şükela:  tümü | bugün
  • dahi piyanist, besteci, multienstrumanist, cazcı, eğitmen, aranjör, bilgisayarcı.

    4 yaşında piyanoya başlayıp kendi kendine piyanoyu yiyip yutmuş, en zor klasik eserleri genç yaşında yorumlamış, bunlarla yetinmeyip caz ve türevlerinde her stili çok iyi çalabilmiş ve besteleriyle gelecekte modern müziği öncülerinden olacak, hollanda rotterdam konservatuvarını yeterli bulmayıp soluğu türkiye'ye dönerek aydın esen ile çalışmakta bulan müzisyen. birçok şeyi kendi kendine çözmekle kalmayıp keman, bas, gitar, trompet, ud ne varsa virtüöz derecesinde çalabilen bir müzisyen. özellikle batı müziğiyle yetinmemiş, türk müziği ve doğu müziklerini de çok iyi derecede bilen ve yorumlayabilir. fakat hayatı boyunca türkiye'de hiç konservatuvar veya müzikle alakalı bir bölüm okumamış. konservatuvar hocalarının ağızlarının suyu aka aka dinlediği ve çoğu zaman absolit kulağıyla teoride ve çalımda hocalarına eline verdiği, profesörlerin daha üniversite mezunu olmadan hocalık teklif ettiği, film müziği bestecisi, şef, müzik direktörü, prodüktör, klavyeci, caz solisti, klasik müzikten, traditional caza, latin, funk, fusion, pop ne varsa çok iyi bilen ve çalan, orkestrasyonu ve müziği kafasında bitiren, tüm bunların yanında pozitif, mutasavvufi ve dindar bir insandır. üç üniversite okumuş ve son olarak başkent üniversitesi böte bölümünü burslu olarak kazanmıştır.
  • geçen gün sezen aksu'nun hakkımda konuşmuşsun şarkısını ali tolga demirtaş remiksiyle dinledim. elli kereye yaklaşınca yutub kesmedi, soulseek'te aradım, ancak flac buldum. indirdim. bir de üzerine mp3 converter. uğraştım, eski günlerdeki gibi... dönderip açtıktan sonra hakkında yazasım geldi, yatana kadar elli doz daha çakarım nasılsa, dedim. eski günlerdeki gibi... sezen aksu'nun remikssiz işlerini pek dinleyemem. yapış poplara, küstah arabesklere, uzatmalı gıy gıy rocklara, bap bup dübap kadın vokalli cazlara yaş geçtikçe tahammülüm çok azaldı. aksu'nun ikili delilik'ten beri iyi remiksine de rastlamadıydım, en az on sene olmuş.

    yutub gençliği şanslı, ne isterse açıyor dinliyor. şanslı mı? yoksa çok mu şanssız... biz yeni yetmeliğimizde ciddi emek verirdik sevdiğimiz bir albüme kavuşmak için. plak aramalar, kaset çektirmeler, cd'ye basmalar, bir şarkının peşinde aylarca gezmeler, hepsini yaşadık. şükür ki yaşadık. şimdi maalesef albüm kültürü hak getire... filancayı seviyorum diyor mesela, bir tane albümünü edinmemiş; kaç albüm yapmış, nasıl yapmış, haberi yok. ne biçim sevmek? albüm, müzisyenin kitabı gibidir. başıyla sonuyla okuduğumuz, iyi yahut vasat cümlelerini bir arada gördüğümüz zaman müzisyen hakkında bir fikir edinebiliriz. tıpkı bir insanı iyisiyle kötüsüyle tanımadan anlayıp sevemeyeceğimiz gibi... ince işler vesselam. ecm'ciğimin imç'deki eski dağıtıcısının camına kendimi poster yaptığım zamanları hatırlarım. zamanın iyi müzik dinleyicisi hep öyleydi. yoktu öyle beleşe sevmek... şimdi de yok gerçi: bir şarkılık hisler, sonra teflondan kayar gibi kayıp gitmeler... geride bir iz, bir hatıra yok. oysa, müzik demek hatıra demek.

    bunları neden yazdım? ali tolga demirtaş'ın remiksinde kulağa ilk çarpan karanlık caz ve elektronik altyapı, ambient ritim ve kral düzenleme bana bunları hatırlattı. şarkının geberik orijinaline, remiks resmen can üflemiş. iyi iş kendini hemen belli ediyor. helal olsun! bu genç müzisyenin adını nice kaliteli projede duyarız inşallah. böyle yetenekli gençlerin popüler havalara kapılmayıp iyi müzik icra etmelerine ihtiyacımız var. dandiklikten bunam bunam bunaldığımız şu günlerde ilaç niyetine:
    https://www.youtube.com/watch?v=q_kudhrxr2s