şükela:  tümü | bugün
  • zordur.

    bunu sadece kötü alışkanlardan (sigara içmek, uyuşturucu gibi ) vazgeçmek olarak algılamamak gerekiyor, ki benim aklıma ilk bunlar gelmedi.

    mesela iki hafta için ataşehirden taşınıyorum, bugün evi tutanlar geldi evi görmeye. 3 yıldır burada kalıyordum, içim cız etti resmen, çok alışmıştım hem eve hem ataşehire. şimdi başka bir yerde yeni bir hayata başlamak zor geliyor.

    örneğin, erkek arkadaşımdan ayrılsam, çoğu diğer kız gibi hemen unutup başkalarına yelken açamam. vazgeçmek zor olur gibi.

    yeniliklere açık biri değilim sanırım.
  • güçlü irade ile mantıksal çerçevede yavaş yavaş soyutlamak.
  • kolay gibi gözükse de aslında çok zor gerçekleştirilen bir durumdur. alışkanlıklarında vazgeçen ve kendini bir işe bir hedefe yönlendiren insanlar toplumda parmakla gösterilen insanlardır.

    teori olarak alışkanlıklardan vazgeçmek için yapılacak en mantıklı şey; mevcut bulunan alışkanlığın tam tersini kuvvetli bir istikrarlı bir şekilde gerçekleştirmektir. örnekse bilgisayar bağımlısı bir kişi bunun tam tersi olarak insanlarla sık sık sohbet etmeyi veya gezmeyi dolaşmayı ne kadar sık tekrarlarsa o kadar çabuk kurtulabilir. tabi bunun içinde sağlam bir irade ve farkındalık gereklidir...
  • gayet meşakkatli olan, müthiş bir kararlılık ve irade gerektiren, insanı zora sokan bir olaydır. sebebi de biz insanoğunun değişmeyi reddetmesidir. sevdiğimiz alışkanlıkları bırakmak istemeyiz; çünkü onları yaparken kendimizi mutlu hissederiz, güvende hissederiz, evdeymiş gibi hissederiz, tam hissederiz, kendimiz gibi hissederiz. oysa ki alışkanlığın en büyük düşmanı iradedir.

    alışkanlık nedir ne değildir örnek göstermiyeceğim. kişiye göre değişir, iyi veya kötü alışkanlıklar vardır. ama işte adı üstünde alışmış bir şekilde süregelen eylemlere, düşünce ve yaşam biçimine, davranış biçimine alışkanlık diyebiliriz. veya başka bir tanımla yerine getirmesi süreklilik arzeden hatta vazgeçilmez olan işler ve maddeler de diyebiliriz.

    yeri gelir bir lükstür, yeri gelir düşünmeden yaşama ayrıcalığı ve yeri gelir bir imtiyaz oluverir alışkanlıklarımız. bağımlılık denen bir diğer illetle arasında çok ince bir çizgi vardır. rutine girmiş bağımlılığa da alışkanlık diyebiliriz. alışkanlık bir tükeniş, bir kabullenmedir. insanın ondan vazgeçmesi, içinden sıyrılıp çıkması kolay olmadığı gibi rahatlığına sığınıp gerçek hayatı kucaklamasına engel teşkil eder. insanın bile isteye bir şeyin boyunduruğu altına girmesidir.

    "her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar." der nietzsche.

    bir alışkanlığın kazanılması için en az yirmibir gün ara vermeden hergün tekrar edilerek yapılması gerekir. yani yirmi ikinci gün bilinçaltına yerleşmiş davranışı, artık yapmalıyım diye hiç düşünmeden yapar insanoğlu.

    işte bırakmak istediğimiz kötü bir alışkanlık varsa bu süre boyunca tersini uygulayarak yada yerine başka bir alışkanlık koyarak ondan kurtulabiliriz. yada aynı şekilde kazanmak istediğimiz yeni bir tanesi varsa bıkmadan onu uygularsak yine aynı sürede onu alışkanlık haline getirebiliriz.

