şükela:  tümü | bugün sorunsallar (4)
  • az once 3-4 yaslarinda, tatli mi tatli bi kiz cocugu aglayarak yanima geldi. 'annemin nerede oldugunu bilmiyorum' dedi. etrafa biraz bakindiysam da bulamadim. "annenin telefonu var mi, nerede oturdugunu biliyor musun?" gibi sorularima da hickirarak cevap verdigi icin anlasilmiyordu ne dedigi. ustune de gitmek istemedim zaten korkmustu. neyse baktim ki olacak gibi degil, polisi aradim. su an cocukla ilgileniyorlar.

    buraya kadar normal; ama "cocuk korkmus" dedigim icin yanlarinda pedagog'la gelmisler ya kafayi yicem. on dakika icinde sen o pedagogu nasil buldun da yaninda cocuk icin getirdin? hadi hepsini gectim. bu nasil bi sistem ya cildirdiniz mi siz? anaaa. olm turkiye var ya, magara gibi ulke yemin ediyorum boyle seyler yasadikca aklimi kaciracak gibi oluyorum. adamlar cocugun psikolojisini dusunerek yanlarinda uzmanla geldi ya. bi yuzumu yikayip geleyim ben.

    - sistem ulkesi.
  • diyelim ki bir kurnazlik pesindesiniz kendinizce. bir eviniz var ve satacaksiniz. degeri de, atiyorum 380bin euro; ama gelir vergisi odemesinde bu fiyat uzerinden degerlendirilirse, bu paranin yine atiyorum 50bin euro'sunu alacagi icin devlet, kagit uzerindeki satis fiyatini, alici ile anlasip 250bin olarak gosteriyorsunuz ve 20bin euro vergi odemesi cikiyor size. buraya kadar her sey normal. bunu yapmaya karar verip hazirliyorsunuz satis icin her seyi.

    bunu turkiye'de gayet yapabiliyorsunuz. cok duydum cunku. sorunsuz sekilde halloluyor, alan memnun satan memnun devam ediyorlar.

    ama almanya'da su sekilde oluyor:
    noter, sizin satis icin hazirladiginiz belgelerin onayini vermek icin, bunlarin bir nushasini da devletin ilgili kurumuna gonderiyor. onlar da hizli bir prosedur uygulayip onay veriyor ve islemler basliyor. ıste o ilgili kurum, bilir kisi heyetinin yardimi ile evin gercek degeri hakkinda inceleme yapiyor. sonra ciddi bir anormallik sezerse, burada hemen "devletin oncelik hakki" yasasi devreye giriyor.

    bilal'e anlatir gibi anlatayim bu kismi: devlet geliyor yanina ve diyor ki, "dostum, bu evin degeri 380bin euro. hani simdi pazarlik falan yapilmistir 370 olsun demissindir. ya da uyaniklik yapip iyi musteri bulup 390a vermissindir. ya da cok sikisik durumdasindir da 360a vermissindir. hepsi tamam. lakin sen bu evin fiyatina 250bin euro demissin. madem oyle, bu evi devlet olarak biz aliyoruz senden." huuooop diye aliyor evi hemen ve sen de apisip kaliyorsun. zaten 250bin'e satmayacak miydin? iste hazir aliciyiz sana. al parani diyerek evi elinden kagit ustunde gosterdigin fiyata aliyor. "hö?" diye bakmak disinda hicbir sey yapamiyorsun. "ya aslinda bu fiyat degildi ama bu" dersen zaten mahkemeye verilirsin hemen. diger sekilde resmen binlerce euro zarar.

    almanya'ya olur hani bir gun yerlesirsiniz ne bileyim ticaret yaparsiniz, denk gelir boyle bir sey. aklinizin bi kosesinde kalsin. en onemli kurali unutmayin:

    - almanya da asla devleti kandirmaya calismayin. sen kurnaz isen, devlet senden on kat kurnaz.
  • almanya'da yaşamakla ilgili en sevdiğim şey, insanların birbirine yalancı muamelesi yapmaması.

    ulus kültüre şu yerleşmiş: birinin beyanı esastır ve kafadan doğru kabul edilir. yalan atıyor mu diye düşünülmez. bu devletle ilgili işlerde de böyledir, arkadaş arasında elde bira içip muhabbet ederken de. söylediğiniz şeyler olduğu gibi kabul edilir ve altında bir şey aranmaz.

    ancak gün olur da yalan söylediğiniz ortaya çıkarsa bedelini ağır ödersiniz. resmi konularda büyük para cezaları gelir, sosyal ortamlarda dışlanma yaşarsınız.

