şükela:  tümü | bugün sorunsallar (5)
  • hayatımın son iki buçuk yılını, toplamda üç buçuk yılını geçirdiğim ve şuan üzerinde yaşadığım ülkedir. iki buçuk yılın sonunda geçtiğimiz günlerde işçi vizemi elime almam ile #122882757 girdide anlattığım türkiye’den almanya’ya göçme sürecini başarıyla tamamladım.

    toplamda bu üç buçuk yıl içerisinde almanya’nın üç farklı bölgesindeki üç farklı şehrinde yaşadım. bu süreçte yüksek lisans programında öğrencilik yaptım, asgari ücretle vasıfsız eleman olarak da çalıştım, yüksek lisans yaptığım alanda bir şirket projesinde tez öğrencisi sıfatıyla teknik eleman olarak da çalıştım. buraya yalnız başıma öğrenci olarak geldiğim için, her şeyimi inşa etme, bütün düzenimi kurma konusunda, geldiğimden beri almanca da bilen birisi olarak bizzat muhatap olmadığım kurum kalmadı. bu ülkenin dil bilmeyen vasıfsız mültecisinden, neo-nazisinden tutun da göçmeninden, paraya para demeyen şirket patronuna kadar herkesle bir iletişimim oldu. bu sebeple bu mecrada benden daha uzun süredir burada yaşayan göçmenler daha önce yazmış olsalar da kendi tecrübelerimi, gördüklerimi ve fark ettiklerimi görünüşe göre oldukça uzun olacak bir yazı dizisi şeklinde açıklamak istedim.

    konu oldukça geniş olduğu için yazıyı üç farklı girdiye bölmek mantıklı geldi. bu yazıda üniversite eğitimi ile buraya gelmeyi düşünenler için buradaki üniversite sisteminin genel düzenini anlatmaya çalışacağım. ileriki yazılarda ise hali hazırda bir buçuk yıldır tez öğrencisi ve birkaç haftadır mühendis olarak çalıştığım şirketteki iş hayatı tecrübelerimi aktaracağım, daha sonra da gözlemlediğim ve öğrendiğim kadarıyla sosyal hayat ve genel toplum düzeninden bahsedeceğim.

    burada yazacağım şeylerin her birinin istisnası bulunabilir çünkü her okul hatta her bölümün kendi tüzüğü vardır ancak bu farklılıklar nadir bulunur. üniversitedeki lisans eğitimi çoğunlukla 6-8 dönem arası, yüksek lisans eğitimi 3-4 dönem şeklinde planlanmış. bazı bölümler buradaki adıyla yaz yani bahar döneminde, bazıları ise kış denilen yani güz döneminde derslerine başlıyor yani bu konuda türkiye’deki gibi bir standart yok. okula başladığınızda az önce yazılan süreler sizin programı bitirmeniz için öngörülen sürelerdir ve bunun üstüne size 2 dönemlik hak verilir. bu hakkı aşmış olmanıza rağmen mezun olacak konuma gelemediyseniz okuldan atılırsınız. yani özel bir sebepten ötürü istisna uygulanmadıysa lisans programından 7 yılda kaplumbağa şeklinde okuyup mezun olmak diye bir şey yoktur. ayrıca alacağınız her dersi geçmek için 3 hakkınız vardır, yani bir bakıma her dersten yalnızca iki kere kalma hakkınız var. peki geçemezseniz ne olur? okulunuz ve bölümünüz size kocaman bir ‘tschüss’ der. yine okuldan atılırsınız ve almanya’da bu bölümü okumaktan men edilirsiniz. evet evet tam olarak anladığınız şey, o bölümü bir daha okuyamazsınız. isterseniz on numara projeler yapmış olun, başarılı bir öğrenci olun bir derste bu kurala herhangi bir dönem çatarsanız emekleriniz çöp olabilir. işte tam olarak da bu yüzden, üniversite yatma yeri değildir.

