şükela:  tümü | bugün
  • yıldızlı atlas adında muazzam bir kitabı bulunmaktadır.. çocuk kitabı reyonlarında gezinmesi dimağları bulandırmasın zira bazı geceler okumadan uyuyamayan yetişkinler vardır.. *
  • (bkz: ali eren)
  • aslen dursunbey karyagmaz'lidir. 90'li yillarin basinda türkiye cocuk dergisinde yayinlanan bir konusmasiyla tanimistik kendisini. sairdir, cocuklar ve büyükler icin yazdigi hikaye kitaplari vardir. artik yayinlanmayan mavi kus dergisinin en eglenceli yazariydi. bursa imam hatip lisesi'nin altin cocuklarindan biridir.

    muhacir

    yagmurdan ördügüm sicimle baglaniyorum bir yerlere
    capi daraliyor cemberimin
    istanbula cekmis gözleri diyor biri bana bakip
    yirtip duruyor dikenler tenimi

    beni gören olur bu sehirde
    teyzem sehre inince beliklerini kestirir
    diye korkuyorum
    biri konuyor kuslarin ucuyor biri/üsüyorum

    oyundan cikmiyorum unutulsam unutulsa da yagmurlar
  • 'denizleri dökülmesin diye, kimi atlasların duvara asılmadığı doğrudur.' diye başlar kitabına, sonrasında atlasının yıldızlı sayfalarında dolaşırsınız. mimar eşiyle birlikte fatih'te kitabındaki gibi masalsı bir hayat yaşar. ayrıca dağıstan çetinkaya'nın resimleri yıldızlı atlasa çok yakışır.
  • iki nokta üst üste adlı yıldızlı atlas kısmında, "bir içecek: andımız" şeklinde bir satır karalamış.
  • açık söyleyeyim, yazılarını veya kitaplarını okumuşluğum yoktur. kendisi hakkında kısaca bir tanımalama yapmak gerekirse, muhabbet ehli, geniş gönüllü, yüce insan derim. kendisi için "lokum gibi adam" tanımlamasını da duymuşluğum vardır. şu sıralar evinde çiçek yetiştiriyor. sardunyaları sevmektedir. misafirlerine türk kahvesi ikram etmeyi sever. eski girişimcilerdendir. genç girişimcilere, kendi geçmiş girişimcilik tecrübelerini aktarır. bir sürü anısı vardır, anlat anlat bitmez. dinlemeyi de en az anlatmayı sevdiği kadar sever. ali burhan eren de anlat anlat bitmez biri; muhabbet ehli, gönlü geniş, yüce insan işte...
  • tanıştığınızda, cevheri hissettiğiniz bir muhabbeti olduğunu biliyorsunuz, ama lafa girip bi türlü muhabbetine ortak olamıyorsunuz.

    varsa yoksa iş.

    muhabbet ehli adamların ofiste harcanmasını istemeyenler derneğinin en önde bayrak sallayan saçları pişmaniye saçlı teyzesiyim.
  • verdiği ayarlar ve koyduğu postalarla meşhurdur. yıllardır zihninde biriktirdiği hikaye,fıkra, menkıbe, hatıra... koleksiyonu sayesinde, istediği an ortamı şenlendirebilir ya da hüzünlendirebilir. ağabeydir, dosttur, sigarayı sigarayla uyandırmayı öğretendir.

    şimdi ankara'da. kendine çok yakışan bir görevi ifa etmekte.
  • 'mustafa baki efe, metin önal mengüşoğlu, ali sali, ramazan dikmen'gillerden. dayımın arkadaşı. küçükken değerini bilememişim. yalan yok, yazdıklarını kıskandığım yazardır. bilirsiniz, bazı kitaplar kıskanılır. onun kitabında sandalyeler konuşur. yaşlı denizci konuşur. kalemtıraş konuşur. kalemin üzerindeki silgi konuşur. saat konuşur. e tabi, layık olana taş ve kerpiç konuşur. ali burhan abimiz ise 'herkesin kulağına eğilip susmak' ister. en sevdiği gezegen küçük prens'in gezegeni, en sevdiği şehir hiç düşünmeden istanbul, en sevdiği çiçek hanımelidir. öyle bir hal ehli, öyle bir dalıp giden gözlerin nereye bakmadığını anlayandır.
  • benim yüzlerce öğretmenim vardı

    ilkokulda dört öğretmenim vardı. daha sonraki okullarda onlarca öğretmenim oldu. şimdi yarısını bile sayamam onların.
    birçok şey öğrendim onlardan. öğrendiklerimin çoğu, hiçbir işe yaramadı. zaten birçoğunu da unuttum daha sonra.
    ama okulun dışında yüzlerce öğretmenim vardı. onlardan binlerce şey öğrendim.
    beyaz karanfiller çizmeyi ablamdan öğrendim. ilk şarkıyı da öteki ablamdan.
    sevinci, uçurtmanın ipini tutan bir elden öğrendim.
    coşkuyu arkadaşlarımın çizdikleri resimlerden öğrendim.
    bir akşam babam eve dönmemişti, beklemeyi öğrendim.
    vurduğum kuşun kanı, bembeyaz karın üzerine akınca; pişmanlığı, çaresizliği öğrendim.
    açlığı, bir yoksulun elindeki ekmekten öğrendim.
    kurumuş bir dere yatağından susuzluğu öğrendim.
    kafeste çırpınan bir kuştan özgürlüğü öğrendim.
    uçsuz bucaksız ne demek? denizlerden onu öğrendim.
    sessizliği, koca bir ormandan; sabretmeyi küçük bir karıncadan öğrendim.
    çok sonraları dedem öldü. dedemden ölümü öğrendim.
    şiiri, içimde koşuşup duran atlardan öğrendim.
    maviyi gökyüzünden, kırmızıyı gülden, sarıyı da ekinlerden öğrendim.
    neydim ben, neden vardım bu dünyada, neredeydim; annemin yüzüne bakınca öğrendim.

    yıldızlı atlas