    bunun böyle olması ülkede işleri rahatlatıyor. örneğin birine gidip "kardeşim buraya araba parketmek yasak" dediğinizde tartışmaya girmiyor, "özür dilerim" diyerek çekiliyor. sözünüzün altında bir çakallık aramıyor. insanlar arası böyle bir güven ortamı oluşturan aile değerleri, eğitim sistemi vs. ne varsa türkiye'nin de üzerine dersler çıkarması gerek sanıyorum.
  • almanya'nın güneyinde küçük bir yerleşim yerinde yaşamaktayım. geçen gün markete gitmek için evden bisikletle çıktım. evin arkasındaki ormandan, elmamı yiyerek geçiyordum. elmanın son küçük bir parçasını, ormanın içine doğru savurdum. sonra bir anda yaşlıca bir amca elektrikli bisikletiyle önüme gelip durdu. hemen o attığım çöpü almamı söyledi.
    (amcanın, benim gerçekten çöp atmış olabileceğimi düşündüğünü varsayarak) attığım çöp olmadığını, yediğim elmanın kalanını ormanın içine attığımı söyledim.
    bunun üzerine, daha da sinirli olarak elmanın da çöp olduğunu, derhal almamı gerektiğini söyledi.
    etrafımızın elma bahçeleriyle çevrili olduğunu, elmaların bilerek yerde bırakıldığını, böceklerin, kuşların bunları yediğini anlattım.
    amca artık ırkçı amcaya bağlayıp, memleketimi kirletemezsin. alacaksın onu yoksa polis çağırırım gibi şeyler söyledi.
    içimdeki amcanın suratını dağıtma hissini bastırıp, bisikletten indim ve isterse polis çağırabileceğini söyledim. polis çağırdı, şansa polis çok yakındaymış ve 5 dakika içinde biri orta yaşın biraz üstünde, biri genç iki polis geldi. bundan sonrası şu şekilde:
    polis (yaşlı olan) : sorun nedir?
    ben: yediğim elmanın kalan kısmını şuraya attım (attığım yeri göstererek) ve bu beyefendi ormana çöp attığımı ve memleketini temiz tutmam gerektiğini söyledi. ben de elmanın organik olduğunu, çöp olmadığını anlatamadım.
    polis: bizi kim aradı?
    ben: beyefendi aradı.
    polis (ırkçı amcaya dönerek): size 38 euro ceza yazıyoruz.
    ben: (ohaa gol be sevinci)
    ırkçı amca: homurdanma, nasıl böyle bir şey yaparsınız? homurdanma
    polis: beyefendi çöp atmamış, attığı elma artığını ormanda hayvanlar yiyor ve siz boş yere polisi çağırdınız.
    ben: (ohaa 2. gol be sevinci)
    ı. amca: homurdanma, bu yaptığınız çevreci bir tutum değil. bu işin peşini bırakmayacağım. homurdanma.
    polis: çevrecilik diyorsunuz ama elektrikli bisiklete biniyorsunuz, gerçekten bu kadar çevreci iseniz niye normal bisiklet kullanmıyorsunuz?
    ben: (ohaa 3. gol be sevinci)
    mor ı. amca: homurdanma
    polis (bana dönerek): beyefendi hakkında dava açmak istiyor musunuz? örneğin, hakaret ya da ırkçılık.
    zevkten dört köşe olmuş ben: yok teşekkürler.
    mor ı. amca: (daha da mor, bu sefer hafif tırsmış)
  • almanya basligina yazdigim diger entrylerde oldugu gibi, bu entryde de bilal'e anlatir gibi anlatmaya usenmeyecegim. ustteki yazar arkadasim kizmasin; ama "aha da boku yedi, o kadar multeci aldi" anlaminda bir seyler demis. ne kadar komik bir yorum.

    ben anlamiyorum almanya veya baska ulkelere asinalik duzeyinin sadece tv/gazete haberlerinden edinilen bilgi seviyesinde olan kisilerin arastirip etmeden boyle yaziyor olusunu. saniyorlar ki burasi da turkiye gibi geri kalmis bir ortadogu ulkesi.

    bakin arkadaslar. amiyane tabirle, almanya düzmeyecegi esegin onune ot koymaz. bu konuda anlasalim once. bu minvalde, multecilerin bu ulkeyi zaman icinde mahvedecegini dusunmek sacmalik.

