şükela:  tümü | bugün
  • bir kadının akıbeti için
    sabırla, sükunetle beklemek gerek
    adeta nutku tutulmuş bir hayalet gibi beklemek
    ta ki sorgulayan bir ses sessizliğini kırana dek
    – henry wadsworth longfellow

    handmaid's tale benzeri bir dizi.

    konu ve karakterler şu şekilde: (minor spoiler)

    dizinin merkezindeki grace marks, 1843 yılında iki kişiyi öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilmiş ve on beş senedir kingston cezaevi’nde yatmakta olan irlanda göçmeni genç bir kadındır. o dönemlerde kadın katil çok görülen bir şey olmadığından herkesin ilgi odağı haline gelen grace, cinayet günü ile ilgili hiçbir şeyi hatırlamamaktadır. suçlu olduğuna inananlar olduğu gibi aslında masum olduğunu düşünen kişi sayısı da az değildir. aralarında grace’in masumiyetine inananların da olduğu bir kilise komitesi tarafından serbest bırakılması yönünde bir rapor yazması için amerika’dan getirtilen bir doktor aracılığıyla grace marks’ın şimdiye dek başkaları tarafından yazılmış hayat hikayesini kendisinden dinleme fırsatı bulacağız. soğukkanlılıkla iki kişiyi öldürdüğü iddia edilen grace’in zorluklarla dolu hayatını ve cinayet günü olanları anlatacak.

    dizinin merkezinde izlediğimiz grace marks, gerçek bir karakter. gerçekten de kanada’da iki kişiyi öldürmekle ömür boyu hapse mahkum edilmiş. öldürdüğü iddia edilen karakterler ve ana karakterimizin özgeçmişi de gerçek hayattan uyarlama. kitabın anlatıcısı konumundaki kurgu bir doktor karakteriyle ise kitapta grace’in geçmişine iniyoruz. ilk bölüm itibarıyla dizinin anlatıcı iç sesi grace gibi duruyor olsa da gelecek bölümlerde bu değişir mi, doktorumuzun iç sesini de duyar mıyız, bekleyip göreceğiz.
    sarah gadon tarafından canlandırılan grace marks karakteri, 1843 yılında daha 16 yaşındayken işverenini ve kahyasını öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilmiş irlandalı bir hizmetçidir. duruşma süreci, aklanması gerektiğini düşünen reformcularla, suçlu olduğunu düşünen toriler arasında siyasi bir boyuta taşınmıştır. o dönemde birçok erkek kendisine kalbini kaptırmış ve beraati için kayda değer çabalar harcamıştır. aynı anda hem çıkarcı bir katil, hem de masum bir kurban olarak görülen grace gizemlerle dolu bir kadındır.

    edward holcroft tarafından canlandırılan doktor simon jordan karakteri, grace marks hakkında rapor yazması için kingston’a getirilmiş amerikalı bir doktordur. kendisini buraya getirilen kilise komitesi onun muayene ve rapor sonuçlarının grace’in beraatine ön ayak olacağını ummaktadırlar.

    rebecca liddiard tarafından canlandırılan mary whitney karakteri, grace’in çalışmaya başladığı evde onun gibi hizmetkar olarak çalışan deli dolu bir genç kızdır. kısa sürede aralarında çok derin bir bağ gelişir ve birbirlerinin en yakın arkadaşı olurlar.
    zachary levi tarafından canlandırılan jeremiah/jerome dupont karakteri, belli günler grace’in çalıştığı parkinson’ların evine gelip onlara tuhafiyelik eşyalar satan yakışıklı bir seyyar satıcıdır. sıklıkla grace’e gelecekle ilgili öngörülerde bulunur. grace kendini ona yakın hissetmektedir.
    paul gross tarafından canlandırılan thomas kinnear karakteri, grace’in parkinson’lardan sonra çalışmaya başladığı kinnear çiftliğinin sahibidir. kahyasıyla gönül ilişkisi var.
    anna paquin tarafından canlandırılan nancy montgomery karakteri, kinnear çiftliği’nin kahyasıdır. çiftliğin sahibi thomas’la gönül ilişkisi vardır. hizmetkar olarak işe aldığı grace ile kısa sürede yakın arkadaş olan nancy, thomas’ın ona olan ilgisi yüzünden ona gücenmeye ve onu kıskanmaya başlar.
    kerr logan tarafından canlandırılan james mcdermott karakteri, kinnear çiftliğinde çalışan çabuk öfkelenen bir ahır işçisidir. nancy’nin konumunu onun üzerinde kullanmasına gücenmektedir

    kaynak
  • psikolojik hikayeleri sevenlerin mutlaka izlemesi gereken bir dizi. hikayenin ilerleyen zamanlarında, başlangıca yapılan atıflar çok başarılı. grace'in anlatımında kullanılan usül de son derece asil ve çıkarımları çoğu zaman not alınası.

