şükela:  tümü | bugün
  • şair ve ülkücü. şimdilerde ülkü ocakları üst yöneticisi ama daha önemlisi “teşkilat” için yıllardır bilinen bir "sembol" isim. gerçekten de “dava”nın çilesini çekmiş isimlerden biri. ama şimdi...

    önce biraz biyografi: 1962 yılında konya'nın yunak ilçesinde doğdu. ailesi dersim sürgünüdür. akşehir lisesi'nde okurken siyasî sebeplerle hapse girdi. liseyi hapishanede bitirdi. yine cezaevindeyken girdiği üniversite imtihanlarını kazanarak otelcilik ve turizm eğitimi aldı. 12 yıl hapis hayatından sonra nisan 1991'de serbest kaldı. şiirlerinde millî heyecan ve “isyan kültürü”nü aksettirdi. şiir, hikâye ve denemeleri yeni düşünce, bizim ocak, bizim dergah, 'yusufiyelilerin sesi' dergilerinde çıktı.
    şiirleri: sehpalı düşlerim, yüreğimde bir milyon ölüm, yılgınlığa inat, romanı: yitik sevdalarımız, denemeleri: savaşı türküleştirdik biz.

    bu liste 90’lı yılların ikinci yarısından itibaren çok büyüdü. alişan satılmış, teşkilatın en üretken yazarlarından biri olarak daha çok politik mevzularda kalem sallamaya başladı. kitapları peşpeşe geldi. şimdilerde ankara'nın entel-ülkücü cereyanının görece merkezinde yer almakta.

    o eski dava adamı havasından çok şeyi yitirmiş gibi gözüküyor. ama sembol olması boşuna değil. camiada bir efsane olarak bilinmekte. ülkücülüğe adım atan yeni yetme gençler, liseliler onun yapısı bozuk şiirlerini okumakta; imgesi, teşbihi bol satırlarla edebiyat sarhoşu(!) olmakta. genel başkan atilla kaya ile birlikte teşkilatı "pek iyi" yönetmekte. bir yandan da yazmakta. özellikle 90’ların ikinci yarısında postmodernizm mevzusuna kafayı takmıştı. ülkü ocağı dergisi'nde aylarca yazmıştı bu konuyu. o zaman çocuktuk okumak istedik. ama kendi kafası bizim kafamızdan daha karışıktı ve de kavramları bilmiyordu o da bizimle birlikte öğrenmeye çalışıyordu sanki. nice gence zararı dokundu. uyduruk yazılar ve denemelerdi bunlar. edebiyat yapıyorsa ajitasyon, başka bir konuda yazıyorsa malûmatfuruşluk diz boyuydu.

    şiire meraklı çok gencin estetik anlayışını bozdu. bu konuda yalnız değildi: bir de aşık sefai ile osman öztunç var. mısralar kötü, bozuk ve “hapishane türkçesi”yle yazılmıştı. her şiirde ölüm, zulüm, taş, tütün kelimeleri etrafında bir aşk ve küskünlük hikayesi vardı. onu/onları “içeri” alan devlete bir küskünlük. içeride çok isyan ettiler. "küfrün kaleleri yıkılacak" dediler, "yusuf yüzlülerin medeniyeti yakın" dediler. öpmek istedikleri elden yedikleri yumruğa lanet ettiler. ama çıkınca film kaldığı yerden devam etti. ben “ülkücü anarşistim”, kurumlara meydan okuyorum çıkışı içerideki yıllara hürmet bir çıkıştı. ruhundaki devlete yenildi. buradaki devleti iki türlü okumak mümkün. tam bir “ülkücü portre” olrarak teşkilattaki, davadaki yerini aldı. adına şarkılar bestelendi, şiirler yazıldı.
  • "anlaşılmak gibi bir endişem yok" lafının sahibi.
  • mhp'nin ip'le yakinlasip, ayni tastan corba icer hale gelmesinei itiraz etmis, yeniden mukaddeslerimize sahip cikacagiz vs. gibi laflar etmistir.
    biraz akilli uslu bir adam goruntusu cizse de iri bedeni ve konusmasi insani urkutmeye yetmektedir.

    (bkz: dogu perincek)
    (bkz: ip ve mhp secim ittifaki)
  • "ne kamusal alanı ulan!allah her yerde" sloganının sahibi.sonrada "bu bizim nazik halimiz,gerekirse daha da sertleşiriz" demiştir.
  • akabinde "peki alismayana noolmus abi ?" diye sorulabilecek cumle.
  • dün gece cevizkabuğu programında seyrettiğim şahıs. tabiri caizse programın da içine etmiştir. her lafa atlayarak ilgili ilgisiz konuşarak hulki cevizoğlu'nun da yapmak istediklerini yaptırmamış söylemek istediklerini de söyletmemiştir. böylesine önemli bir konuda, ülkenin isyanlara sürüklenmek istendiği, kimin ne yaptığının anlaşılamadığı, ab teranesiyle heryerimizden yıpratıldığımız ortamda bu kadar hayati bir konuda o programa çıkartılması gereken son kişiydi kanımca. programın keşmekeşe dönüşmesi ve hulki bey'in diğerini (ibrahim güçlü) her köşeye sıkıştırışında ortalığı yaygaraya vererek adama ciddi bir karşılık verilememesi, hiç öyle olmadığı halde sakin ve bilimsel konuşan birisiyle bağırıp çağıran birileri arasında geçiyormuş havasının oluşmasındaki katkılarından daha zararlı bir adamdır. zira herşey karşıtıyla vardır. kürdistan, kürtçülük, işgal vb. saçmalıklar ne kadar tehlikeliyse bu ülke için; türkistan, türkçülük, kürtler pis vb söylemler de bir o kadar saçma ve tehlikelidir ve birbirlerini beslemektedir. ırkçılık ırkçılığı besler.
    programda, "ne barışı kardeşim" diyebilmiş bu adamın atatürk'ü savunan adam konumunda olmasını ben içime sindiremedim. mustafa kemal'i ne kadar anladığı "ne mutlu türk olana" demesinden bellidir.
    "ne kamusal alanı lan" diyerek devletin temel değerlerinden birisine (bkz: laiklik) alenen saldıran bu adamın diğerinden bir farkı yoktur gözümde.
  • cezaevi sürecinde bir gün hastaneye götürülmüş ve orada tanıştığı hemşirenin firar etmesine yardım etmesinin karşılığını hemşireyle evlenerek ödeyen şahsiyet
  • "ne kamusal alanı ulan, allah her yerde" sözünün sahibi
  • kendini "şair, yazar, allah'ın kulu...kuramsal anarşist; red referansıyla kabule göz kırpma hakkını mahfuz tutar." şeklinde tanımlamıştır.

    kitap okumaktan gözü bozulmuş ilginç bir ülkücü portredir. ülkücü hareket içerisinde bilgisi ve tecrübesiyle ön plana çıkmıştır.

    yazı stili biraz bozuktur. özenli yazsa ortaya ilginç şeyler çıkabilecekken, dağınık ve bağlamdan kopuk yazmayı tercih ediyor. bir garip adam.
  • cumhurbaşkanı'ni mirac'a çıkartan erdem karakoç'a sahip çıkarak eleştiride bulunanlara "seküler çocuklar" demiştir. şu saatten sonra hiç bir ülkücü çıkıp da "akp dini siyasete alet ediyor" demesin. efgan ala'nin "peygamber gurur yaptı. biz yapmadık" lafına eleştiride bulunmasın.