    okulun rutininden bahsedecek olursak, öğrenciler okula baya işe gelir gibi gelirler, dersler oldukça yoğundur zira sabah 9 akşam 5 modu oldukça sıradan bir formattır. derslerde yoklama olmaz. iki tip ders vardır, birinde hoca gelir konu anlatır, tartışılır, genellikle hemen bir sonraki ders ise konu anlatımında bahsedilen tema için soru çözümü veya laboratuvardır. neredeyse bütün hocalar dersleri slayt üzerinden aynı zamanda tahtayı kullanarak ve slaytın üzerini doldurarak oldukça aktif bir şekilde işlerler. hocalar gevşemesin diye sınıflarda hoca için sandalye bile olmayabilir. yani kısacası dersler baya dolu geçer ve slaytta olmayan bilgiler verilir bu sebeple derslere katılmak oldukça önemlidir. aksi olmadıkça her dersin tek sınavı vardır, vize falan yok dananın kuyruğu dönemin sonundaki tek sınavda kopar. pratik derslerde sürekli ödevler verilir öğrenci asla boş bırakılmaz sınav isterse 3 ay sonra olsun. bu sebeple ders arasında geniş geniş takılalım ortamlara akalım çok az gerçekleşir ve öğrenciler ders aralarında bile yemekten sonra kütüphaneyi işgal ederler.

    zorluk seviyesi olarak ise, kendi durumum için değil ancak diğer okullardaki ve lisans programındaki öğrencilerle olan sohbetlerimden anladığım kadarıyla, okulu bir iş olarak görüp rutin bir şekilde ciddiye alırsan sorunsuz bir şekilde derslerini geçersin durumu hakim. ancak zorluğu yukarılarda olan bazı okullar veya bölümler var ki programa başlayan öğrencilerin yalnızca üçte biri veya dörtte biri mezun olabiliyor zira sınavlar veya projeler oldukça zor. olay her dönem karşılaşılan bir iki zor dersi halletmek değil, baya herhangi bir dersi geçmek başarı olarak nitelendirilebilir. bu bölümlerden bazı öğrenciler kendi istekleriyle ayrılırlar. ben lisans olarak türkiye’de köklü bir üniversiteden iyi bir notla mezun olmuştum. ancak, almanya’da yüksek lisanstaki sistemin sürekli literatürü öğren, okkalı bir proje yap, bir şey üret, makalesini yaz, intihalden geçir, sunum ve sunum sonrasındaki sözlü sınav ile madalyanı al şeklinde olmasından ötürü ben oldukça zorlandım. sanırım lisansta bu kadar akademik ağırlıklı değil ancak benim durumumda sizi araştırma ve analiz yapma, makale yazma, kütüphane kullanma (evet kütüphaneyi kullanma konusunda baya seminer veriliyor yeni gelen öğrencilere çünkü imkanlar çok kapsamlı), sunum ve savunma yapmayı terleterek öğretmeden bırakmadılar. ben eğitimi çok kaliteli buldum ancak tabi ki bu tarz bölümlerde okuyanlardan çok isyan edenler var. zaten bu sistem sayesinde sektörlere hemen katkı verecek taze mezun yetiştiriyorlar.
    genellikle her büyük firmanın olduğu şehirde bir iki adet üniversite olur, burada okul o firmaya bol bol stajyer ve kalifiye yeni mezun verir. şirket ise okula hem prestij katar hem de maddi anlamda destek olur. mesela benim okuduğum okula bir otomotiv üreticisi son model ürettiği arabalardan birini bağışlamış ki laboratuvarda öğrencilere bu arabanın içindeki sistemler direkt gerçek bir araba üzerinden öğretilsin ve bu adamlar yarın öbür gün işe girdiklerinde far görmüş tavşan gibi kalmasın.
    her okulda bulunduğu sektör/sanayi bölgesine göre belirli bölümler diğerlerinden kalite olarak öne çıkar. okul seçerken kararsız kaldıysanız yakınında o alanda sektörü bulunan bir yer seçerseniz daha mantıklı bir karar vermiş olursunuz. iyi bir eğitim almanız için büyük şehirlere gitmenize gerek yoktur, iyi üniversiteler bütün ülkeye yayılım gösteriyorlar.

