şükela:  tümü | bugün
  • türkçesi: kemerlerinizi bağlayın

    yeni ferzan özpetek filmi ve 2014 yılında vizyona girmesi planlanıyor.

    konu olarak;

    --- spoiler ---
    bir kadın ve iki erkek... genç kız elena, kendisini iki farklı şekilde seven antonio ve fabio adlı delikanlıların arasında bölünüyor. ve bir gün, yaşanan sarsıcı bir gelişmeyle türbülansa kapılıyorlar. kahramanlarımızın hayatında rüzgar tersine döner, türbülanstan çıkabilirler mi bilinmez. ancak hikâyeyi beyaz perdeye taşımak için kolları sıvayan ferzan özpetek, kelimenin tam anlamıyla izleyenleri duyguların zirvesine çıkaracağa benziyor. zaten filmin adı da ‘allaciate le cinture’ yani ‘kemerlerinizi bağlayın

    --- spoiler ---

    devamı için: http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/23251770.asp
  • bugun itibariyle fragmanını izleyip konusuna dair hiçbir şey anlayamadığım ve fakat merakla beklediğim ferzan özpetek filmi.

    hakkında bir sitede de şöyle deniyor:
    << italya'nın lecce kentinde çekilen filmde, hiç türk oyuncu rol almıyor. ... özpetek'in senaryosunu gianni romo ile birlikte yazdığı film, 1.3 milyon euro'ya mal olacak. çekimleri dokuz haftada tamamlanacak film, şubat 2014'te italya'da gösterime girecek. 10 yıldır evli olan bir çiftin öyküsünü anlatan filmde; kasia smutniak, filippo scicchitano ve francesco arca gibi italya'nın ünlü oyuncuları rol alıyor. >>
  • fragmanında dövmeli çocukla öpüşen kızı natalie portmana acayip benzettim ama yok ya ferzan yapmaz öyle şey; kesin italyandır.
  • it. kemerlerinizi bağlayınız
  • 14 martta vizyona girecekmis. bir karsi pencere daha neden olmasin, oyle olsun.
  • özellikle la finestra di fronte sonrası ferzan özpetek filmografisi siyahla beyaz arasında bölünmüş gibiydi. cuore sacro ve un giorno perfetto gibi (özpetek için alışılmadık derecede) karanlık filmleri, mine vaganti ve magnifica presenza gibi (yine özpetek için alışılmadık derecede) aydınlık filmler izlemişti. güzel filmlerdi her biri kuşkusuz, ama işte ya siyahlardı, ya beyaz.

    şimdi allaciate le cinture'de ferzan özpetek, tekrar bu iki yönünü harmanlayacak bir iş çıkarmış gibi görünüyor. en azından fragmanın bende bıraktığı intiba bu.
  • merakla beklediğimiz ferzan özpetek filmi. 14 mart'ta vizyondaymış. başroldeki çocuğun ilk filmiymiş.
  • --- spoiler ---

    filmdeki antonio (fotoğraf) adlı karakter ufaktan burak yılmaz'ı android (fotoğraf)?

    ancak antonio'nun filmdeki savunma anlayışı (karakter filmin halı sahalı sahnesinde kavga eder) biraz daha zinedine zidane (kafalı çocuk) :)

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    her ferzan özpetek filmi gibi, insanı hayat üzerine düşündüren bir film. kanser teması olmayaydı, iyiydi diye düşündüm film bittiğinde. çünkü ben ferzan özpetek filmlerinde hayatı kutlamak istiyorum. şapşal şapşal sırıtarak çıkmak istiyorum sinema salonundan. ferzan bey'in çok yakın bir arkadaşının başına gelen meme kanseri vakası, filme ilham vermiş anlaşılan. kel alaka iki insanın aşk hikayesi de ferzan bey'in şahit olduğu bir şeymiş. yani gerçekten yaşanmış bir şeyler ilham vermiş bu filme de. görüntü yönetmenliğine, dekora, cast'a özenilmiş her zamanki gibi. ferzan özpetek filmlerinin renklerine bayılıyorum. sahil, yüzme olayı serseri mayınlar'dan sonra yine yakışmış bu filme de. gay teması arka planda kalmış biraz. best friend'in gay olması falan. son iki filmdir, gayler figüran gibi kalıyor. makarna - pasta olayı da silikti. biz uzun sofralara, güzel yemeklere çok alışkınız. yemek sahneleri vardı ama çok akılda kalmadı bu sefer.