    almanya'nin her yil icin resmi olarak aciklanan tam 360.000 yeni insana ihtiyaci var. göç bekliyor, her ne kadar caktirmasa da buna muhtac. neden? cunku burada almanlar cocuk yapmiyor. genc nufus yenilenmiyor. var olan insanlar da rahat yasiyor, gelecek kaygilari yok. ac kalsan devlet bakar, hasta olsan devlet tedavi eder, okumak istesen devlet okutur. devlet, burada devlettir. turkiye'de degil. turkiye'yi, eline ahır versen onu bile yonetmeyi beceremeyecek, sistemle/isleyisle uzaktan yakindan hicbir alakasi olmayan insanlar yonetiyor. dolayisi ile yonetilen halkin da vizyonu anca "aha simdi boku yedi" diyebilecek kadar genis oluyor.

    800 bin civarinda multeci dusundukleri soylendi gecenlerde. bu ne demek? hemen hemen 3 yillik goc ihtiycinin tamamini tek kalemde karsilamak demek. daha guzel olani ne biliyor musun? "bakin ben multeci aliyorum" imaji ile inanilmaz goz boyayip butun dunyada sempati kazandi. halbuki kendi isine de geliyor bu durum. evet hakli olunan taraflar yok mu? var. gelen insanlar (hakir gormeksizin) genel olarak egitimsiz, medeniyet hirkasini giyememis, gun gorememis ve bundan sonra yasayacaklari toplumun hayat standartlarina uyum saglamasi zor olan insanlar. ama bu demek degil ki alman duzeni bozulur. dunyaya yayilmis bir kalip var adamlarda "alman duzeni/disiplini" diye. daha ilk asamada egitim'in en yuksek payi alacagi sekilde cesitli alanlarda kullanilacak "11 milyar euro" butce ayrildi bile multecilere. bu ne demek biliyor musun? iste bu dunyanin en guclu ulkelerinden olmak demek. devlet demek. ben bu gelen insanlarin cocuklarini egitir, bir hic olacakken cikarir dunyaya sunabilecegin bilim adamlari, muhendisler, sanatcilar, zanaatkarlar yetistiririm demek. basarili olur, olamaz. bunu gorecegiz. ama sistem bu arkadasim. vizyon bu. misyon bu. anlatabiliyor muyum?

    turkiye'de ise bu tam tersi olarak isler. bilim adami, muhendis, sanatci, zanaatkar olacak insanlari, birer "hic" yapip birakir o ulke.

    sonra gelip buraya "aha almanya boku yedi" yaziyorlar.
    yav he he..
  • dünyada yaşamak için en güzel ülkelerden biridir. yeşiline, düzenine ve temiz havasına hayranlığım her geçen gün daha da artmaktadır.

    gel gelelim burada karşılaşma ihtimaliniz olan, keyif bozucu bazı olaylara.

    yaklaşık 1.5 yıl boyunca yaşadığım bir daire vardı. gayet güzel, düzenimi kurmuş bir şekilde otururken bir gün alttaki komşu taşındı. taşınan komşumuz polonyali bir aileydi. ve oldukça iyi ilişkilerimiz vardı, tatile gittiklerinde çiçekleri sulamam için bana anahtarları vermişlerdi, sürekli selam verirler, doğum günlerine beni çağırırlardı. onlar çıktıktan sonra yaklaşık 2 ay boyunca daire boş kaldı. ve alt kata türkçe konuşan kişiler taşındı. başlangıçta türk olduklarını anlamadım çünkü karışık bir şekilde gelen erkek grupları vardı. arapça ve kürtçe konuşan kişiler de vardı aralarında. umrumda olmadı, hatta başlangıçta türk komşu geldi diye düşündüm. ancak işlerin rengi çok değişti. gece üçe kadar süren tadilat işlerine giristiler. polisi arıyorum, polis geldiği zaman susuyorlar. daha sonra yeniden başlıyorlar. duvara vuruyorum, camı açıp bağırıyorum, geçici olarak susuyorlar. daha sonra devam ediyorlar.

    burada bir şeyi kesin bir şekilde öğrendiysem, türkçe konuşursanız karşınızdaki insan bir anda alakasız bir şekilde samimiyet kuruyor. bu durum, iyi gibi gözükse de hiç öyle değil. buna emin olun. bunu iyi bildiğim için almanca konuşuyorum. ama türk olduğumu biliyorlar, çünkü kapı zilinde soyadım yazıyor.

    bir gün bir tanesi geldi ve bana "kuzen kusura bakma arkadaşlar türkçe bilmiyorlardı, almanca da anlamamışlar gece boyunca çalıştılar." dedi.

