şükela:  tümü | bugün
  • dr.ayşegül çoruhlu'nun sağlıklı beslenme üzerine yazdığı kitabı.

    kitabını okuduktan sonra yeme içme olayına bakışımın tamamen değiştiğini söyleyebilirim. hücre bazında vücudun ihtiyacı olan besinleri ve bir şey yedikten sonra hücre içinde oluşan reaksiyonları öyle güzel anlatmış ki, kitabı bitirdiğinizde kendinizi "şimdiye kadar ne yaptım ben" diye sorgularken buluyorsunuz.

    kitaptan sonra televizyonda dönen burger king reklamları, renkli renkli endüstriyel gıda tanıtımlarını yabancılaşma hissi içerisinde izliyorsunuz. bir de farkediyorsunuz ki, aslında kendi arabası için bile en iyi benzini en iyi benzinciden almaya çalışan günümüz insanı, dünya üzerinde varı yoğu, herşeyi olan bedeninin gerçek ihtiyacı için bu kadar çaba sarfetmiyor. arabanın ihtiyacı olan şeyin benzin olduğunu biliyoruz ve o ihtiyaca uygun şeyi, yani benzini alıyoruz benzinciden. oysa bedenimizin gerçek ihtiyacını büyük oranda boşverip sırf "canımız istedi" diye boy boy hamburgerleri, boy boy endüstriyel gıdaları yemekte sakınca görmüyoruz.

    kesinlikle okunmalı, herkese de okutulmalı.
  • suyun ph değerini artırmak için, yani asiditeyi azaltıp aklali halini artırmak için yarım çay kaşığı karbonat atın diyor.. en önemli sağlık göstergelerinden biri sabah idrarınızın açık renk ve kokusuz, kakanızın görece sert ve tek parça ve kokusuz olması gerektiğini söyleyen, şekeri hayatımızdan çıkarmamız, kola, çay, kahve, bal, reçel, beyaz ekmek ve sofra tuzundan uzak durmamız gerektiğini, tereyağının çok az yenilmesinin, suyun yemeklerden yarım saat önce ve en az iki saat sonra içilmesi gerektiğini, kırmızı et yeniyorsa bunun üç katı koyu yeşil sebzeyi çiğ olarak yiyip asitlik seviyesini azaltıp alkali hale getirmemiz gerektiğini anlatan diyet kitabı..
  • az önce edindiğim bilgiler yüzünden beni üzen diyet. sağlıklı yaşamın koşulları buysa çok az ömrüm kalmış hakkınızı helal edin la.

    özellikle kokusuz sıçma konusu çok takıldı kafama. bu gercekten sağlıksız yaşam belirtisiyse ben yıllardır azrail ile elele tutuşup sıçıyormuşum haberim yokmuş.
  • yalancı doktorların ve doktor olmadıklari halde tıp konusunda kendini otorite gibi gosterip saçmalayanların yeni ürünü.
  • para verip de satın almaya elimin gitmediği bir başka kitap.
    dışardan bakınca oldukça şarlatan görünüyordu ama birazcık inceledim. kitabın yazarı istanbul tıp mezunu, şişli etfalde de biyokimya uzmanlığı almış. aynı zamanda boun beslenme genetiği tadında bişeyde master yapmış.
    doğru söylüyor olabilir tabi, ama o su karbonatlı içilecek olsa karbonatlı olurdu zaten diyen kaderci düşünce tarzımla bana çok uzak.
    öte yandan kokusuz sıçan mı var be, bebekler bile kokutuyor.
  • herkes önce metobolizmasının farkında olsa ve spor yapsa bunlara hiç gerek kalmayacak. eski anadolu halkına bakın ona göre beslenin derim ben. alkali malkali geç bunları anam babam geç.
  • vegan beslenmeden cıkışla araştırma yaptıgınızda da alkali diete ulaşırsınız, zira 2'si hemen hemen aynıdır. her besinin vucutta verecegi tepkime ve yaratacagı asidik ortam değer bazında bu chart ta görülebilir. hayvansal kaynaklı ve işlenmiş gıda tüketiminde başı çeken abd'nin niye kanser-kalp rahatsızlıklarında da oran bazında lider olduguna acıklama getirir. hayvansal gıdalar ( kırmızı et başta ) en büyük negatif değerlere sahip olup, vucutta asidik seviyeyi artırmakta ve bu da kansere sebep olan toksit madde oluşumuna ortam saglamaktadır. fikrimce , günlük protein ihtiyacı ortalama bir kadın için 45 gr kadarken ve bunun yarısını örn. 100gr badem yiyerek saglayabilecekken , "selülozu insanlar sindiremez ama, et yemezsek proteini nereden alacagız, ot mu yiyek" gibi yanlış söylemler savurmadan, hele ki bilimsel çalışma yapanlara şarlatan gibi hakaretler etmeden evvel biraz , nedir ne değildir i okumak,araştırmak gerek. beslenme piramitinde %80 alkali gıdalar , %20 asidik gıdalardan oluşması gerekir, ve bu %20 nin içinde de mümkün mertebe hayvansal gıda bulundurulmamalıdır.
  • bir tür safsata.

