1. farklı yerlerde karşımıza çıkan fikir ve aksiyon adamı ibaresinin tam karşılığı olabilecek merhum alim.
    aslen iranlıdır ve horasanda doğmuştur. iran devriminin sosyal aktorlerinden biri olarak kabul edilir. sosyolog kişiliği ve halife dönemine dair yaklaşımları benzeri olmayan gerçekçi bir sadelik ve doğrulukta olduğundan her zaman tehlikeli addedilmiştir. bugün bile hala bir çok insan ali şeriati okumaktan korkar. cezayir ve mısırda verdiği konferanslar onu ölümsüzleştirecek fikir yapısını ortadoğuya yaymıştır. 44 yaşında zehirlenerek*öldürülmesine rağmen -bıraktıkları/yaşadığı hayatı- oranı oldukça yüksektir. saadet devri ve islami fetihlerin sorgulanması, halife seçimlerindeki yanlışlıkları ve bu süreçteki ilk başkaldırı örneği veren ebu zerr el gifari yi anlattığı eser okunmaya değerdir. fikirlerinin olgunlaşması çektiği acılara ve yattığı hapis cezalarına bile bağdaştırılabilir ki iranda 1962 yılında yakalanmasından sonra 17 ay hücrede yatmıştır. tasavvuftan uzak net ve gerçekçi bir yaklaşım içerisinde olmuştur. eserlerindeki edebi dil oldukça kuvvetli olmakla birlikte necip fazil kisakurek'e benzerlik göstermektedir.
  2. zekası, felsefi yönü ile yüreklere kazınsa da, yeni nesil tarafından pek tanınmayan entellektüel.

    iranlı toplumbilimci ve islam düşünürüdür. paris'te doktora yaptıktan sonra iran'a döndü. tutuklandı ve "serbest" bırakıldıktan sonra da düşünmeyi ve konuşmayı sürdüren birisi idi. iran gençliği üzerindeki etkilerinden rahatsız olan yönetim, daha önce de denenmiş bir düzene başvurdu: ali şeriati'ye yurtdışına çıkış izni verdi.bu çıkışından bir ay sonra londra'da, "eceli ile ölmesi" sağlanarak gizli ellerle şehit edildi.

    (bkz: islam entellektuelleri)
  3. ne sünnilere yarana bilmiş, ne mensup olduğu şia'yı mutlu edebilmiş, yüzlerce konferas vererek gençler üzerinde farklı bir islami etki uyandırmış büyük yazar, düşünür..
  4. zenci bilal'in* kalbinin fethi; endülüs kıyılarının fethiyle yanyana düşünülemeyecek kadar büyüktür, demiştir.
  5. kevirden yine.

    gözleri bulut rengindeydi, yok, melekût rengindeydi, atmosfer, kurşuni ilksizlik sabahı rengindeydi, ruh... rengindeydi. haaa! anladım; gözleri tümüyle ruh rengindeydi, ruh ne renktedir? ruh mu? bilmeyecek ne var?
    ruh tümden ne renktedir, ne renktedir... onun gözleri rengindedir.
    buğu ne renktedir? onun gözleri renginde değil midir? gözleriyle düş kuruyor, gözleriyle düşünüyor gibiydi, gözlerinin bir yerler gördüğünü sanmıyorum.

    ben şimdi düşlemimde bir odağa dalmışım, gözlerim durgun bir delinin gözleri gibi gizemli bir korku içinde göremez olmuş, kıpırdamaz olmuş, açılıp kapanmayı unutmuştur.
    yanılmayasınız, bunlar birilerine ilişkin söyleyerek duymasını istemediğimiz sözlerden değildir, yok, bunlar bir şey değil, buna benzer söz çoktur, çok da değersizdir, herkesin böyle sözleri olur, birilerine, bir seslenilene söylenecek sözlerden söz ediyoruz biz, ondan başkasına söylenemeyecek, ondan başkasına söylenememesi gereken, bununla birlikte onunda
    duymaması gereken sözler, yüce, güzel tatlı sözler bunlardır, seslenilenin bile namahrem olduğu sözler!

    bu nasıl söz? bu nasıl seslenilen?
    bulunmadıklarında bulunduklarından daha çok "var olan" kimseler! yer yer duymamaları gereken sözlerin seslenileni olan kimseler bunlardır işte, kendileriyle hep konuşur durumda olduğunuz kimseler bunlardır, güzel sözlerimizi de bunlara söyleriz hep, duymalarını istemediğimiz sözleri, hep yazıp ta göndermediğimiz mektupları da bunlara yazarız.
    özgün sözler, "duyulmak" için söylenen sözler değildir, "söylenmek" için söylenen sözlerdir. özgün yazılar "okunmak" için yazılan yazılar değildir, "yazılmak" için yazılan yazılardır.

    kuşlara benzer duygular. nereden gelir bilinmez. kâh çığlık çığlıktır, kâh sesleri işitilmez. bağrında güneşler tutuşmuyorsa selamlayıp geçerler seni. kuşlar soğuk iklimi sevmez.
    aşk sevenin içinde varolan bir güçtür. kendisini sevgiliye çeker. oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. seveni sevilene götürür. aşk, sevgiliye egemenliktir. oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.

    birden içime şu korkunç soru düşüvermişti: "ben hangiyim?"
    ruhunun bu kaygıyı duyumsayabilecek oranda büyük, geniş olduğunu düşünüyorum. kişinin kendini kendi içinde yitirmesinden daha korkunç ne olabilir? kişinin kendi içinde... ne desem?.. kendisiyle iç içe olmuş, kendilerini kendisi gibi göstermiş... yabancılar olmasından daha büyük bir yıpranış olabilir mi? şimdi ben kim olduğumu bilmiyorum... ne korkunç!
  6. kendine ait bir uslubu vardır, costurucu bir dil, surukleyici bir anlatım, cozumleyici bir mantık, geniş bir bilgi dagarcıgı, hitabet, samimiyet... ve hatta ali seriati ali seriatidir.

ali şeriati hakkında bilgi verin