şükela:  tümü | bugün
  • sapık mutezile mezhebinin içi boş ve kelimelerin zahiri anlamlarına odaklı iddialarını, sanki yeni birşey bulmuş gibi alıp sevinen ergen misyonerlerin boş iddiasıdır. meal ve tercümeleri alıp tefsirlere bulaşılmaması da gözden kaçmamıştır tabi. meal, bildiğin tercümedir. mevzuyu anlatan tefsirdir.

    yani bu şekilde konuyu açıklayan şöyle diyor. doktora ve avukata luzum yok. tıp kitaplarındaki tanımlarla ameliyat, kanunların metinleriyle de savunma yapabilirsiniz..

    bu misyonerlik zor zenaat valla..
  • bugünün ilkel teknolojisi ile yaradanın fotoğrafını çekmeyi düşünen ateist zırvası.
    aynı kitapta yazan diğer ayetleri okuyup yaradanın zaman ve mekandan bağımsız bir boyutta olduğunu fark edersiniz.
  • çöle yüksek bir kule yapıp tanrıya taş ve ok atmaya çalışan firavun ile aynı kafanın ürünü saçmalık. meal ile birlikte tefsir de okumak bu yüzden tavsiye edilir.

    "andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir. insan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın" (kaf suresi, 16-18. ayet)
  • 15 milyar ışık yılı uzağa teleskopla bakıp burdan allah gözükmüyor demek ki yok diyen bir arkadaşım olmadığı için beni sabah sabah pek bir üzen sahtekarlık.
  • (bkz: cepçi)
  • atomun ne demek olduğunu bilmeyen cahil kişinin, albert einstein nin izafiyet teorisini çürütmek için bir tarafını yırtmasına verilebilecek dengesizlik örneği. cahil kişinin yok öyle bir şey kardeşim demesi daha mantıklıdır. saygıya hak eder bir davranıştır. lakin yokluğunu ispatlamaya çalışması santimlik aklı ile kilometreleri ölçmeye benzer. her defasında ölçmesine rağmen bir türlü gerçek ölçüyü bulamaz kendini komik duruma düşürür.
    sahi daha komiği var. şöyle ki
    ay lav yu. cümlesini şimdi tercüme edelim.
    ay= ben
    lav=sevmek
    yu=sen
    toparlarsak "ben sevmek seni " oldu galiba.
    gördüğünüz gibi ingilizceyi çözmüş bulunmaktayım. bu arada insanlar genelde yanlış çeviriyorlar. ingilizce bilmeyenler seni seviyorum diye çeviriyorlar bunu. ama gördüğünüz gibi bunun yanlış olduğunu size ispatladım.
    kardeşim inanmıyorsan inanma inkar et. senin bileceğin bir mesele. ama bilmediğin iki cümleyi kelimeleri santim santim çözümleyerek büyük gerçeklere ulaşamazsın.
  • aslında bu, bugüne özgün bir tartışma değil. islam dünyasında allah'ın "nerede" olduğu üzerine bin yılı aşkın süredir tartışmalar yaşanıyor, fikirler öne sürülüyor. allah'ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğu da bu fikirlerden biridir. şimdi, hadisler ve saygın islam alimlerinin bu konularda neler söylediğine bakalım:

    sahih-i buhari'de, şöyle bir naklediliyor:
    "allah geceleri dünya semasına iner."

    yine müslim'de şöyle bir rivayet var:
    rasulullah (s.a.v.) huzuruna bir cariye getirildi. rasulullah (s.a.v.) ona: “allah nerede ? “ dedi. cariye işaret parmağını kaldırarak “allah semanın üzerindedir.” dedi. sonra rasulullah (s.a.v.) cariyeye “ben kimim “ dedi. cariye “sen allah resulüsün “ dedi rasulullah (s.a.v.) “o’nu azat edin o mümine biridir.” dedi.

    ebu hanife, fıkhül ekber adlı eserinde şöyle söyler:
    “her kim, rabbim gökte midir bilmiyorum derse kafir olmuştur. aynı şekilde o, arşının üzerindedir, fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum derse kafir olmuştur.”

