şükela:  tümü | bugün
  • cemal san'in zeynep'in sekiz gunuyle baslayip dilber'in sekiz gunuyle surdurdugu kalp, ruh, akil kavramlarinin islendigi ask uclemesinin ucuncu ayagi. cekimleri onumuzdeki ay balat'ta yapilacak.
  • yavuz bingöl ve mahzun kırmızıgül'ün konuk oyuncu olarak yer alacağı cemal şan filmi.
  • 20. uluslararası ankara film festivali kapsamında ilk gösterimi yönetmen cemal şan, oyuncular serdar orçin, ufuk bayraktar ve begüm birgören eşliğinde yapılmış bulunmakta. salonda birçok sinema yazarı(cemal şan uğur vardan'a pas attı mesela sahneden) ve yarışma jürisi üyeleri tamer karadağlı ve mustafa altıoklar da bulunmaktaydı.
  • filmi, dünya prömiyerinde, yirminci ankara uluslararası film festivali kapsamından yapılan gösteriminde izledim. izledikten sonra aklıma gelen şey şu oldu: "biz bunu haketmiyoruz." bu kadar kötü bir filmi yapmaya, bu kadar kötü bir filmi festivale kabul etmeye, seyirciye izlettirmeye kimsenin hakkı yok.

    vicdan'dan sonra bu filmi izleyince iyice kani oldum. sinemamızda bariz bir zeki demirkubuz etkisi var. herkes bir demirkubuz filmi çekmek istiyor. tabii bu olamadığı için ortalık çakma demirkubuzlardan, çakma demirkubuz filmlerinden geçilmiyor. ali'nin sekiz günü de tam öyle. daha önce demirkubuz filmlerinden oynayan oyuncuları benzer rollerde kullanmaktan tutun da masumiyet'teki gibi filmin ortasında her şeyi açıklayan uzun bir plan sekansa kadar...

    --- spoiler ---
    buralar bolca spoiler içeriyor ama en iyisi hiç izlemeyin bu filmi. filmin başlarında ilgisiz bir adam asıl kahramanın işlettiği bakkala gidiyor ve birden bire uzun bir tiradla karşı karşıya kalıyoruz: "kimse beni sevmiyor, karım beni sevmiyor, patronum beni sevmiyor, insanlar neden bu kadar zalim, hayat neden bu kadar zalim, neden kimsenin inceliklere ve güzelliklere ayıracak zamanı yok, vs. vs." adam sonra birdenbire kayboluyor ve ertesi gün sokakta -evet sokak ortasında- intihar ediyor.

    kahramanımız görünürde acaip derin mutsuzlukların pençesinden kıvranıyor; hayatı çok rutin, çok yalnız, çok yabancılaşmış. ya da biz öyle sanıyoruz. sonra birden anlıyoruz ki kahramınımız yüzündeki doğum lekesi (makyaj berbattı bu arada) yüzünden kendini çirkin hissediyormuş. derinliğe bak derinliğe.

    bir günde kimsenin başına gelmeyecek en uçuk olayların kahramanımızın başına gelmesi, hayran olduğu kadının durduk yere en mahrem anılarını paylaşması, filmin abuk sabuk finali, en kritik sahnelerden birinin uyduruk bir şarkıya kurban edilmesi...

    --- spoiler ---

    oyuncular iyiydi. filmi biraz olsun izlenebilir kılan da bu oldu zaten. serdar orçin zaman zaman otomatiğe bağlamış izlenimi yaratsa da idare etmiş. begüm birgören hem genel olarak rolünün hem de yönetmenin demirkubuzluk sevdasıyla 'attırdığı' uzun monoloğun altından kalkmış.

    hem filmden hem de filmden sonra yapılan söyleşiden net biçimde anlaşılıyor ki, cemal şan'ın böyle bir film yapacak bir birikimi yok. ne entelektüel ne de sinemasal birikimi, filmin iddiasıyla (bir üçleme çekmenin başlı başına ne kadar iddialı bir proje olduğunu da hesaba katalım) boy ölçüşebilir. dahası, yine söyleşiden anlaşıldığı üzere, çekimler çok aceleye gelmiş. oyuncular rollerine hazırlanacak vakit bulamamışlar, oyuncular son anda değişmiş filan. velhasıl, hem bariz bir yetersizlik, hem de büyük bir özensizlik söz konusu. o zaman, niye çekiliyor bu filmler? söyleyecek ilginç bir sözünüz yoksa ve bunu nasıl söyleyeceğinizi bilmiyorsanız, niye kendinizi ve bizi yoruyorsunuz? ali'nin sekiz günü, büyük bir kaynak ve emek israfı, izleyiciler için de zaman kaybı.
  • sadece begüm birgören ve tek planlı uzun monoloğu için izlenebilecek film. dilber in sekiz günüyle aynı gün izledim; üçlemenin ikinci filmine göre oldukça içeriksiz, sıkıcı ve anlamsız buldum.
  • filmdeki dinlen ve gece şarkıları jehan barbur tarafından yorumlanmıştır.