    ben almanca olarak yanıt verdim, bozuldu biraz ama bir şey demedi. bir daha olmasın lütfen, uyku sorunu yaşıyordum dedim.

    türkçe konuşurken takındığı o gereksiz samimi tavır bir anda sonlandı ve resmi bir şekilde onayladı, gitti. ancak sorunlar burada bitmedi. eve giren çıkan belli değil, bu beni ilgilendirmez ancak ot sattıkları çok belli olan bu kişiler bir de ot içiyorlar. o kadar pis bir koku geliyor ki, evin her tarafı ot kokuyor. sigara bile içmeyen biri için rezalet bir durum yaratıyor bu ve kapı pencere açamaz oldum. polis bu durumlar için bir şey yapamıyor. geldiklerinde, onları içiyor olarak görmeleri lazım. kokudan dolayı ceza kesemeyeceklerini söylediler. bir de polislerin genel olarak türk - türk anlaşmazlık durumlarında girdikleri pek umursamaz bir tavır var. tam olarak bununla karşı karşıya kaldım.

    olay o kadar saçma bir hale geldi ki ev sahibime telefon açtım ve durumu anlatıp, taşınmam gerektiğini anlattım. bana, alt katın sahibini tanıdığını, bu sorunu çözeceğini söyledi. daha sonra beni aradı ve sorunu çözdüğünü, daha fazla rahatsız olmayacağını iletti. çünkü apartmanda yaşayan herkesle aram çok iyi, bir tek falso veren alt daire var. gürültü vs bunları geçtim park yeri bile bunlar geldikten sonra sorun olmaya başladı. çünkü normalde 1-2 araba boş olan park yerine artık park edecek alan bulamaz olduk. sadece yaşayanlar gelmiyor. aynı zamanda sürekli başka kişiler yaşamak için geliyor. pek de tekin tipler değiller. almanya'da adresiniz belliyken kavga etmeye çalışmak aptallık, buraya gelenler büyük ihtimalle iltica etmiş kişiler ve ne belli bir adresleri vardır, ne de bunu dert ederler. burada yaşamıyor ki adamlar, en ufak sorunda kaçar giderler. sorun şu ki, benim adresim belli. beni tanıyorlar.

    arabama zarar verdiler bu olaydan sonra. ben ne yapacağımı kara kara düşünür oldum, ancak bir çözüm bulamadım. kamera koyacak bir yerde de değil park yeri. ben de misilleme yaptım, onların lastiklerini patlattım, arabalarını çizdim. bana yapılan ne ise, birebir karşılık verdim. bu orospu çocukları durmak bilmedi bir türlü. çünkü benim arabam 20.000 euro, bunların geldikleri tenekeler 500 euro etmez. arada bir denklik sorunu var. bu saçmalık yüzünden kendime bir tane özel garaj kiralamak zorunda kaldım. tabi bu saçmalıklar burada da bitmedi, posta kutuma dökülen yumurta yüzünden gelen mektuplar rezil oldu. bu durumu da bildirdim, her yere bildirdim. ancak durum çok salakça ve saçma olduğu için kimsenin de yapabileceği bir şey yoktu tabi ki. işin kötü tarafı, hayatım boyunca devletten bir kuruş para almamış olan ben, altta yaşayan ve muhtemelen yardım alıp bir de üzerine ot satan bu amipler ile kazanmamın imkanı olmayan bir savaşa girdim.

    o kadar salakça bir durum oluştu ki, ev gibi düşünmez oldum yaşadığım yeri. başka yerler bakıyorum ama bulduğum bu ev gibi değil hiçbir yer. zaten bu olaydan dolayı, bir daha apartman dairesinde yaşamama kararı verdim ki bu da iyi oldu. bu sayede şu anda oturduğum evi satın aldım. ama o zamanlar rezil rezil işler ile uğraştım. gün içinde zaten eve uyumak için geliyorum dolayısı ile çok da umrumda değil, ancak altta kafayı çekip rezillik çıkaran bu kişilerden tek ben mi rahatsız oluyordum? tabi ki hayır. başka komşular da bu durumdan rahatsız oluyordu. özellikle de karşılarında oturan kişi. kendisi 50 yaşını geçmiş bir adam, italya'dan gelmiş. adam almandan daha alman olmuş ama sıcak kanlı birisi. bu saçmalık yüzünden evinin önüne kamera taktırdı. kamera yüzünden olaylar bir süre duruldu ancak daha sonra polisle beraber belediye görevlileri gelip kamerayı incelemiş ve kaldırmasını istemişler. sebep ise, özel hayatın gizliliği.

