şükela:  tümü | bugün
  • -kazım koyuncu’ya- yazdığı şiiri de unutmamak gerek.

    kaldırın sınırları, ben gidiyorum
    ben gidiyorum, katlayın pikelerinizi
    geniş zamanlı nutuklarınızı ve içten pazarlıklarınızı
    koyun artık bir kenara, ben gidiyorum.

    alın sizin olsun şarkılarım ve hayallerim
    keten gömleğimi aldım, başka şey istemiyorum
    kimselerin bilmediği bir yerden gelmiştim zaten
    kimselerin bilmediği bir yere gidiyorum.

    anneme anlatırsınız lisan-ı münasiple
    benim hiç vaktim kalmadı, acelem var, gidiyorum
    iyi bakın ağaçlara, kuşlara ve çocuklara
    kuş sesi duyamayacağım bir yere gidiyorum..
  • ''aceleden üzerinde pek durulmamış bir ihtimal gibi
    daha mühim şeylerin arasında kaybolup gitti çığlıklarım..

    -oysa çocukken bi anne dememle koşup yetişirdi annem-''
  • tesirsiz parçalar 217..

    otuz beş yaşındayım ve hala ağlarken anne diye ağlıyorum. bir taraftan da burnumda oluşan sümük baloncuk olunca yavaş yavaş nefes verip balonu genişletmeye çalışıyorum. saçlarım beyazlaşırken favorilerim kızıllaşıyor ve sakallarım sararıyor. kıçımın kılı (kimsenin kıçının kılı değilim bu arada kendi kıçımdan bahsediyorum) hangi renge dönüşüyor düşünmek bile istemiyorum. on altı yıllık memurum ve bir kaç bin kitap, bir dolu oyuncak ve bir kaç takım elbiseden başka hiçbir şeyim yok çok şükür. en iyi arkadaşım beş yaşında bir oğlan çocuğu. köpeklerle mesafeli bir ilişkim var ama kedilerden hiç hazetmiyorum. ekseriyetle canım sıkkın ve mütemadiyen depresyona giriyorum. hatta aynı gecede bir kaç kez depresyona girip çıkacak kadar yalama ettim güzelim hastalığı. ağaçlardan en çok çam ağacını, parklardan şirintepe parkı'nı, takımlardan beşiktaş'ı ve kadınlardan dünyanın en güzel kadınını seviyorum. çam ağacı meyve vermiyor, parkı yakında tadilata sokacaklar, beşiktaş avrupa kupalarından men edildi ve galiba sevdiğim kadın beni sevmiyor. gerçi seviyor da olabilir, bilmiyorum. yağmur yağarken kendimi iyi hissediyorum, hiç açıklayamayacağım bir neden yüzünden yağmuru tanrının bana bir kıyağı olarak görüyorum. saat şu an dört buçuk bütün aklı başında insanlar uyumuştur kuvvetle muhtemel. bense uyuyabilmek için onların uyanmasını bekliyorum. gönüllü gece bekçisi gibiyim, kendi kendine durumdan vazife çıkaran. bu yazı daha çook uzar. ama ben bundan da sıkıldım. iyi ki ceylan ertem var. bir de georges perec ne güzel yazar, türkan şoray ne güzel kadın ve selim ışık ne güzel arkadaş değil mi? evet evet öyleler..
  • ''yıldız tilbe baudrillard okusaydı keşke. ya da baudrillard yıldız tilbe dinleseydi. ikisini de seviyorum la ben. biri gerçekliği yeniden tanımlamış bir hiper manyak, diğeri yapısal manyaklığı en sevimli haliyle gerçekleştirmiş bir süper deli.'' demiştir.
  • içimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. anlatabildiğim kadarını.. anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? birer çay içilebilir belki…
  • buraya 'şunlara bunlara bik biklere inat' diye bir şeyler sıralamıştım, sildim. kısaca şunu demek kafi çünkü;
    bağzı şeylere inat

    " seninle benim yan yana oturacağımız çekyata
    ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik.. "

    demiş, diyebilmiş bir kimsedir. şairdir. adamdır.
    birileri de hala virvirvir bikbikbik, şu üç günlük dünyada mutsuz olmak için elinden geleni yapmanın peşinde.
  • -hissedilir mi enlem farkı?
    adam kadından uzaktaydı. mesafeyle ilgili teknik bir problem. bir şekilde üstesinden gelinebilecek bir şey..
    kadın ise adama uzaktı... coğrafi uzaklıkla ilgisi olmayan metafizik bir problem. kolay kolay üstesinden gelinemeyecek bir şey..

    a.lidar/ tesirsiz parçalar 167
  • fikir muhendisi fikri'nin (#36199876) entrysi ve fikir muhendisi fikri için şunları söylemiştir.