    imam muhammed bin ishak da şöyle söylüyor:
    “kim, kullarından bağımsız allah’ın yedi kat gökteki arşa istiva ettiğini,doğrulamazsa,kafir olur, tövbeye davet edilir, tövbe ederse eder,etmezse de boynu vurulur."

    görüleceği üzere birkaç yüzyıl öncesine kadar büyük islam alimleri dahi allah'ın "bulunduğu bir yer" olduğuna dair görüşler içindeler. fakat bunlar onların görüşleri. yine aynı tarihlerde allah'ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu dile getirenler de vardı. aslında bu görüş, vahdet-i vücud düşüncesinin bir ürünüdür. çünkü sufizm, allah'ın ve varlığın "ne" olduğu konusunda sınıra kadar gelip, sonsuz kudrette bir varlığın ancak "her şeyi" kapsayan bir nitelikte olması zorunluluğuna çıkar. vahdet-i vücut fikriyatına ulaşan biri elbette ki allah'a bir mekan veya zaman biçemez. allah kainat ile bir değil ise, ondan ayrı "bir yerde" olması zorunluluğu olur. allah'tan ayrı bir yer olması demek, allah'ın bulunduğu bir "mekan"ı zorunlu kılar. ve allah ezeli olduğuna göre, bu mekan da onunla beraber ezelden beri var olmalıdır. fakat var olan her şeyi allah yarattığına göre, onunla ezelden beri var olan bir mekan olamaz. çünkü bu mekanın da ezeli ve ebedi olduğu görülür. o halde, allah'ın bir mekanı olmamadığı gibi, yaratılanlar da ayrı bir mekanda bulunamaz. kainat, allah'ın varlığı dahilindedir.

    bununla beraber; vahdet-i vücud fikrinin "sapkın" bir düşünce olduğu da önemli bir kısım islam aliminin ortak fikridir. bunlara göre, allah yarattığı varlıklardan ayrıdır. allah yoktan var eder. o halde, yaratılmış olanın allah'ın varlığı dahilinde vücut bulduğu vahdet-i vücud prensibi sapkınlıktır. ehl-i sünnet mezhebinin önemli imamları da zaten vahdet-i vücud yani bir anlamda allah'ın mekansızlığı düşüncesine karşı çıkarlar. yaygın sünni görüşe göre allah mekan olarak "yaratılmış kainatın" ötesinde bir "arş"tadır. allah arş'ta her şeye hakim, her yere yakın konumdadır. öyle ki, arş insana şah damarından dahi yakındır. mekandan münezzehlik, bunu ifade eder. mekansızlığı değil, allah'ın yarattığı mekanların ötesinde ama her şeye yakın konumda olduğu anlamına gelir: o göktedir, aynı zamanda yerdedir. "bizim" mekanlarımızdan ve zamanlarımızdan münezzehtir.

    elbette bin yıldır tartışılan bir konuyu özetlemek çok zor. fakat islam dünyasının bu konudaki görüşleri özetle yukarıdaki son iki paragrafta açıklamaya çalıştım. yani bu iş; "münezzehtir" veya "hayır değildir" kadar basit bir konu değil. üzerine hala tartışılan, islam varlık felsefesinin en zor, en sıcak tartışmalarından biri.
  • ayan beyan ortada olan sahtekarlıktır.

    kuran der ki: "allah zaman ve mekandan münezzeh değildir".

    evet bunu bizzat kuran söyler ancak müslüman kardeşlerimiz bunu görmezden gelirler.

    devam edelim;

    kuran'da allah'ın arş'a istiva ettiği (oturduğu) yazar.
    arş ve kürsi mekan göstergesidir.

    misaller,

    ***

    şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arş'a istiva eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan allah'tır. bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de o'na mahsustur. alemlerin rabbi allah ne yücedir! (a’râf 54)

    şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden allah'dır. onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. işte o rabbiniz allah'tır. o halde o'na kulluk edin. hala düşünmüyor musunuz! (yûnus 3)

    görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren allah'tır. (bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. o, rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır. (ra’d 2)

    ***

    yukarıdaki ayetler allah'ın mekandan münezzeh olmadığının kuran'daki kanıtıdır.

    şimdi de allah'ın zamandan münezzeh olup olmadığına yine bizzat kuran'dan bakalım..

