*

şükela:  tümü | bugün
  • #2328087deki "ahmete odayı topla ulan" dendiğinde ahmet'in ne bok yediğini takip etme ve inceleme durumu
  • yorumbilgisinin almanya’da yakın tarihlerde büründüğü hal, alımlama estetiği ya da alımlama kuramı olarak bilinir. alımlama kuramı okurun edebiyattaki rolünü inceler. modern edebiyat kuramı tarihini kabaca, yazarın öne çıkarılması (romantizm ve xix. yy), metin üzerine yoğunlaşma (yeni eleştiri) ve dikkatin okura kayması aşamalarından geçtiğini varsayarsak alımlama, modern edebiyat kuramının geldiği son noktadadır.
    alımlama kuramına göre, okur bir sayfa üzerindeki düzenli siyah noktalardan başka bir şey olmayan edebiyat eserini somutlaştırır. okurun bu sürekli, aktif katılımı olmasaydı, hiçbir edebiyat eseri var olamazdı.
    alımalama kuramının önde gelen isimlerinden wolfgang iser’e göre en etkili edebiyat eseri, okuru kendi alışılmış kod ve beklentilerine yeni bir eleştirellikle bakmaya zorlayan eserdir. eser bizim ona getirdiğimiz zihni inançları sorgular ve dönüştürür., rutin algılama alışkanlıklarımızın geçersizliğini gösterir ve böylece bizi bu alışkanlıkları ilk kez neyseler o olarak, yani alışkanlık olarak görmeye zorlar. değerli edebiyat eseri, verili algılamalarımızı pekiştirmek yerine bu normatif görme biçimlerini çiğneyerek bize yeni anlama kodları öğretir. bu görüşle rus biçimciliği arasında bir paralellik vardır: okuma edimi sırasında, uzlaşımsal varsayımlarımız yadırgatıcı hale getirilir ve onları eleştirip yeniden gözden geçirebilmemizi sağlayacak kadar nesnelleştirilir. biz nasıl okuma stratejilerimizle metni değiştiriyorsak, metin de aynı anda bizi değiştirir: tıpkı bilimsel bir deneydeki nesnelerin yaptığı gibi metin sorularımıza önceden tahmin edilemez bir cevap verebilir. iser gibi eleştirmenlere göre, okumanın bütün maksadı bizi özbilincimizin daha derinlerine götürmesi, kendi kimliklerimize daha eleştirel bir şekilde bakabilmemizin katalizörlüğünü yapmasıdır. kitap boyunca kendimizi okuruz adeta.
    eleştiri ve ideoloji arasında ayrılmaz bir bağ gören eagleton’a göre iser’in alımlama kuramı liberal hümanist bir ideolojiye, yani okurken esnek ve açık fikirli, kendi inançlarımızı sorgulamaya hazır olamamız ve bu inançların dönüştürülmesine izin vermemiz gerektiği inancına dayanır. bu iddianın ardında kendimiz hakkındaki bilgimizin aşına olmadığımız şeylerle karşılaştıkça zenginleştiği ‘itikadında’ olan gadamerci yorumbilgisinin etkisi fark edilir. ama iser’in liberal hümanizmi bu tür öğretilerin çoğu gibi, ilk bakışta zannedildiği kadar liberal değildir. iser, güçlü ideolojik bağlılıkları olan bir okurun, edebiyat eserinin dönüştürücü gücüne daha az açık olacağı için yetersiz bir okur olacağını yazar. bu, metnin elinde dönüşüme uğrayabilmemiz için inançlarımızın zaten epey geçici olması gerektiğini ima eder. tek iyi okur zaten iyi bir liberal olmak durumundadır. okuma edimi belli bir tür insan öznesi üretir, ama bir yandan da bu tür özneyi öngerektirir. bu, başka bir açıdan da paradoksal bir şeydir: zira inançlarımızı zaten pek de ciddiye almıyorsak bu inançların metin tarfından sorgulanması ve altüst edilmesi de aslında pek önemli bir şey değildir. başka bir deyişle aslında pek de büyük bir şey olmuş olmayacaktır. okur radikal bir şekilde sorgulamak yerine, daha dört başı mamur bir liberal özne olarak kendisine döner hepi topu. okuma ediminde, okuyan özneyle ilgili her şey sorgulanır, ama ne tür bir özne olduğu hariç: bu ideolojik sınırlar hiçbir surette eleştirilemez, zira o zaman tüm model çökerdi. bu anlamda okuma sürecinin çoğulluğuna ve