şükela:  tümü | bugün
  • senin de başını alıp gitmeni istemeyen biri olabilir. (bkz: sen de başını alıp gitme ne olur)
  • her alıp başımı gitmek istediğimde pessoa'nın şiiri gelir aklıma. "yola çıkmak, yitirmek ülkeleri... bir başkası olmak süresiz..." ancak bu kadar güzel anlatılır alıp başını gitmek isteği.

    yola çıkmak! yitirmek ülkeleri!
    bir başkası olmak süresiz,
    yalnız görmek için yaşamaktır
    köksüz bir ruhu olmak!

    kimseye ait olmamak, kendime bile!
    durmadan gitmek, sonu olmayan
    bir yokluğun peşinde
    ve ona ulaşma isteği içinde!

    böyle yola çıkmaktır yolculuk.
    ama ben açık bir yol düşünden öte,
    bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
    gerisi sadece gök ve toprak.

    (bkz: fernando pessoa)
  • bazı filmleri izledikten sonra özellikle yapmak isteyeceğiniz eylemdir. (bkz: into the wild)
  • bazı bünyelerde kronikleşen hastalık.
    bir adım sonrasına ise seçilmiş yalnızlık diyoruz.
  • kendi hayatıma maruz kalmamın sonucu. gidersem dönme şansım olmayacağı için gidebileceğim tek yer var, oranın da zaten dönüşü yok.
  • bazı şarkılar vardır,
    (bkz: gurbete kaçacağım)(bkz: başka türlü bir şey) dinlenirken insana kendini valiz hazırlarken buldurur.
    hah işte tam da o an hissedilendir.*
  • gidemiyorsun arkadaş başını alıp gidemiyorsun
    hepsi seninle beraber geliyor
    sen uzaklaştığını sanıyorsun
    kendini kandırıyorsun
  • tecrübe etmiş biri olarak söyleyebilirim ki; gidecekseniz o başı almadan gideceksiniz.. yoksa hiçbir şey değişmiyor.

    şehrin yorgunluğu, uzaklaşma arzusu sonucu bunu hayata geçirebilirsiniz ama sonuçları hiç de beklenildiği gibi değil. neden peki? çünkü insan beyninden geçenleri kafasından atamıyor, geçmişini silemiyor, insanları hayatından çıkaramıyor, sonuç olarak başlanılan noktaya geri dönülüyor. başta soğuk ama girince alışıyorsun desem büyük bir yalan olur.

    ayrıca teknoloji ayrı bir bela, yine haber okuyorsun, yine sinirleniyor ya da üzülüyorsun. bulunduğun ortamdan uzaklaşman, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgilenmemen anlamına gelmiyor, ışid'i duymayacağın anlamına gelmiyor. annenin arayıp derdini anlatmayacağı anlamına gelmiyor, bulunduğun ortamdaki insanlara kızmayacağın ya da onlara kırılmayacağın anlamına gelmiyor. yani demem o ki; o hep hayal kurduğun ve yaşamak istediğin yere gittiğinde bir müddet sonra kendini "şuralardan uzaklaşsam da ıssız bir yere gitsem" derken yakalayabiliyorsun ki daha ıssız neresi olabilir? belki çok uzak dağlarda bir köy.. dilini hiç bilmediğin bir ülke.. ama bütün bunlar o beyin boş olmadığı müddetçe sana hiçbir şey kazandırmıyor, hatta herhangi bir sorunla karşılaştığında ve sevdiğin insanlara ihtiyaç duyduğunda yanında olmamaları daha çok yaralıyor. küçücük bir sorun tek başına olduğun ve düşünecek çok fazla zamanın olduğu için beyninde daha da büyüyüp normalinden çok daha fazla can yakıcı olabiliyor. yalnızlaşıyorsun, yalnızlaştıkça aslında istediğin şeyin bu olmadığını fark ediyorsun. geçmişe bakıp sinirlendiğin ve üzüldüğün şeyleri düşündüğünde yine de aynı tepkileri verebileceğini fark ediyorsun. beyin gevşemediği müddetçe değişen hiçbir şey olmuyor, yıllarca kazınmış huylar ve düşünceler mekan değiştirince değişmiyor maalesef. yani tebdil-i mekanda ferahlık yok dostum.. tünelin ucu bombok bir yere çıkıyor.
  • başını alıp* gidememekle sonuçlanır.

    nereye gidiyorsun? kolay mı öyle? yollarlar mı?

    her şey istediğin gibi şekillenmiyor maalesef, akıllara süt filmini getiriyor.
  • başlığı görünce kendime direk sordum "nereye ve nasıl? "