    ***

    gerçekten, senin rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (hac suresi 47)

    melekler ve ruh (cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (mearic suresi 4)

    allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. sonra (bütün bu işler) sizin sayageldiklerinize göre bin yil tutan bir günde o'nun nezdine çikar. (secde 5)

    ***

    görüleceği üzre allah'ın da kendi akan zamanı var. bu zamandan yola çıkarak allah mekanı ve katının dünyaya uzaklığı kaba bir hesapla 500 trilyon km kadar çıkıyor (1 ışık yılı: 9,460,730,472,580 km, cebrail allah'ın yanına 50.000 yılda gidiyor, düşünün artık allah katı diye tarif edilen bölge andromeda'dan bile daha yakın)..

    sonuç: allah zaman ve mekan içindedir.

    ayetlere inanmak istemeyp kraldan çok kralcı olacakların "hayır münezzehtir" diye tepki vereceğini tahmin edebiliriz.

    olayın diğer sürprizi de şudur: fiil nedir? iş, oluş, hareket bildiren kelimelere fiil denir (yüklem).

    fiiler doğası gereği hareket ve zaman barındırır. hiç bir fiil zamansız olmaz.

    allah bir fiil irade ettiğinde -yani bir şey yarattığında- bu eylem gerçekleşirken ölçemeyeceğimiz kısalıkta bile olsa (mesela an) sonuçta bir zaman geçmiş olacaktır.

    sadede gelirsek allah eylemde bulunduğunda zamanın içine girmiş olur ister istemez.

    bu daha kronik bir probleme neden oluyor, allah'ın bir şey istemesi, yaratması, irade etmesi allah'ın mutlaklığı ve değişmezliğine halel getiriyor. nasıl mı?

    mutlak olan varlığın hiçbir koşulda değişmemesi gerekir. fakat irade gösteren allah o anda değişmiş olur.

    evreni yaratma fiiline uygularsak, iki allah'tan bahsedilebilir.

    1. evren sahibi olmayan allah (evrenin yaratılmadığı andaki)
    2. evren sahibi allah (evren yaratıldıktan sonra)

    görüldüğü gibi mutlak ve değişmez olması gereken allah burada mutlaklığını yitiriyor.

    müslümanların seçim yapması gerekiyor.

    ayetlere dayanarak allah'ı bu garip haliyle kabul edemeyeceklerine göre kelam ilmini terk edecekler ve kendilerini ibn arabi'nin şefkatli kollarına bırakacaklar.

    grandmaster ibn arabi'ye gelirsek, muhterem bunları bildiği ve geleceği gördüğü için "evren yaratılmamıştır" demiştir.
  • tanrı madde olsaydi, sonradan oluşmuş yani yaratılmış olurdu.
    ayrica madde olsa çekim gücü olur, başka maddeleri kendisine çekebilir, yada kendinden daha çekim gücü yüksek bir alana girip yok olabilirdi.

    islam dininin tanrisi olan allah'in kuranı kerimde 20.sure 5.ayette arşın üzerinde egemen olduğundan bahseder.
    arş, zamanın ve mekanın bittiği en üst makam (taht) olarak bilinir.allah'ın bunun da üzerinde egemen olması madde olmadığının anlatılmak istenmesidir.
    madde olmayan bir varlığın yerinin olması mekanının olması söz konusu olamaz.
  • şu an elimde imam-ı azam ebu hanife'nin el vasiyye, el fıkhul ebsat ve beyazîzade ahmed efendi'nin el usûlü'l münîfe* adlı eserleri var.

    bu üç kitapta allah'ın mekândan münezzeh oluşunu bizzat ebu hanife anlatıyor, ben el vasiyye'den direkt aktarıyorum;

    ''allah'ın ihtiyacı olmaksızın arş üzerine istiva ve istikrarı vardır. muhtaç olmaksızın arşı ve başkalarını muhafaza eder. eğer allah muhtaç olsaydı, mahlûklar gibi, alemi icad ve tedbire kadir olamazdı. oturmak ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, arş'ı yaratmasından önce allah'ın nerede olduğu sorusu ortaya çıkardı. yüce allah bundan münezzehtir.''
    (el vasiyye- sayfa 88, müf ilahiyat vakfı yayınları, 12.baskı)

    kanıt

    akideyse konu al sana ebu hanife akidesi.