey de o tarihlerde kaza statüsüne daha uygun olduğu bilinen ve bu doğrultuda hazırlıkların yapıldığı karamanlı yerine tefenni'nin kaza olması dileğinde bulunmuş ve tefenni böylece kaza olmuş.

    .

    sözlerini de yazayım tam olsun ekolü iftiharla sunar:

    ali de beyim taş başında oturur [öf]
    çekmiş [keklik] de yavruların suya götürür
    çok sevilerin sonu ayrılık getirir [öf]
    gitti de gençlik der der ağlar genç alim

    ali de beyim de taştan çıktı parladı
    sakalı da yok bıyıcığı terledi
    yavuklusu da karşı durdu ağladı
    gitti de gençlik der der ağlar genç alim

    ali beyim taş başında oturur
    ak elleri telli fincan getirir
    ali beyim senin suçun neden ötürü
    kanlı çaylar gömleğini götürür

    çatal değirmenin suları bulandı
    fatmana'nın saçları meşeye dolandı
    ali beyin öldüğüne kalbim inandı
    ellerin yüzünde kalan genç alim

    ballık boğazında vardır bir düğün
    ali beyim oldu kurbanlık koyun
    hacı bey dayı senden geldi bu oyun
    kadir mevlam böyle yazmış yazımı
    [gitti gençlik der der ağlar genç ali]

    ali beyim kuşluk tuttu gülesi
    ballık boğazında kaldı ilesi
    terkiye astılar gövdesiz başı
    kadir mevlam böyle yazmış yazımı

    beyköy'ünde bir incecik bir kış oldu
    ali beyime olmayacak iş oldu
    ellere hayal annesine düş oldu
    kadir mevlam böyle yazmış yazımı

    ali beyim seni öldürdüler mi
    kanını pekmeze döndürdüler mi
    gövdesiz başı burdur'a gönderdiler mi
    kadir mevlam böyle yazmış yazımı

    beyköy'ün üstünde bir bulut uçtu
    ali beyin kellesi burdur'a düştü
    ali beyi görenlerin tepkili [tedbiri] şaştı
    kadir mevlam böyle yazmış yazımı

    odamızın çulunu kaldırmasınlar
    geleni gideni döndürmesinler
    ali beyimin öldüğünü bildirmesinler
    ali beyim der der ağlar anası

    ali beyimin çadırı sandıkta saklı
    ali beyi çevirmiş binbesyüz atlı
    ali beyimin kanı şerbetten tatlı
    ali beyim der der ağlar anası

    ali de beyim de koya komuş fesini
    yüksek kayalarda duydum sesini
    gelinlerin de nesini tuttun nesini
    ali beyim der der ağlar anası

    .

    kaynak

ali beyim taş başında oturur hakkında bilgi verin