    inanılmaz bir durum, devlet resmen ot satan bir grup delinin haklarını korurken bizimkini görmezden geliyor. taşınma kararı aldım, ev de buldum. anlaşma yaptım ve her şey hazır. taşınmaya 2 ay sürem vardı. çünkü diğer ev hala dolu olduğu için bosaldiktan sonra bir de yeniden tadilat yapılması gerekiyor. yoksa taşınma işlemi gerçekleşmiyor. onu beklemem lazım. belediyeden görevli kişiler geldi. alt kat beni şikayet etmiş, ikimizin evine de gürültü algılayıcı cihazlar yerleştirdiler. özellikle de ses kaydı yapmadığını, ses düzeyini olctugunu belirttiler. o noktadan sonra bende de paranoya baş gösterdi. alt katta yaşayanlar gelmedi bile! o alet olduğu için muhtemelen polis korkusuna o eve gelmediler! benim ise gidecek başka bir yerim olmadığı için orada 2 ay boyunca o makine ile yaşadım. ve belediye bana alt katta da ses olmadığını, her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir mektup gönderdi.

    burada bu tarz komşu problemleri aşırıya kaçan sorunlara neden olabiliyor, ancak bu olaydan sonra özellikle ortadoğulu birinin yaşadığı bir mahalleye taşınmama kararı aldım. şu anda evi aldığım yerde ise karışık milletler olmasına rağmen bir tane ortadoğulu yok. mutluluğum inanılmaz boyutlarda. ırkçılık yaptığımı iddia edenler olabilir ama ırkçı bir tanım değil bu, ben de ne yazık ki aynı coğrafi bölgede doğmuş olduğum için bunların ne mal olduğunu çok ama çok iyi biliyorum. hayatını düzene koymak isteyen birisi için bir adet ortadoğulu hayatsız sonsuz sayıda probleme neden olabiliyor.

    eğer gelirseniz, ortadoğulu hayatsizlardan uzak durmanızi hem akıl sağlığınız, hem de hayat kaliteniz için tavsiye ederim.
  • arkadaşlar almanya cennet vatan değil. kendi vatanımız bize cehennem atmosferi yaşattığı için buradayız. ben de

    - uyurken pencereyi açık bırakıp yatabileceğim
    - 5 yaşındaki kızım parkta oynarken ulan çocuğu mu kaçıracaklar derdi olmadan uzaktan gözlerimle takip edebileceğim
    - çocuğu kreşe/okula götürürken buradaki insanlar biz gidince çocukları dövüyorlar mı diye düşünmeyeceğim
    - bebek arabasıyla off-road yapmama gerek kalmayan
    - bir restorana gittiğimde, bir yerden bir şey aldığımda ulan bu sefer nasıl saplayacaklar hadi bakalım diye düşünmediğim
    - gıda maddesi alırken acaba bunlar hangi milletin yemediği kimyasallar diye incik cincik araştırmam gerekmeyen
    - taksiye binince taksimetre, arabada sigara içmeme, dolandırılmama mücadelesi vermediğim
    - iş yerine hastayım/bir sorun var/çocuk hasta dediğim zaman beyanımın esas olduğu
    - haftada 60 değil 40 saat çalışarak ailemi geçindirecek meblayı kazanabildiğim
    - yılda 2 değil 4 hafta izin kullabildiğim

    (bu liste daha uzar gider)

    bir memlekete sahip olsaydım ben de kalkıp buralara gelmeyecektim. burası cennet mi? değil. cehennem mi? değil. ulan ölçüp tartacaksın işte, benim için ailem için almanya avantajlı mı? evetse kalıyorsun, değilse dönüyorsun veya başka yere göçüyorsun bu kadar basit. bir gün uzun uzun yazacağım bu konuyu ama bakalım ne zaman.
  • geçen hafta iş meselesi sebebiyle gittiğim ülke. tam toplantıdayken, masadaki tüm almanların tırnaklarına baktım ve eciş bücüş, kemirilmiş gibiydi. daha sonra etrafımdaki almanlara da baktım, onlarınki de aynıydı. dayanamadım sordum. dedim tırnak makaslarınız, dünya standartlarından farklı mı?