    alkali diyet, sebze meyve, bol sıvı tüketimi gibi genel doğruları önerdiği için ve bu ölçüde işe yarayabilir. karbonatlı su, antasit görevi göreceği için reflüsü, gastriti olanlara biraz rahatlama verebilir. ancak alkali su tüketiminin kanınızı alkali yapacağı vb saçmalıklara pek kulak asmamak lazım, mide asidi çok kuvvetlidir, öyle kolay alkaliye dönmez. dönmesini de istemezdiniz. öyle hızlı kilo verirdiniz ki, tüm yağlarınız toprak altında saponifiye olurdu.

    ezberci eğitimin kurbanları ve öğrenmek yerine inanmak isteyenler sayesinde bu tip safsatalar çok uzun süre ortalıkta kalıyor.

    ps. şarlatan tanımını, kendi söylediklerine inananlar için kullanmak doğru değil, toksit diye bir kelime de yok. dr. karatay'ın bu diyeti eleştirmesi doğal ama o da önce kendi saçmalamalarına bakıp utanmalı, bana göre aralarında teknik bir fark yok (peer review'dan geçmiş araştırmalara kenarından yaslanıp, bir doğrudan bir ansiklopedi dolusu saçmalık uydurmak anlamında).
  • alıntıdır:

    <<alkali diyet ile ilgili yapılmış ve bu diyetin yararlarını kanıtlayıp uzun süre uygulanmasını destekleyen hiçbir bilimsel veri ve çalışma yoktur. bu sistem vücudu -güya- nötr, asit ve baz yapan yiyeceklerin gruplarını, uygulayıcılarına öğretmek ister. nötr yapanların şeker, yağ, çay, kahve, nişasta; asit yapanların et, yumurta, peynir, tahıllar, erik, armut; alkali yapanların süt, sebze, meyve ve yağlı tohumlar olduğunu anlatır. alkali beslenme diye anlatılan beslenme önerilerinin hem bilime hem de etiğe uymadığını en basit şekliyle açıklamak gerekirse ; evet ph dengesi vücut için önemlidir ve bunu vücut her ne koşulda olursa olsun zaten kendi kontrol sistemi ile denetler.

    vücudumuzdaki hücrelerin çalışması nötr ortamlarda olur. ancak vücudumuz bu sıvıların nötr ortamda tutulması için hiçbir şeyden etkilenmeyen bir denetim mekanizması bulunur. bu denetim mekanizmasında ise, yaşlanma, çok yeme, az uyuma, çok asitli yeme gibi etkenler vücudun asit-baz dengesini değiştirmez.

    vücut, açlık grevi gibi özel durumlar dışında, bu dengeyi asla bozmaz -ki alkali diyet yapıyorum diye metabolik açlığa (vücudun yaşamsal fonksiyonlarını yerine getiremeyecek kadar kötü beslenmesi) girmiş onlarca insan tanıyorum. bu nedenle yeterli ve dengeli beslenme öğretilerinin saptırılarak anlatılması ve uygulamaya alınması son derece yanlış ve sağlıksız. bizler toplumu doğru bilgilendirmeli ve bilimin ışığından uzaklaşmadan önerilerde bulunmalıyız.