    staj ve okurken iş durumu için konuşacak olursak, bazı lisans programları staj ön şartı koşar, yani baya lise bitince ya da bitmeden o alanda bir yerde staj yapmış olmanız istenir sadece programa başlayabilmek için. program süresince zorunlu kılınan stajlar 30 günlük yaz stajı değildir, baya baya okula bir dönem ara verir 6 ay işe gider gelirsiniz. amacınız okurken biraz para kazanmak ise 600-700 €’ya kadar gelir sağlayabileceğiniz işleri bulmak küçük şehirlerde dahi kolay. dil bilmiyorsanız en kötü teslimat elemanı olarak çalışabilirsiniz. eğer vasıf gerektirmeyen bir işte çalışıyorsanız bu parayı kazanmak için haftada 2-3 gününüzü ayırmanız gerekiyor ve derslerin yoğunluğunu düşününce bu kolay bir tempo değil.

    okulun kendisinden bağımsız, daha çok göçmen öğrenci olmakla ilgili tabi ki azımsanmayacak zorluklar var. bu bakımdan objektif olmak adına madde madde mutlaka bahsetmek istiyorum.

    - millet derslerine bakarken siz ayrı bir evren olan alman bürokrasisine karşı sadece orada legal bir şekilde yaşayabilmek için bir mücadeleye girersiniz. ileride burada kalma hedefiniz var ise, en ufak bir belge işinde bile aman bir şey ters gitmesin hata olmasın refleksinden ötürü üzerine titrersiniz her adımın. bu bile derslere veya hayatınıza olan odağınızı zorlaştırır çünkü olay sadece doğru belgeleri zamanında ulaştırmak değil. herkesten farklı farklı belgeler istenir aynı işlem için ve bu konuda federal yasa yetkiyi işi yapacak memura verir bu da memurlara tipini beğenmedikleri kişiye zorluk çıkartma veya ırkçılık yapma konusunda alan verir. yani iki kişinin aynı belgelerle aynı şartlarda aynı şeyler için başvurup farklı sonuçlar alabildiği bir ülke burası ne yazık ki ve bu sisteme olan güveninizi azaltıyor. bu nedenle aklınız bürokratik işlemlerle olması gerekenden çok daha fazla meşgul olur.

    - federal hükümet yabancı öğrencilerden oturum uzatma için yaşamınızda ihtiyacınız olan miktardan çok daha fazla bir meblağ olan aylık 861€ gelir talep eder ve bu miktar genelde bir sonraki sene enflasyon oranından çok daha yüksek bir oranda yükseltilir. ancak okulun yanında vasıfsız bir işçi olarak çalışıyorsanız bu parayı size yasal hak olarak verilen yıllık 120 günlük çalışma içerisinde saatlik asgari ücret hesabı üzerinden kazanmanız matematiksel olarak imkansızdır. yani yasalar size bu hakkı tanımaz ancak sizden bu şartı gerçekleştirmenizi ister. bu ne yazık ki kafamdaki almanya imajına çok zarar verdi ama evet ne yazık ki bu almanya’daki yüzlerce diğer kural çatışmasından sadece birisi. eğer alanınızda teknik bir işte çalışacak iseniz, ancak dil bildiğiniz an alman öğrencilere rakip olursunuz ki bu makul bir şey, ancak ondan sonra da zaten sınırlı vize ve sınırlı çalışma izninizin olduğu görülür ve bu yüzden iş çoğunlukla alman öğrencilere verilir. yani eğer devlet dairesinde işinizi yapacak memur size bu sorunu çıkartmaya karar verirse oturum uzatma gibi bir sorununuz varken derse odaklanmak sağlam sinirler gerektirir.

