şükela:  tümü | bugün
  • nick cave repligi. 'where the wild roses grow' adli sarkinin klibinde bu sozleri soyledikten hemen sonra iri bir tasi kylie minogue ablanin kafasina yerlestirmek suretiyle uygulamasini da yapmistir.
  • 18. yuzyil sairlerinden john keats'in bir siirinde gecen soz: "she dwells with beauty—beauty that must die".

    sonralari empyrium, ode to melancholy adli sarkisinda da kullanmisti da, ne kadar mutlu mesud olmustuk, bilemezsiniz. asla.
  • "she dwells in beauty—beauty that must die." derken keats eninde sonunda ölüme mahkum olan güzellikten dem vurmakta, ah etmektedir. nick cave tarafından seslendirilen şarkı kişisi bunu yanlış anlayıp emir telakki eder. (bkz: ah be yavrum ne yaptın sen)
  • kısmen benzer bir felsefe icin (bkz: the carver)
  • ing. butun guzellikler/guzeller olmelidir.
  • çok rahatsız edici bir içgüdünün, çok tekinsiz ama net bir şekilde ifadesidir.

    freud'dan beri çok tartışılan, sık sık gündeme gelen bir konu var: seks ve şiddet... çocuklarımızı bundan uzak tutmamız gerektiği kabul ediliyor, medya içeriği ağırlıklı olarak bu ikisine göre sınıflandırılıyor, insan hayatında içgüdüsel olan ancak uygarlığın gereği olarak bastırmamız gereken en önemli iki öğenin bunlar olduğu söyleniyor.

    bu iki öğe hemen hemen her zaman ayrı unsurlar gibi ele alınsa da aslında daha yakından bakıldığında tek bir motifin insan zihni tarafından kategorize edilen iki ayrı yüzü olduğu görülebilir.

    seks ve şiddet genellikle büyük ölçüde örtüşüktür, ikisi de zarar verme duygumuzun tatminine yöneliktir. bir bebeğin eliyle bir şeyi devirebildiğini, kırabildiğini öğrendiği andaki kontrol etme zevki, daha sonra bireyin hayatı içinde dönüştürülecek, rafineleştirilecek, biçim değiştirecek ama her zaman var olacaktır.
    patolojik erkek seksi genel olarak daha fazla şiddet içerir. tecavüz bunun en büyük görüngüsüdür. bunun dışında da sado-mazo sekste, hatta normal seks içinde (şaplak atma, bağlama, kırbaç, nefessiz bırakma gibi uç amerikan filmi sahne örneklerini düşünsene sevgili okur!) "canını acıtma" olarak tanımlanabilecek şeyler bulunabilir. bunu not edelim.

    kadın tarafında durum biraz daha farklıdır. onlar sevdikleri erkeğe fiziksel zarar verme güdüsü taşımaktan çok, onun kişiliğini dönüştürerek istediği şekilde eritmeyi, yani bu şekilde kontrol etmeyi hedefler. bu yüzden ulaşılamayan, sorunlu, güçlü görünen erkekler daha çekicidir, onları dönüştürmek daha yüce bir amaçtır. onları dönüştürebilmek, tam bir zafer duygusu sağlayacaktır.

    elbette ki günümüzde kadın ve erkeğin özgül cinsel rolleri giderek törpülendiği için bu özellikler de iç içe geçmekteler.

    küçük bir çocuk ya da kedi yavrusu gören yetişkin kadının tepkisi nedir: "yerim seni yerim! ne tatlı şeysin sen?" bu söylemleri sadece teoride kalmayan, küçük çocukların yanaklarını hafiften ısıran, kediyi iki avcunun arasında sıkıştıran gayet masum teyzeler, okumuş hatunlar görmüşlüğüm var. bunu da not edelim.

    entelektüalizmin diğer ucunda, yani bildiğiniz hayvanlık sınırlarında, kendinden koşulsuz memnuniyet yatar. bu uçtaki bir insan da temel dürtülerini gayet basit ifadelerle, gayet doğrudan anlatmakta ustadır. bilinen bir örnek: "döverim de severim de...". not edildi.