açık uçluluğuna izin verilebilir, çünkü bunlar hep yerinde kalan bir kapalı bütünlü öngerektirir. okuyan öznenin, sırf kendisine daha dolu dönmesi amacıyla çiğnenen ve ihlal edilen bütünlüğüdür bu. gadamer’de olduğu gibi yabancı topraklara akınlar yapabiliriz, çünkü gizliden gizliye her zaman evimizdeyizdir. edebiyatın en derinden etkileyeceği okur, zaten doğru yetenek ve tepkilerle donanmış, belli eleştirel tepkileri kullanma ve belli edebi uzlaşımları tanıma becerisine sahip okurdur; ama etkilenmeye en az ihtiyacı olan okur da bu tip okurdur. bu tür okur daha en baştan dönüştürülmüştür ve sırf bu sayede de daha sonraki dönüşümleri göze almaya hazırdır. edebiyatı etkili bir biçimde okuyabilmek için bazı eleştirel yetenekleri, her zaman sorunlu bir biçimde tanımlanmış olan bazı yetenekleri uygulamaya geçirmek gerekir; ama bunlar tam da kendi varoluşu bağlı olduğu için edebiyatın sorgulayamayacağı yeteneklerdir. neyi edebi eser olarak tanımladığımız, her zaman hangi eleştiri tekniklerini uygun bulduğumuza sıkı sıkıya bağlı olacaktır: bir edebiyat eseri, aşağı yukarı bu sorgulama yöntemleriyle aydınlatılabilecek eser anlamına gelecektir. ama bu durumda yorumbilgisel döngü zenginleştirici değil kısır bir döngüdür aslında. eserden ne çıkardığınız büyük bir ölçüde başlangıçta esere ne koyduğunuza bağlı olacaktır ki burada okura köklü bir meydan okuma olduğundan bahsetmek yersiz olacaktır. iser, bu kısır döngüden, edebiyatın okurun kodlarını bozma ve yeniden biçimlendirme gücünü vurgulayarak kaçmış gibi görünebilir; ama bu da alttan alta, tam da okuma yoluyla üretmeyi umduğu verili bir tür okuru öngerektirir. eser ile okur arasındaki döngünün kapalılığı, sadece belli türden metin ve okurların uyum sağlayabileceği akademik edebiyat kurumunun kapalılığını yansıtır.
    terry eagleton’a göre alımlama kuramının görünüşteki açık uçluluğunun temelinde, gizliden gizliye birleşik benlik ve kapalı metin öğretileri yatar.
    iser’in okuma modeli temelde işlevselcidir: parçalar bütüne tutarlı bir biçimde uyarlanmalıdır. aslında, bu keyfî önyargının ardında, ayrı ayrı algıları anlaşılabilir bir bütün içinde birleştirme kaygısı güden gestalt psikolojisinin izleri görülür.
    aslında iser’in yaptığı sistematk düşünceye karşı liberal bir hoşnutsuzluk sergilemekten başka bir şey değildir. iser okurun tarih içindeki konumunu görmezden gelir. eagleton, bütün okurların tarihsel ve toplumsal olarak belirli bir konumları olduğunu ve edebiyat eserlerini nasıl yorumlayacaklarının da büyük ölçüde bu konumlara bağlı olacağını söyleyerek bu tavra itiraz eder.
  • bir şeyi not düşerken önemli olan şeyi önce yazarız. bu genelde kitap kapaklarında görülür. mesela şunun gibi;

    http://images.gittigidiyor.com/…tay__32494064_0.jpg

    veya şunun;

    http://www.aldeol.com/…010/06/acimak-resat-nuri.jpg

    çoğunlukla kapaklarda ünlü yazarın ismi önce ve büyük, kitabın ismi sonra ve küçük yazılır, hangisi daha çok sattıracaksa ona öncelik ve yer ayrılır. ama bir de kendisi çok yazarı az bilinen kitaplar vardır;

    http://static.ideefixe.com/images/150/150017_2.jpg

    bizim mantığımızda ister istemez böyle çalışır. eğer bir eser ve yazarı yanyana yazacaksak hangisini önemli bulursak başa onu koyarız. ama biz de yazarı başa yazarız değil mi?

    işte bu mantıktan sıyırılıp, otomatik olarak önce eser sonra sanatçı ismini yazmaya başladığınız gün alımlama kuramını kabul etmişsiniz demektir. vatana millete hayırlı olsun.
  • edebiyata, bir ya da daha çok okurun bir metni zihinlerinde nasıl gerçekleştirdiğini inceleyerek yaklaşan kuram.