şükela:  tümü | bugün
  • mekansızlık kavramını anlayamyan bireylerin sorduğu soru tümcesi....
    mekansızlık, mekandan bağımsız olmayı gerektirir ve nerede sorusunu anlamsızlaştırır.
    çünkü zaten mekan o'nun bir yaratımıdır...
    kendi yaptığınız resmin neresinde olursunuz? hiç bir yerinde... resmin boyutlarında değil, kendi boyutunuzdasınızdır. resmin tamamıdır etki alanınız ve bu nedenle hem onda hem onun dışında olursunuz...

    hani eş bir benzetme değil, olamaz da ama... yine de kainatın ve ona bağlı her boyutun bir "yaratık" olduğunu ve yaratan'ın yaratıkların üzerindeki mutlak hakimiyetinin algılarımız dışında kaldığını betimlemek için bir yol....
  • cevabı sema olan soru
  • bize çocukken öğretmişlerdi:

    allah her yerdedir.

    biraz büyüyünce şöyle öğretmeye devam ettiler:

    allah mekândan münezzeh olarak her yerdedir.

    o'na mekân isnad etmek olmaz. ancak tazim ve yücelik belirdiği için göklere işaret edilir. bu, o'nun göklerde mekân tuttuğu anlamına gelmez.

    sanırım bu konuda çocukken bize öğretilen şey en doğrusu. allah her yerdedir. tek mutlak varlık sadece o olduğu için; o'nun var, hâzır ve nâzır olmadığı bir yer düşünemeyiz. bu yer'i isterse fâni mevcûdât geçici bir süreliğine işgal etmiş olsun.

    allah, zâtı itibariyle ötelerin ötesindedir demek o'nun zâtının bilinemeyeceği, tasavvur ve tahayyül edilemeyeceği anlamına gelir. bu, mekânsal bir ötelerin ötesi demek değildir.

    "biz insana şah damarından yakınız." der bir ayet. bu yakından daha yakınız demektir.

    allah zâtı itibariyle bilinemez, tasavvur ve tahayyül edilemez. mekan ve zaman isnad edilemez. o'nu ancak âlemlere içkin isimleri ve sıfatları açısından tanıyabilir, tasavvur ve tahayyül edebiliriz.
  • bize de şöyle ögretmişlerdi;

    bir sınıfta öğrenciler, öğretmenlerine şeyma'yı neden daha çok sevdiği sorarlar. öğretmenleri ise nedenini anlatmak için sınıfa ödev verir. bir tavuğu hiçkimsenin göremeyeceği bir yerde kesip getirmelerini ister.

    herkes bir tavuk alır ve hiçkimsenin olmadığını yabda kendilerini kimsenin göremediğini düşündüğü yerler bulup tavukları keseler.

    ertesi gün herkes kestiği tavuğu getirir ve birer birer nerede kestiklerini, kiksenin görmemesi için ne kadar uzağa gittiklerini ya da en gizli köşelerde kestiklerini söylerler. öğretmen herbirine teşekkür eder. zira herkes kendi idrak sınırı icerisinde kendisini kimsenin görmediğini sandığı yerlerde kesmiştir tavuğu.

    ancak şeyma eli boş gelmiştir. hiç kesilmiş tavuğu yoktur. bütün sınıf hayrette.

    -öğremen şeymaya " neden tavuğu getirmedin" diye sorar.

    şeyma ise tavuğu hiçkinsenin görmeden kesebileceği bir yer bulamadığını belir.

    öğretmen nedenini sorunca şeyma; "tavuğu kesmeye çalıstım ancak "allah'ın beni görmediği, göremeyeceği hiçbir yer bulamadım." der.

    allah teala'nın zati yönden ötelerin ötesindedir, esma ve sıfatları yönünden ise her yerdedir. varlığın her alanında bir tek o'nun varlığı söz konusudur. fani mevcudatın geçiçi sure ile işgal ettiği yer ise daire-i ilm-i ilahidedir. ilm-i ilahiye'nin bir harici olmadığindan dolayı fani mevcudat olarak ortaya çıkan kavram mutlak varlık dairesi içerisindeki izafi yokluk ya da adem-i haricidir.

    buradaki yokluk sadece vücud-u ilmiye perde olan bir yokluktur. ismi var mahiyeti yoktur çünkü o perdenin ardında mutlak varlık olan allah teala'nın isim ve sıfatları vardır.

    bu mevcudat-ı ilmiye'ye "ayan-ı sabite" de derler. bir ağacın ruh proğramının bir tohumun içinde topluca bulunması gibi, kudret dairesinde henüz açığa çıkmamış olan fani mevcudatın ilmi proğramlarının bulunduğu yerdir.

    yani şeyma kudret dairesinde fani mevcudatın büründüğü haric-i ademiyet perdesini kaldırmış ve "hiçkimsenin görmediği bir yer"in olamayacağını idrak etmiş ve kendi zatında müstakil, kendine bakan ikinci bir varlık olmadığını anlamış olmalı.
  • kırık kalplerde...