    dinlen esir edebilir.
    http://www.myspace.com/jehanbarbur sayfasından dinlenilebilir.
  • tiplemeleri demirkubuz sinemasındakinin tıpatıp aynısıyla perdelemiş; kaybeden tuhaf ketum adam tiplemesiyle serdar orçin'i, "iyi olacağız tabi, iyi olmaktan başka çaremiz mi var" hayat görüşüyle serseri ufuk bayraktar'ı kullanmış, kurgu ve hikâye ekseninde demirkubuz özenmesini kaleme almış bir cemal şan filmi.

    hiç olmamasından iyidir tabi, fakat yeni bir şey göremedim ben bu filmde. ayıla bayıla izlediğim demirkubuz filmlerini, başka bir adam çekse nasıl olurdu gözüyle izledim. cemal şan kötü bir senarist, fena bir yönetmen mi? hayır. bilakis güzel iş çıkarıyor. lakin biraz daha orijinal yapımlar yapmalı. filmi izlerken bunu çokça düşündüm. "bugün bana imkan verseniz, ben de demirkubuz filmlerinin tıpkısını çekerdim" dedim. bırakalım da bu filmleri demirkubuz çeksin kanısına vardım.

    --- spoiler ---
    tecavüze tanıklık edip kaçmayı yeğeleyen karakter ile irreversible aklıma geldi,
    teras ve mektup sahnesi ile ufuk bayraktar'ın gümbür gümbür gelişini fark ettim,
    hayatın çözümünü tiyatral bir biçimde bakkalda arayan abimiz ile uzunca bir süre düşüncelere daldım,
    begüm birgören'in başarılı güzelliği ile ters orantılı tirad girişimini esefle kınadım,
    serdar orçin'i bundan böyle ketum, sosyal fobi sahibi rollerde görmek istemediğim görüşüne vardım,
    öyle daş gibi bir kadının, 24 saat önce tanıdığı ruh hastası imajlı, sünepe ve yaralı bir adamın evine bir gece ansızın çat kapı gelebilmesi ihtimalinin ancak filmlerde olabileceği gerçeğine ayıktım...
    --- spoiler ---
  • "ali'nin sekiz günü", sadece üzerinde düşünene kadar, öncekilere göre nispeten, iyi bir film. üzerine yapılan çoğu yorumun zeki demirkubuz filmleriyle karşılaştırılmasından ibaret oluşu filme farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor. peki bu kıyaslama veya benzetme diyelim doğru mu? evet, hem de sonuna kadar. filmin senaryosunu da yazan cemal şan 'ın oluşturduğu karakterler, bu karakterleri canlandıran oyuncular (serdar orçin , ufuk bayraktar ) ve şan'ın film boyunca kullandığı açılar demirkubuz sineması na oldukça yakın. hatta "ali'nin sekiz günü"'nün anlattığı öyküye kaba hatlarıyla bir göz atarsak - bir erkekten yakın ilgi gören kadının, bu ilgiyi ve sevgiyi görmezden gelip, kendisini hiçe sayan, gerektiğinde paçavra gibi kenara fırlatan erkeğin peşinden koşması, ona sıkı sıkıya bağlı olması - birbirini tamamlayan "masumiyet " ve "kader " ile aynı paralelde olduğunu görebiliriz. "masumiyet " ile arasında kurulabilecek bir başka bağ ise zeynep'in terastayken ali'ye geçmişiyle ilgili mahrem anılarını anlattığı tiradı. filmin genelinde karşılaştığımız gereksiz cümlelerin fazlalığı bu tiradda da karşımıza çıkıyor ve bence anlattığı mevzunun vuruculuğunu kaybetmesine neden oluyor. çok büyük ihtimalle begüm birgören 'in doğaçlama takıldığı bu kısım üzerinde biraz daha durulsa daha iyi bir iş çıkarılabilirdi. bu durum da haluk bilginer 'in "masumiyet "'teki ilgili kısımda ne kadar şahane bir performans sergilediğini tekrar gözler önüne seriyor.

    artperest - "ali'nin sekiz günü"
  • --- spoiler ---

    "günaydın aklımın prensesi"

    --- spoiler ---