    das hayır dedi masadaki iş ortağımız alman. peki dedim tırnaklarınız neden böyle kemirilmiş gibi? biz dedi dostum, her gece kıskançlıktan tırnaklarımızı kemirerek uyuruz. kimi kıskanıyorsunuz dedim.işte o an, tüm restoran ayağa kalkıp istiklal marşı okudu. o kadar gururlandım ki, ağladım be sözlük.
  • bir gün işten geldim. baktım posta kutusunda şehir tramvay hatlarını işleten alman devlet şirketinden bir zarf gelmiş. mektupta 3 gün süreyle benim evin yakınlarında yapılacak tramvay yolu çalışması nedeniyle oluşacak gürültüden dolayı rahatsız olmamam için çalışma süresince ücretsiz bir şekilde otelde kalabileceğim yazıyor. yazının altına da kalınabilecek otellerin listesini eklemişler. listedeki oteller de geceliği yaklaşık 100 euro civarında olan oteller.

    aldım zarfı gittim listedeki otellerden birisine, yol çalışması süresinde rahat rahat kaldım. bu gürültüden etkilenecek mahallede yaklaşık 150-200 tane apartman var. siz hesap edin adamların bizim gürültüden etkilenmememiz için yaptıkları masrafı. bizim ülkede de inşaat çalışması sırasında duvarları yıkılan binada açık kalan kısımları çarşafla kapatarak insanlar yaşamaya devam ediyorlar.

    kötü yanları yok mu almanya'nın tabi ki var. ama insan olarak kendini değerli hissediyorsun.
  • bugün bir arkadaşımla sohbet ederken almanya'nın sosyal devlet olma özelliğine hayran kaldım. agentur für arbeit'ta (iş bulma kurumunda) çalışan arkadaşıma ne tür işler yaptığını sordum. heyecanla anlatmaya başladı.

    başka bir şehirde yaşamasına rağmen bulunduğum şehirde işi olduğunu ve 4 saate yakın bir binada incelemelerde bulunduğunu söyledi. iş bulma kurumunun bir binayla ne işi var diye düşünürken, karşımdaki kişinin söyledikleri ibretlikti. engelli bir vatandaş yeni bir işe girmiş. girdiği işte rahatça çalışabilmesi için binayı engellilere uygun hale getireceklerini ve bunun için binayı incelemeye geldiklerini söyledi. aklıma gelen soruları sırayla sormaya başladım.

    +binanın yenilenme maaliyeti ne kadar tutar?
    -yaklaşık 90 bin euro dedi.
    +peki bunu devlet karşılamayı kabul ediyor mu?
    -almanca şekilde engelli vatandaşların haklarını içeren kanunun ismini söyledi. hayatta karşılaşabilecek her türlü problemde devletin onları korumak adına güvence verdiğini söyledi.
    +peki daha nasıl uygulamalar yapıyorlar?
    -mesela geçen gün iki bacağı ve bir kolu olmayan engelli bir vatandaş için özel araba (volkswagen t5) üretildi. direksiyonu bilye büyüklüğünde, fren ve gaz mekanizması kendisine uygun şekilde dizayn edildi dedi.
    +bu araba için kaç para ödeyecek?
    -rahatsızlığını belgelediği için hiç para ödemeyecek.
    +arabanın kendi bedelini de mi ödemeyecek?
    -hiçbir ücret ödemeyecek. agentur für arbeit(iş bulma kurumu) bütün giderleri karşılayacak. alınan vergiler bu tarz durumlar için kullanılıyor.
    -mesela masabaşı bir iş yapıyorsun diyelim. belin ağrıdığı için hastaneye gittin ve doktor masayı değiştirmen gerektiği söyledi. sen gelip (agentur für arbeit)'a desen ki "iş yaparken belim ağrıyor, doktorum masayı değiştirmemi söyledi. masa değiştirebilmek için size geldim." alacağın masanın ücretini(ortalama 1000€)lük lüks masaları bile karşılıyorlar.

    duyduklarım bunlarla sınırlı değil ama bu kadarı bile almanya'nın vatandaşlarına verdiği değeri gösteriyor diye düşünüyorum. engelli bir vatandaşının eve hapsolup, bir ömür boyu bakıma muhtaç bir şekilde yaşaması yerine koskocaman binayı onun çalışabileceği şekilde dizayn etmeyi tercih ediyor. toplanan vergilerin kendilerine hizmet olarak geri döndüğünü gören halk, çalışmaktan gocunmuyor. vergilerini düzenli bir şekilde veriyor ve bu vergilerin nerede harcanacağını çok iyi biliyorlar. her şey kayıt altında zaten. sosyal devlet dedikleri buymuş demek.
hesabın var mı? giriş yap