şükela:  tümü | bugün
  • ne çoğu dinsizin, ne de çoğu dindarın anlayabildiği edim. bilmezler ki bir kişi vardır ki bu kişi yıllarını îmânını kurtarmaya çalışmakla geçirir. okudukça okur. dinin farklı yorumlarına sarılır. ama ne çâre! hiçbir din aklının ve vicdânının kabûl edebileceği ölçüde değildir. bu kişi sürekli yalvarır. "allah'ım! seni bu kadar arıyorum. gözünde hiç değerim yok mu? ne olur bana ışık tutsan?" ama sağır sultan duymaz. bu süreçte tuğla beyinli insanlarla tanışılır. dinden dönenlerin öldürülmesinin çok gerekli bir şey olduğunu çekintisizce dile getiren tuğla beyinlilerle... inancı dışında bu kişinin yaşamı da iyiden iyiye boka batar. allah'ın elini uzatmasını bekler ama nâfile! duvara konuşuyordur. yıllardır...

    kendime dinsiz sözcüğünü yakıştırırım ama ateist, agnostik vb. gibi sözcükleri yakıştırmam. kendime inanamayan derim. inanmak isteyip de inanamayan... bugün bir müslüman kendisiyle tartışırken bana "kardeş sen ateist değilsin ki bildiğin allah'a küsmüşsün sen!" dedi ki çok haklıydı. evet ben allah'a küskünüm. gönderdiği din buysa, duâlara yanıt vericiliği bu düzeydeyse kırgınım, küskünüm ona... "rabbin seni unutmadı." diye yalan söyler bir kitap... halbuki çoktan unutmuştur. ben o kurmaca varlığı hiç unutmadığım hâlde...
  • serçe allah’a küsmüştü.

    günler geçiyordu ve serçe hiçbir şey söylemiyordu.

    içine kapanmış derin bir hüzne boğulmuştu.

    artık rabbine bir şey demiyor ve onunla konuşmuyordu!

    melekler merakla allah’a serçeyi soruyorlardı ve her defasında allah, meleklere “o gelecek” diye cevap veriyordu.

    “çünkü onun sesini duyacak tek kulak benim ve onun minik kalbindeki derdini anlayacak olan da tek benim” diyordu.

    bir zaman sonra serçe, kalbi hüzün, gözü yaşla dolu bir halde bir ağacın dalına kondu. hiçbir şey söylemiyordu öyle sessiz sessiz bekliyordu.

    allah, serçeye seslendi.

    söyle bana! canını sıkan ve kalbini hüzne boğan derdin nedir senin?

    melekler serçe ne söyleyecek diye ona bakıyordu.

    serçe mahzun biraz da sitemli ses tonuyla;

    “küçük bir yuvam vardı. yorulduğumda dinlendiğim üşüdüğümde sığındığım. kimseyi rahatsız etmiyordum ve kocaman dünya’da ufacık bir yerdi kimsenin yerini dar etmiyordu.sen onu da bana çok gördün neydi o zamansız fırtına? esip yıktı yuvamı ve beni yuvasız bıraktı.”

    artık konuşamadı serçe sözleri boğazında düğümlendi. sessizlik arş-ı rahmanda yankılanıyordu ve melekler başlarını eğmiş allah’ın vereceği cevabı bekliyordu.

    allah; “ sen, o yuvanda dinlenirken seni avlamak isteyen bir yılan yuvana doğru geliyordu, seni yılandan korumak için fırtınaya emrettim yuvanı yıksın diye böylece sen oradan uzaklaşarak yılandan kurtuldun.

    nice belalar var ki muhabbetimle senden uzaklaştırdım ve sen kuşatıcı muhabbetimi görmüyor geçici belalardan dolayı bana düşman oluyorsun. “ serçenin gözleri doldu ve hüngür hüngür ağlamaya başladı ve onu çok seven allah’ın şefkat ve merhametine hayran kaldı.

    utangaç bir sesle “ affet allah’ım “ diyebildi sadece.

    ve gönül sözü arş-ı ilahi’de yankılandı “affet allahım”

    ****************

    ya şimdi ben bu hikayeyi az önce denk geldi bi yerde gördüm okudum da, öyle merakımdan soruyorum sadece, yani tövbe estağfirullah, tövbe haşa; acaba yılan da küsmüş müdür? yani "ben günlerce açtım bir rızık (serçe) nasip ettin bana tam onu yiyip karnımı doyuracağım ve yavrularımı besleyeceğim sırada bi fırtına çıkarttın o kuş da kaçıp gitti ben aç kaldım" demiş midir yılan?

    ya da bu hikayede serçe allah'ın verdiği cevaba istinaden, "istesen o yılanı yuvamdan uzak tutabilirdin onun benim yuvamı görmemesini sağlayabilirdin ben nice emeklerle aylarca minik minik çubuklar çöpler taşıyarak yapmıştım yuvamı, nolurdu sanki sen koskoca allah'sın koskoca fırtınalar koparıp yuvamı dağıtacağına yılana mani olsaydın. gücün yarattığın bi yılana mı yetmeyecekti?" diyebilir miydi?

    tabi bu hikayede bunlar temsili şeyler. asıl muhattap insan ve onun başına gelmiş gelmekte olan ve gelecek belalar ve musibetlere karşı tavrı. hayatta insanın başına öyle şeyler geliyor ki, bunu diyen insan mı nefsi mi şeytan mı her neyse sessiz sessiz kendi iç sesiyle sormadan edemiyor:

    - madem o kişi veya o iş veya o şey (ölesiye talep edilen her ne ise) benim hakkımda hayırlı değildi belki onun yerine daha iyisi verilecekti ama benim istediğim o idi -ki allah onu nasip etmek ile hazinesinden bir şeyler eksilmezdi vermekle yokluğa düşmezdi allah. ve allah dileseydi hakkımda hayırlı olmayan şeyleri de hakkımda hayırlıya çevirirdi? peki sınanmam mı gerekiyordu? veya hiç biri: çünkü sen onu hak etmemiştin. o senin hakkın değildi. belki de hakkında hayırlıydı ama hakkın olmayan bir şeyi sana vermek allah'ı fakir etmez ama adaletsiz ederdi.

    elde edemediği için uğruna ağladığı oyuncağın zehirli boya ile boyandığını ve hayatını mahvedeceğinin farkında olmayan ağlak bir çocuğuz belki anne babamıza içten içe kızan kendisini yerlere atan. burda suç kimin? çocuğun mu? anne babanın mı? yoksa oyuncağı zehirli boya ile boyayanın mı? yoksa anne babanın kötü insanlar olduğunu senin acı çekmenden mutlu olduklarını halbuki onun çok masum bir oyuncak olduğunu fısıldayanın mı?

    allah'ın zalim olmadığından emin olan herkes başına ne gelirse gelsin kendisini emin ellerde hissebilir.
  • işte bunlar hep ateistlik.
    (bkz: ateistler hadi bunu da açıklayın)