    ''koçum benim.. işte gerçeği tek gören adam bu lan aranızda. yemin ediyorum süper analiz yapmış. allah razı olsun..''

    seviliyorsun güzel abim. bir gün yıldız tilbe dinleyerek karşılıklı rakı içme dileğiyle.
  • kelimeleri sade ama derindir ali lidar'ın. içtendir, bizdendir. bu nedenle sevdirir kendisini biraz da. yedi cihanı gezsem aklımdan çıkmaz tek bir satırı bile.

    (bkz: seviyorum abi)
  • beşiktaş’lı oluşumun hikayesi bir tür çaresizlik ve yokluk hikayesidir. beş altı yaşlarındayım. yıldıztepe mahallesinde oturuyoruz. evimizin tam karşısında geniş bir arsa var. mahallenin çocuklarıyla beraber sabahtan akşama kadar it gibi top koşturuyoruz. takım falan tutmuyorum henüz ama kırmızıyı çok sevdiğimden galatasaray’a yakın gibiyim..

    kahvaltı sonrası kendimi arsaya attığım her zamanki günlerden bir gün. bir kaç arkadaş bekliyor zaten. birlikte minyatür kale maç yapmaya başlıyoruz. bir süre sonra yanımıza geliyorlar sırıta sırıta. şimdi isimlerini bile anımsamadığım iki kardeş. sırtlarında pırıl pırıl galatasaray formaları. babaları almancı, izne gelirken almış hediye diye. nasıl da güzeller. o güne kadar ne benim ne de diğer çocukların forması olmamıştı hiç. geberiyoruz kıskançlıktan. resmen geberiyoruz. devam ediyoruz bir süre sonra maça ama kimsenin oyunla alakası kalmamış. herkesin aklı formalarda. bırakıyoruz maçı.

    ben fazla dayanamayıp koşarak eve gidiyorum. babam işte. annem evde. soluk soluğayım. annee diyorum, anne n’olur bana forma alalım. gülüyor annem önce. ısrarımı görünce de bağırmaya başlıyor. para nerde diyor, kardeşinin götüne bez alamıyoruz sen forma derdindesin. sahi ya lan. bizim paramız yok ki. zaten ben bildim bileli hiç olmadı ki paramız. neyse.. çekiliyorum bir köşeye burnumu çeke çeke ağlıyorum. annem kapı aralığından bana bakıyor. iyice abartıyorum ağlamayı. annem yan odaya geçiyor. takır tukur sesler. hiç dışarı çıkasım yok. ağlamayı da kestim. mal mal oturuyorum. annem sesleniyor. isteksizce yanına gidiyorum. bir şey uzatıyor bana. eski siyah tişörtümün üzerine beyaz atlet parçaları dikip forma yapmış. arkasına da 7 rakamı dikmiş. anne diyorum bu beşiktaş forması. ben galatasaray istiyorum. olsun oğlum diyor bu daha güzel. hem bak 7 numara bu feyyaz’ın forması. forma bir şeye benzemiyor aslında. alelacele çocuk avutmak için yapılmış uyduruk bir şey. ama annem o kadar güzel gülüyor ki. o dakika karar veriyorum. ben artık beşiktaş’lıyım..

    velhasıl neden beşiktaş sorusunu duyduğumda sallama cevaplar verirdim bugüne kadar. ilk kez itiraf ediyorum. beşiktaş’lıyım çünkü paramız yoktu. beşiktaş’lıyım çünkü kırmızı tişörtüm yoktu.

    beşiktaş’lıyım çünkü o gün annem bana çok güzel gülüyordu...