    ''gelişmenin en büyük düşmanı alışkanlıktır.'' der jose marti.

    öyleyse modern çağın en büyük hastalıklarından birisidir de diyebileceğimiz bu "eskiden elzem olmayan bir şeyin elzem olması hastaligi" nı bırakmak istiyorsak önce karar vermeli ve kötü olanların yerine yeni ve daha iyilerini koyabilmeliyiz. sizin ne tür alışkanlıklarınız var bir sorun kendinize önce bakalım.
  • alışkanlıkları kırmanın en etkili yolu bunu yaparken kendini yakalamak ve her seferinde kendini durdurmaktır. ne pahasına olursa olsun durdurun. alışkanlığın ilerleyen zamanlarda azalan şiddetini görüp zamanla tarihe gömeceksiniz. yaptım ordan biliyom. bu şekilde olumsuz düşünce tarzınızı dahi değiştirebilirsiniz.
  • sizi mutlu eden/ ifade eden/ keyif aldığınız birtakım tutum ve davranışlardan feragat etmektir ki şu düttürü dünyada son derece gereksiz bir çabadır.
  • yeni realiteye geçiş aşaması.

    ben ne güzel, tek başıma rakımı içiyordum la. bi buz, mezem bi beyaz peynir ve ufak tekirdağ yetiyordu bana.
    arkadan, minör gamdan bazı bazı neşet baba, bazı bazı aşık mahzuni şerif.
    sohbetim eşlik etmekti musikiye. zeki müren pek içine kapanık, müzeyyen senar biraz daha içli, adnan şenses daha bi sitemkardı. agora meyhanesi daha samimi, haydar haydar daha tok, elbet birgün buluşacağız daha gerçekçiydi.
    ben yetiyordum la böyle kendime amınakoyim.

    bi sikim var gibi geldiniz. sofralar kuruldu, iskemleler arttı, nevizadenin anoson kokulu iskemleleri geldi yanımıza. mezeler arttı, haydari kondu, kavunu kondu, acukası kondu, balığı kondu, karidesi kondu. koydukça koydunuz la. kadehler kalktı hep bir şeylerin şerefine. saçma sapan şeyler mırıldanarak hep bi ağızdan, hep başka rollere büründünüz. bi ufak yeterken bir buçuk büyüğe ne zaman geçtiniz? buz varken şalgama niye boyun büktünüz? galata'da niye benim sohbetime dahil oldunuz? musikide niye majöre geçtiniz? bi sikim mi vardı? beni niye boş yere kalabalık ettiniz, hiç yere yok yere?

    sahi siz kimdiniz efendiler? bi konuşun hele anlatın, in misiniz cin misiniz? var mısınız, yok musunuz? bi diyiverin hele la! beni niye kalabalık ettiniz? ben böyle bir başıma, ben böyle tek başıma, ben böyle hiç başıma, ben hele ben yok başıma...

    sonrası mı? bi sikim olmadı la. hemi de hiç bi sikim olmadı. alışkanlıklar vardı , alışkanlıklar kaldı.

    çatlamış dudaklarımla, son yudum rakım, başka bi sikim yok la, işte bu kadarım..
  • mecbur birakildiysaniz eger cok zor durum.
    konunun bi onemi yok.
  • bir insanın girebileceği en büyük savaşlardan biridir. hele bir de bu alışkanlık keyif, mutluluk v. b. duygular hissettiriyorsa size.

    mantık bırakmalısın diyor ancak duygular mantığın önüne geçiyor. kendine, kendinin dahi inanmadığı bahaneleri sıralıyorsun.

    en dip noktan ise "bu son" dediğin anlar. anlar dedim çünkü kendime o kadar çok bu son dedim ki..

    ancak her seferinde kendimin dahi inanmadığı bahanelerim girdi araya..

    hani dersin ya uzaklaşmaya çalıştıkça yakınlaşıyorum.. öyle bir şey...