    --- spoiler ---

    düşünmekle yapmak aynı şey değildir. düşüncelerimizden dolayı yargılansaydık, hepimizin asılması gerekirdi.

    --- spoiler ---
  • ilk bölümünü izlerken konuşma sekanslarına takıldım kaldım. gerçekten bir roman uyarlaması olduğunu hemen anlıyorsunuz. mükemmel bir anlatım. hayret, kimse entry girmemiş hakkında.
  • harika bir iş olmuş. ama asıl övmek istediğim grace rolü için sarah gadon’un seçilmiş olması.

    sarah gadon’u böyle görmek bir acayip. 30 yaşında ama hiç sırıtmıyor rolünde. sade ve ihtişamdan uzak hali fazlasıyla karaktere verilmek istenen saf güzelliği yansıtmış. harika seçim olmuş. o konuşması da hitabı da yine karaktere müthiş uymuş.

    hikaye kadın olmak sorunsalını gerçek hikayelerden ilham alarak yazılmış atwood kitabının uyarlaması. rekabet neden iyidir sorusunun cevabını da alıyoruz. netflix’e rakip hulu’nun yine atwood’un roman uyarlaması the handmaid’s tale ile yakaladığı sükseye başka kanalın yapımını alarak cevap verilmek istenmiş. yanlış seçim olmuş. yazar aynı olsa da distopik ve felsefik daha toplumsal bir uyarlama olan handmaid’ten daha psikolojik ve daha bireysel bir uyarlamayı tercih etmişler. o sükseyi göremeyecek tabi ki. ama ben bayıla bayıla izliyorum. her zamanki gibi toplumsal farklılıklar göz önünde. atwood’un danışmanlık yapması da dizinin bir yerlere savrulmasına engel olmuş gibi duruyor. bu da iyi. çok kişi izlemeyecek ama izleyen bayılacak. bence izleyin.
  • gayet başarılı bir uyarlamayla mini diziye çevrilen kitap. grace, kitapta, "hikâyeme devam etmek zorundayım. veya hikâye benimle birlikte devam etmek zorunda..." diyordu; dizide de grace'in netameli psikolojisini ve olayın tarihe gömülen gizemini izleyenin hayal gücüne bırakarak aktarmaları iyi olmuş, kitabı aşıp yazarın emeğine saygısızlık yapmamışlar yani. sadece, grace kitapta babasının şiddetine maruz kalıyordu ama öyle tacizine falan uğramıyordu, hikâyesini daha da dramatikleştirmek için mi nedir, o detayı eklemişler, ne gerek vardı ki diye düşündürdü.

    dizinin çekilmesi kitabın bizde tekrar basılmasını sağladı, iyi de oldu, zira eski (oğlak) baskısı sahaflarda 70-100 hattâ daha üstü fiyatlara satılır olmuştu. kitaplığımda o ilk baskı mevcut, gözüm gibi bakıyordum, tekrar basılmış olmasına sevinmekle beraber yeni baskının kapağını çok ruhsuz buldum, hiç beğenmedim, o nedenle elimdeki nüshanın kıymeti benim için daha da arttı.

    yalnız, diziyi izlemeden evvel, konuya sadık kalmışlar mı merakıyla kitaba tekrar göz attım ve notlarıma baktım da; ilk olarak 2002'de, ikinci olarak ise 2005'te okumuşum. (o yıllarda bir kitabı iki kere okuyabilecek kadar vaktim çok, kitaplarım ve imkânım ise azmış maalesef.) o zamanlar, elime aldığım kitapların imla kurallarına uygun basılıp basılmadığına çok da dikkat etmiyormuşum demek ki, içeriğindeki muhtelif büyük harf ve apostrof gereksizlikleri gözüme hiç batmamış. bunca yıl sonra baktığımda o düzensizlikler ve uyumsuzluklar gözüme epeyce battı ve rahatsız etti. eski kitaplarımızı ve notlarımızı ziyaret etmek bu açıdan da yararlı; okuma ve algılama seyrimizin değişimini bir parçacık da olsa tahlil etmiş oluyoruz.
  • sadece o atmosferi görmek için bile izlenebilir. her bir detay o kadar güzel ki dekora aşık oluyorsunuz. kitabı dinliyormuş gibi hissediyorsunuz. konu itibariyle bir erkeği kadını etkilediği kadar etkilemiyor ama sonunu merak ettirerek izletiyor.
  • an itibari ile dördüncü bölümünü izlediğim dizi.