    sezen aksu yoktu bu filmde, o şaşırttı. dolapdere big gang yorumlu its raining man vardı. alaturka sosu iyi gitti. arada bir kürtçe şarkı vardı sanırım. tamirhanede sevişme sahnesinde. o da enteresan bir kombinasyondu.

    yasak aşk, yasak elma temalı bir film olması güzeldi. çok orijinal bir olay örgüsü yoktu. çok sürpriz de yoktu bence. dış görünüşe aldanmayalım; öze odaklanalım temasını da sıradan buldum tabi ki. vücutlar fazla güzeldi, hikaye fazla idealdi. masalsı bir kurgusu vardı. kanser olayı olmasaymış "gerçeklerle çok da ilgisi yok bunun, fazla sürreel" bile denebilirmiş. ama işte izlettiriyor kendini. yine italyanca öğrenmek istedim. yine italya'ya taşınma kararı aldım. ferzan özpetek sevgim yine depreşti. bu sefer yalnız izledim bu filmi. şahane misafir'i çok sevdiğim arkadaşlarımla izlemiştim. sonunda sezen aksu'nun gitmem daha'sına beraber eşlik etmiştik. bu da ayrı bir tat verdi bana. benzin istasyonu'ndan açmak istiyorum ben de. o ne şahane bir çatıdır. bayıldım.

    artık bir ferzan özpetek filminde, bir tarkan şarkısı duymak istiyorum. aynur ve dolapdere big gang şarkıları kesmedi.

    bir de hep garson oluyor ferzan'ın karakterleri. o da enteresan.
    --- spoiler ---
  • kötü bir ferzan özpetek filmi.

    cahil periler, karşı pencere, hamam, harem suare gibi filmleriyle bizleri büyüleyen ferzan özpetek bu defa hayal kırıklığına uğratıyor. daha önceki filmlerinden alışık olduğumuz samimi insanlar, derin ilişkiler, iyi kurgulanmış hikâyeler bu defa yok.

    --- spoiler ---

    krolukta sınır tanımayan bir arkadaş ile kendisiyle hiç alakası olmayan bir kadın arasındaki aşk anlatılıyor, sonra kadın karakterimiz tahmin edersiniz ki pek de mutlu olamıyor. hatta bir de üstüne kanser oluyor. mutsuzluk üstüne mutsuzluk...
    peki hiç mi bir şey öğrenmedim bu filmden? öğrendim tabii. meselâ bir adam istediği kadar kro, hödük olsun tavlamak istediği hatunun karşısına geçip gözlerinin içine bakarak tek dikişte birasını bitirirse hatunu ateş basıyor, adama karşı karşı konuşmaz bir arzu besliyor ve aşık oluyor.
    bir de tamirhanede sevişmeye kalkıştıkları sahne neydi öyle allah aşkına? zannedersin ki reklam filmi çekiliyor... neyse ki birbirinden neşeli ve oturmuş yan karakterler vardı da arada gülümsedik. sanırım ana hikâye ve karakterler sarmadı ve bir yerden sonra onlardan vazgeçip yan karakterleri sağlamlaştırdı.

    --- spoiler ---

    ara olana kadar "e, hadi ne zaman başlıyor mevzu?" diye izledim. ara olduğunda "herhalde birazdan başlayacak" dedim. filmin sonunda ise "bu mu?" diyebildim. bir aşk -ki yaşanılan şey aşk mı hiç emin olamadım- ancak bu kadar sığ, bir hikâye ancak bu kadar hiçbir yere bağlanamadan anlatılabilirdi. bu arada illa her hikâyenin bir sonu olmalı mantığında değilim ama sonunu izleyiciye bırakıyorsan da daha sağlam bir kurgun olur. ama yok anacım o da yok...