şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kulun sık sık allah'a minnetini dile getirmek için yazması gereken mektuptur.

    "allah'ım,

    seni sonsuz seviyorum. beni var ettiğin için, bana şans verdiğin için de edebileceğim, bana çizdiğin sınırlar dahilinde teşekkür eder, şükranlarımı sunarım. bazen düşünüyorum da, "ben sana ne kadar iyi bir kulluk yapmış olabilirim ki bana bunca şeyi verdin. ben bu kadar güzel şeyi hak edecek ne yapmış olabilirim ki! sağlık verdin en başta, ufacık bir ağrım yok hiç bir yerimde. bunu versen yeterdi bana ama sen bir de üstüne başımı sokacak bir ev, karnımı doyuracak para kazanacağım bir iş, hayal bile edemeyeceğim düzgün kişilikte bir eşim var. giyecek elbisem, ayakkabım var.

    ama kendime bakıyorum bana bahşettiklerini hak eder gibi göremiyorum kendimi. bir kere iradesizim. geçici zevkler peşinde koşuyorum. bu iradesizlik sana ibadeti ve şükürü bile unutturuyor. hem sonra üstümde bir atalet, bir miskinlik, bir tembellik var. sana daha layık bir kul olmak için, üzerinde yaşadığımız gezegenimizi daha iyi bir yer yapmayı bırak, her geçen gün açgözlülüğümle, israfla tüketicilikle daha da yaşanmaz bir hale getiriyorum. ne yazık allah'ım ne yazık. azıcık acı çeksem darda kalsam ağzımdan adın düşmez ama kötü durumdan kurtulunca hemen uçup gidersin aklımdan. belki de bazen sırf bu yüzden başıma sararsın türlü musibetleri. seni hep anımsayayım diye, bir uyarı belki bu. diğer yandan çok da nankörüm allah'ım, azıcık rahatımdan etmeye gör hemen mızmızlanmaya başlarım. yeterince sabırlı ve şükürlü bir kul değilim allah'ım özür dilerim. bir kere içten pazarlıklıyım, ne kadar samimiyim tartışılır. bu satırları birileri okuyup beğensin diye mi yazdım, yoksa gerçekten de tek hedefim sen miydin? bu vesvese bu şüphe benim içimi çürütüyor, allah'ım.

    özür dilerim allah'ım, sana layık bir kul olamadığım için, hele hele özür dileyip de değişmek için kılımı kıpırdatmadığım için acı çekiyorum ama gafletten uyanamıyorum. bir gün mutlaka allah'ım bir gün mutlaka. "
  • allah'ım müthis hatalar yapıyorum tekrar tekrar. o kadar bilinçli yapıyorum ki af dilemeye yüzüm yok. ama başka gidecek kapım da yok senin kapından başka.
    af dilemeye geldim affa layık olmasam da.
  • elazığ tımarhanesi'nde (akıl ve ruh sağlığı hastanesinde) tedavi gören ve 1965 yılında vefat eden bir “deli”nin allah'a yazdığı son dilekçesi şu şekilde imiş:

    “ben dünya küresi, türkiye karyesi ve urfa köyünden, el-aziz tımarhanesi (akıl ve ruh sağlığı hastanesi) sakinlerinden; ismi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri azrail’i beklerken, başhekimlik üzerinden hâkimler hakiminin dergahı uluhiyetine son arzuhalimdir:

    ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında padişah yapılmışım

    meyvelerdan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. kalbim ayizman’ın (hitlerin işkenceci nazi komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.

    ruhum aşık-ı hüda mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir) bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir. aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.

    ol resuli zişan ve sultanı dücihan: “cenabı allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir. peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin… allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; o in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; o ikram etti sen inkar edersin; o ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..

    bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir. şimdi adresimi arz ediyorum: kur’an’ı geldiği yere, yine kur’an’ı getiren geri taşısın. madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! taki hz. muhammed mehdi (a.s) gelince yeniden okunup yaşansın.!

    ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin rabbi!.. ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!… ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!.. ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!. ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi… ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!… herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane sen kaldın!. yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken sana ulaştım, sevdana daldım! böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.

    yüceler yücesi rabbim, efendim!

    haktan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, burak bineği, cebrail seyisi, sidretül münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… kainatın fahri ebedisi, ahir zaman nebisi ve mehdisi, levhi mahfuzun (kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, efendiler efendisi hz. muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in mahbubiyetini mi istedim?.. hanif dinin üstadı ve nice nebilerin atası hz. ibrahim’in haliliyetini, hz. süleyman’ın saltanat ve servetini hz. musa’nın celadet ve cesaretini, hz. isa’nın ruhaniyetinimi istedim?.. hz. ebu bekir sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, hz. ömerül faruk’un dirayet ve teslimiyetini, hz. osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, hz. aliyyül murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim? senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? senden vücüdüma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim! çünkü şeriatın iptal, tarikatın ihmal, hakikatın ihlal ve mü’minlerin iğfal edildiği bir zillet ve rezalet döneminde, bana akıl ve mükellefiyet verseydin, bu sadece benim mesuliyet ve mahzuniyetimi ziyadeleştirecekti!

    sultanım efendim:

    ben senden sadece seni istedim; pahası elbet böyle yüksektir ve tüm sevdiklerimi ve sahiplendiklerimi uğruna feda etmektir. rabbim, elbet vardır hikmeti ki, bu kuluna böyle zillet ve zahmet çektirirsin. ben haşa itiraz değil, naz ederim ama, umarım sen niyaz kabul edersin. aile efradımı, aklı izanımı alıp beni hicrana saldın. ama yine de şükür; ya akıllı kalıp ama hain ve hilekâr olaydım… ya varlıklı kalıp ama zalim ve sahtekâr olaydım… ya âlim ve saygın kalıp ama gafil ve riyakâr olaydım… ya arkalı etraflı kalıp ama azgın ve zulümkar olaydım… ya sağlıklı sefalı kalıp ama, sapıtmış, ahlaksız ve vicdansız olaydım!..

    derdü bela ki, sabredenlerin vesile-i miracıdır. müminler kalbimin tacı, mücrimler rahmetin muhtacı, münkirler hikmetin icabı, sadık ve aşık ehli cehd adaletin ilacıdır. velakin bu münafık hain ve zalimler ise çıban başıdır, akrep gibi sancıdır; şerefli insana, helali dışında bütün kadınlar kızlar ana-bacıdır.

    ey rabbim, efendim!

    malum-u aliniz ve zaten yüce takdirinizdir ki; ne özenli-bezekli elbiselerle gezdiğim bayramlarım oldu… ne onurlu ve huzurlu seyahatlerim ve seyranlarım oldu… ne etrafımda hizmet ve rağbet gösteren dostlarım ve hayranlarım oldu!.. lezzet ne imiş, izzet ne imiş ve fazilet ne imiş tatmadım; ama şikâyet şekavettir; bütün bu fani ve fena nimetlerin asıl sahibi olan padişahlar padişahını buldum… beni yoktan var ettin, iman ve hidayet buyurup varlığından haberdar ettin, ama aklımı alıp kulunu bi-karar ettin, sana sonsuz şükürler olsun!.. şimdi son dileğim beni yanına al ve bir daha huzurundan ve sonsuz nurundan ayırma, ne olursun! umarım bu dilekçeyi yazdım diye bana darılmazsın; çünkü zaten zatından gayrıya yalvarıp yakarmanın şirk olduğunu buyurdun!”