    diyaloglardan ziyade grace'in sade bir dille anlatımı beni sanki karşımda grace'in bana kitabı okuyormuş hissine kapılmama sebep oldu. ayrıca alias grace rolü için sarah gadon muhteşem bir tercih olmuş. role harika uyum sağlamış.

    kendisini 11.22.63 dizisinde izleme fırsatı bulmuştum. o dizide de harika bir role bürünmüş ve james franco ile muhteşem uyum sağlamışlardı.
  • margaret atwood'un gerçeklerden yola çıkarak kurguladığı romanından atwood'la sarah polley'nin birlikte uyarladıkları (senaryolaştırdıkları) kanada-abd ortak yapımı mini dizi. 6 bölümden oluşuyor, 4. bölümü yayınlandı. başrolde sarah gadon yer alıyor. anna paquin 3. bölümde diziye dahil oluyor. yönetmenliği bırakan david cronenberg şöyle bir görünüp kayboluyor -oyunculuğu kötü değilmiş-. şöyle bir görünenler arasında chuck'tan zachary levi de yer alıyor. gadon tek başına diziyi sürüklüyor, ileride en iyi performansları listelenirse alias grace ilk üçe girebilir. gadon'ın görünmediği sahne pek yok, bunun da nedeni flashbacklerin grace'in ağzından/bakış açısından anlatılıyor olması. çoğunlukla geçmişte, grace'in hapsedilmeden öncesinde geçiyor. dizi, grace'in dizisi, bu yüzden doktor pek derinleştirelememiş. doktoru fazla tanıyamıyoruz, zira dizi hep flashbacklere odaklanıyor.

    feminist yazar atwood bu yıla the handmaid's tale'le damgasını vurdu. abd'de dizi epey başarılı oldu. romanda ve dizide kadınlara dair bir distopya anlatılıyor, gelecekte neredeyse bütün kadınların hizmetçi olmaları ve tüm haklarının ellerinden alınması anlatılıyor. atwood bu eserinde kadınların gelecekteki olası yaşamlarına odaklanırken alias grace'de geçmişe dönüp geçmişte alt sınıftan kadınların yaşamlarını irdeliyor. iki diziyi düşününce ortak yanlar bulmak mümkün: mesela atwood geçmişte geçen alias grace'te de, gelecekte geçen the handmaid's tale'de de kadınların ezilmelerine, hor görülmelerine, ev sahipleri tarafından kullanılıp atılmalarına, tecavüz-taciz edilmelerine, devlet nezdinde de haklarının olmamasına, aynı sınıftan kadınların birbirleriyle mücadelelerine (kadının düşmanı kadınlardır?), adaletsizliğe, ataerkelliğe odaklanıyor. iki öykü arasında yüz yıllar olsa da değişen fazla bir şey olmuyor. grace de hor görülüyor, tacize uğruyor, yaftalanıyor, aşağılanıyor, offred de (elisabeth moss). grace de kıskanç hemcinsleriyle uğraşmak zorunda kalıyor, offred de. grace'in de ev sahipleri kötü, offred'in de. iki öykü iki farklı dönemde geçiyor ama iki dönemde de hukuk-adalet kadınlara işlemiyor. çünkü "kadının adı yok", önemi yok.

    alias grace pek yankı uyandırmadı. bunun nedeni sanırım kanada yapımı olması. netflix'te 3 kasımda yayınlanacak tüm sezonu. şimdilik 4 bölümü de kaliteli. sadece 6 bölümden oluşsa da polley öyküyü anlatırken acele etmiyor, öykünün de, dönemin de hakkını veriyor. iyi yazılmış, yönetilmiş, iyi oynanmış bir dizi -gadon'ı izlemek keyifli, özellikle odada oturup bilge bir tavırla doktora öyküsünü anlattığı sahnelerde-. hbo yapımı olsaydı daha çok konuşulurdu belki. underrated olacak gibi görünüyor. öyle dememin nedeni the handmaid's tale kadar iyi olduğunu düşünmem. hatta handmaid'ten daha sürükleyici.
  • yıllar sonra nihayet doğan kitap tarafından yeniden basılmıştır.

    http://www.idefix.com/…a-roman/urunno=0001727090001
  • diğer izlediğim her şeyden farklı bir yapısı var bu dizinin. roman uyarlaması olsun, olmasın... insanı alıp götürüyor. grace ne akıcı anlatıyorsun, sana mı bakayım uzaklara mı dalayım nasıl bir güzelliksin sen. narin, küçük dokunuşlarla etkiliyor sizi bu dizi siz anlamıyorsunuz bile. gece izlenilmesi gerektiğini düşünüyorum.