şükela:  tümü | bugün
  • kerim ismindeki psikopat abisini, erkek arkadasiyla beraberken gören falim cignemesi muhtemel kizin repligi.. kerimin rolleri için baba, eski erkek arkadas, o anki erkek arkadas da uygundur.
  • allah cömerttir anlamında deyiş.

    tevekkülün aşamalarından biridir ve tüm tevekkül faaliyeti gibi kendi içerisinde çelişkilidir. misal eşeğimizi sağlam kazığa bağladık ve kurtlar ayılar tarafından yenmeyeceğini umarak gerisi allah kerim dedik. peki allah bir tek bize mi kerim. ya kurtlara ve ayılara da kerimse ne olacak. ona da allah kerim artık.
  • onuncu nesil çaylak.
  • içimi ısıtan söz öbeği.
  • sembolist şair arthur rimbaud'nun ölürken söylediği son söz.
  • semih evin'in yönettiği 1950 yapımı, ikinci abdülhamit döneminin sonlarını anlatan tarihi film. aka gündüz'ün romanından uyarlanmış falan ama senaryo sürünüyor biraz. ayşesin ve nişanlısı kerim muhalif kanattan tiplerdir. bir de fettah var, abdülhamit yanlısı subay, dişi sineğe hallenen bir tip. haliyle ayşesin'e de yavşayıp avucunu yalıyor. intikam almak için önce izdivacını elde ediyor, sonra da kızcağıza bilerek çiçek hastalığı bulaştırıp güzelliğini bozuyor ve boşuyor. ayşesin kısmen kör oluyor falan, sonra fettah'tan intikamını alıyor, cezaevine düşüyor. abdülhamit'le görüşüyor, gözleri düzeliyor, kavuşmalar falan derken içimiz şişiyor 100 dakika sonunda. tıkış tıkış senaryo, karmn çorman bir anlatım, haydi hop bağlıyoruz tarzı bir final.

    ayşesin'i sezer sezin, fettah'ı orhan arıburnu oynuyor ki filmdeki yegane güzel oyunculuklar bunlardan geliyor, bir de settar körmükçü var tabii.

    bana ilginç gelen bir ayrıntı: yönetmen yardımcısı atıf yılmaz batıbeki.
  • "askoroz deresinin
    yan tarafı derindir
    bugün böyle gidelim
    yarın allah kerimdir" (bkz: askoroz deresi/@ibisile)

    (bkz: yarına allah kerim)
  • içimi ferahlatan söz öbeği.
    gün içerisinde en az on kez söylerim. biraz bir şeylerden uzaklaş, hatırla, şükret, sıkıntıların geçecektir elbet çünkü allah büyüktür. gönül darlığı veriyorsa kalplerimizi ona çevirelim diyedir. çünkü ne zaman unutsak daha da daralıyoruz. naçizane.
  • bektâşî ile karadenizli kayıkçı denizde giderlerken fırtına çıkmış, deniz köpürmeye ve tekneye sular girmeye başlamış. bektâşî'nin yüzü korkudan sararınca karadenizli kayıkçı onu teskîn etmek için : "ne korkaysun, allah kerîm'dur" deyince bektâşî şu ârifâne cevâbı vermiş :
    ben de ondan korkuyorum ya! ister misin o kerîm allah bizi balıklara ikrâm etsin!..

    bu hikâyedeki zarîf nüktelerden biri şudur ki, câhiller hiç tedbîr almadıkları halde "allah kerîm" diyerek kendilerince hakk'a tevekkül ettiklerini ve bu tevekkül sâyesinde allah'ın onları koruyacağını zannederler. halbuki bu tedbirsizlikleri yüzünden başlarına türlü türlü belâlar gelir. âkil olan kişi ise, tedbîr almazsa başına bir belâ geleceğini bilir.

    hikâyedeki ikinci nükte de şudur. cenâb-ı hakk'ın hem celâl hem de cemâl sıfatları vardır fakat bunlar izâfîdir. yani birisi için nimet olan bir şey bir başkası için mihnet olabilir. meselâ hastalık hasta için mihnet, doktor için nimetdir. "gök ağlamadan yer gülmez" sözü de bu hakîkati ifâde etmek için söylenmişdir.

    hikâyedeki üçüncü nükte de şudur. ârif olan, korku ile ümmîd arasında bir yol tutar yani hem hakk'ın celâlinden korkar, hem de cemâlinden ümmîdvâr olur. cenâb-ı hakk'ın celâlinden korkarak ye'se düşmek de rahmetine güvenerek kendini emniyyetde hissetmek de doğru değildir.

    (defter-i uşşak)