    nick cave ustanın bir şarkısı: henry lee. şarkının klibini mümkünse izleyin. o dönem gerçekte de birbirleriyle kırıştıran nick cave ve pj harvey kamera karşısına geçip doğaçlama görüntüler fonunda, mükemmel bir müzik ve olağanüstü bir düet eşliğinde döktürüyorlar. asıl mesele şarkının sözleri: bir kadın, bir adamı çok sevdiği için öldürüyor: bıçaklayıp derin bir kuyunun içine atıyor. dikkatinizi çekerim; bu bir aşk şarkısı!

    yine nick cave, ama bu kez yanında kylie minogue var. görüntü yönetmenine şapka çıkarılacak, zamanın nick abisinin yüzünden korkulup kylie ablanın yüzünden esrinecek bir klip daha. ve sözler dinlenir: bir adam, bir kadını, çok sevdiği için, "all beauty must die - tüm güzellikler ölmeli" diyerek, başına taşla vurarak göle atar, öldürür. bu cinayetin bir sebebi yok.

    bu iki şarkıda anlatılan haleti ruhiye: sevginin bir yanı olabildiğine şiddet ve ölümle bağlantılıdır. sevmek, bireyin kendi benliğini karşısındaki insanın benliğinde eritme, ve/veya onun benliğini kendinde eritme arzusundan beslenir. karşımızdaki çocuğun ya da serçenin masumiyetini içselleştirmek, karşımızdaki kadının duygusallığını, incinebilirliğini paylaşmak, karşımızdaki erkeğin içindeki güvenle, ait oluşla bütünleşme isteği gibidir bu. sevmek bu özelliklere yönelik bir hırsı içerir. bu hırsın doğal sonucu, eğer sevgi amacına ulaşırsa, karşımızdaki sevgi öğesinin bu özelliğini biraz azaltma, ya da bizim kendimizde sevilen nitelikleri eritmemiz sürecidir. bu azaltma süreci yaşanmazsa sevgi devam eder. neyse, şiddetin de özü karşımızdaki insanın benliğini, kişiliğini, karakteristiğini, saygısını, nihai olarak da bedenini yıpratma arzusudur. sevgi ve şiddet bu anlamda aynı amaca hizmet eder: karşımızdaki yoketme! aşık olduğunuz bir insana türlü sebeplerle bir türlü kavuşamadığınızı düşünün (yani tipik bir romantik filmi, ya da bir aşk romanını), bayıldığınız o tatlı çocuğa dokunamadığınızı düşünün, en sevdiğinizi yemeğin gözünüzün önünde olduğu halde yiyemediğinizi düşünün, yani sevgi nesnemizin sevilen niteliğini azaltamadığınızı düşünün. o zaman sevgi devam edecektir.

    ha, diyeceksin ki sevgili okur, ama sevgi paylaşıldıkça çoğalır. derim ki o zaman, bu yazılmış en büyük romantik yalandır. yenilen yemeğin değeri azalır, sevilen kedinin tüyü ağzımıza kaçar, evlilik aşkı öldürür, minicik çocuklar kafamızı şişirir: sevgi paylaşıldıkça azalır. şiddet, nesnesini buldukça söner. sevgi ve şiddet, biz (evet bizim değil, biz) olmayan güzel şeyleri bizim bir parçamız haline getirmek için giriştiğimiz tutkulu süreçlerdir. amacımız günahlarımızdan arınmaktır, bunun için güzel, şirin, masum, temiz kurbanlar seçeriz. ilkel kültürlerdeki gibi (ilkel kültür?): öldürdüğümüz düşmanın gücünün bize geçtiğine inanırız!

    (sondaki ünlem işaretiyle yazının fonunda nick cave'den "all beauty must die" mısraları duyulur, entry bu şarkının fade-out'uyla biter)
  • küçük kardeşimin

    "çok tatlı kedileri hep öldüresim geliyor, üstüne oturmak, boğmak, duvara fırlatmak istiyorum." aforizması ile kendini adadığı felsefe.

hesabın var mı? giriş yap