    asit ve baz

    unutulmaması gereken en önemli nokta : tüm yiyecekler ağızdan alındıktan sonra midede asidiktir ve bağırsakta pankreas salgılarıyla bazik olur! bu kural değişmez ve vücudun otokontrolü halindedir. siz ne yerseniz yiyin.. yiyeceklerin içerisindeki asit veya alkali yapan mineraller birbirlerini dengeleyerek ya da metabolizma sonucu oluşan asitlerle birleşerek bir denge içerisinde vücut sıvısının nötr ortamda kalmasını sağlar.

    bu tıbbi kural hiç değişmez ve özel yiyeceklere, alkali su gibi bir içeceğe de gereksinim duymadan ömür boyunca düzenli çalışmasına devam eder. beslenmemizin asit veya baz oluşturan yiyeceklerden zengin oluşu, kanın nötr durumda kalmasını asla etkilemez. diyetinizde çok fazla asit veya baz oluşturan yiyecek bulunsa dahi kanın asit veya alkaliye dönüşme durumu diye bir şey söz konusu dahi değildir.>>

    http://saglik.bugun.com.tr/…et-yalani-haberi/986436

    aynı görüşte:
    http://www.mynet.com/…meyi-kabul-etmiyorum-840004-1
    http://beslenmebulteni.com/beslenme/?p=1683
    http://www.skepdic.com/alkalinediet.html
    http://www.sott.net/…/263625-the-acid-alkaline-myth

    ve diğerleri:
    https://www.google.com/…me&espv=2&es_sm=91&ie=utf-8

    "asit yiyecekler aldığımız zaman idrarımızın asidik olması doğrudur ama böbreklerimiz düzgün çalıştığı sürece kanımızdaki asiditeyi (ph) göstermez. çünkü böbreklerimiz bir taraftan asitleri atarken diğer taraftan bikarbonat üreterek asit yükünü nötralize edecek kapasiteye sahiptirler. bu nedenle vücudumuz ph’yı 7.35 ile 7.45 arasındaki alkali hattave çok dar sınırlar içinde tutar.

    yani siz ne kadar asidik yiyecek yerseniz yiyin böbrekleriniz sağlam çalıştığı sürece kanınız alkali düzeylerde kalır. eğer böbreklerimiz olmasaydı alkali diyetçilerin iddiası doğru olabilirdi, ama bereket ki böbreklerimiz var. aksi halde yaşayamazdık." (bkz: buraya smiley koymak istiyorum)

    faydası olur mu? o ayrıdır. bilimsel bir temele dayanmasa da önerilerin bir kısmı işe yarayabilir. özellikle böbrek sağlığı açısından... ama zararları konusunda yazılanlara mutlaka kulak vermek de gerek.
  • kan phi beslenmeyle degismez romalilar, teyitli bilgi, yayalim.

    bu diyetin orjinalinde de, kanın bazik yapılmaya çalışılmasından bahsedilmio diolla ya bir de alkali-asit beslenme de yok imis.
    he evet bi ıdrar phindan bahsediliyor yanlis animsamiyorsam orjinalinde. ıi de yalniz bu orjinali de dahil, ise yaradiginin bilimsel bir ispati yok henuz diye biliyorum. hem bakindim bulamadim, hem de olsaydi zaten bunca tiri viri anlatmaksizin laps diye ondan bahsedilirdi snki.
    fikir yurutuyorum.

    ayrica asidik, bazik allah ne verdiyse yioruz ya ne yersek yiyelim kanın asit veya alkaliye dönüşme durumu diye bir iddiaya ancak gulunur. biyolojiye ayip lan, fizyoloji agladi. vucut yavrum onu tamponlayip notrluo zaten yahu, nasi calissin yoksa tum cevrimler yalan olur ya la.

    bir de diyetin modasi mi olur arkadas. gidersin doktora, olcturur bictirir, bi baktirirsin. sana sikinti yaratacaklar orda kabak gibi belli olur zaten. onlardan kacinirsin iste.

    nasi ismis ole o, hatta bi sarki armagan ediyorum, gokselden gelsin: oyle uzaktan uzaktan hic konusmadan nasil da icirdin karbonati.

    ne demis unlu turk dusunuru c.y. :little little, into the middle.

    yani saglikli olsun da, kiz erkek farketmez. ay iste dengeli olsun da (ozel bi durum yoksa), azar azar kader bize ne yazar, he ne yazar?

    suya bikarbonat atin da icin ney allaskina?

    oy daglar.