    - alman öğrenciler gibi ev tutarken sizin için ev sahibine maddi manevi güven verecek bir aileniz yoktur. yabancı olarak ev bulmakta ırkçılıktan ötürü zaten zorlanırsınız (bu işin kara kaşı gözü sakalı yok arkadaşlar yabancıysanız sıkıntı nokta). ayrıca öğrenci olarak sınırlı vize ve çalışma izni ile para kazanma potansiyeliniz az olduğu için ev bulma da sıkıntılı bir maceraya dönüşebilir. ancak tabi ki çok ufak bir şehirdeyseniz (türkiyedeki köy kadar yerler) hemen ucuz bir devlet yurdu çıkabilir temiz temiz yerleşip yaşar gidersiniz. büyük şehirlerde ne yazık ki 2-3 dönemde sıra geliyor.

    bu bahsettiğim sorunlar barınma, parasal durum ve yaşam huzurunuz olduğundan basit sorunlar değillerdir (hele ki buraya mutlu bir yaşam sürmeye gelmiş olmanıza rağmen). tabi ki sizin için bu sorunlar kendini göstermeyebilir, ancak benim için ne yazık ki hepsi oradaydı. bu sebeple, göçmen öğrencinin almanyasıyla, iş kontratıyla buraya beyaz yaka olarak gelen işçinin almanyası veya evlenerek gelen kişinin almanyası çok ama çok farklıdır.

    eğitim konusunu toparlayacak olursak, sistem amerika’daki gibi ortalığı kasıp kavuracak fikirleri ve bilgileri olan kalifiye insanlar yetiştirmek yerine, başka bir ülkede doğmuş olsa bir baltaya sap olamayacak tipi topluma faydalı bir iş yapacak belirli bir seviyeye çıkartmak üzerine kurulu.

    edit: iş hayatındaki gözlemlerimden bahsettiğim bir sonraki yazı: #124184378
  • almanya, türkler için kutsal topraklar.

    *kutsallık elbette uhrevi anlamda değil, çok çok sevmek acayip fazla değer vermek anlamında.
    *baştan sona 'almanya' başlığını okumanıza gerek yok ben size yazılanları özetliyeyim:
    "almanya cennet cennet , almanlar melek melek..."

    ek: böylesine özel ve yoğun duygular beslediğiniz ülkeye kuru kuru methiye düzmek bence yetmemeli. duygularınızı sanata dökün.'canım almanyam', 'gurbanam sana almanyam' ,'ölürüm almanyam'... diye başlayan şiirler yazın. şarkılar, türküler besteleyin.
  • 13 yıldır almanya'dayım. içinde yeterince zaman geçirip her şeyine alıştığında, doğru düzgün bir çevre oluşturup içinde başarılı hissettiğin bir iş ortamına girince gönlünü kaptırdığın, içinde ömür boyu yaşayabileceğini hissettiğin bir ülke.

    sonra ege sahillerine geliyorsun "oha güneş deniz ne güzelmiş be" diyorsun. hayat böyle geçip gidiyor.

    yine de almanya'yı ve köln insanını çok seviyorum. maddi ve manevi olarak yurtdışında yaşamaya hazır herkesin tereddüt etmeden seçebileceği bir ülke burası.
  • hayatımdaki ilk yurtdışı deneyimlerimin uzakdoğu, hindistan gibi egzotik yerler olmasını düşünürken yolumun düştüğü ülke.. gitmek için bi'ton evrak hazırlayıp rica minnet 3-5 gün kalabilirsin demeleri sinir bozsa da.. gittiğim gün öğleden sonra, münihteki marienplatza yakın çiçek pazarında salaş bi cafede, enfes buğday birası içerken, çan seslerini duymamla gözlerimin dolması.. inanılmaz şekilde aitlik duygusu hissetmem.. geçmiş yaşamlarımdan birinde ortaçağda o pazarda incik boncuk satıp, cadı iksirleri hazırlamıyosam bende eloweeth değilim..
  • içinizde orada yaşayan kız varsa haber versin dediğimdir.

    kıyalım nikahı bitsin bu iş.
  • turk esnafla turkce konusmayin, fena sikiyorlar.
  • insanları deri rengine göre fişleyen ülke.
    https://www.hurriyet.com.tr/…i-fislemisler-41815599
  • falmanya serüveni bir restoranda bulasik yikama ile baslayip sonrasinda almanya'nin en büyük insaat projelerinde proje yöneticiligi yaparak devam etmekte olan birisi olarak ben de irkcilik ile alakali bir kac satir eklemek istiyorum.

    öncelikle almanlar ve almanya'da yasam üzerine sosyal tespit yapanlarin profillerine dikkat etmek suretiyle kulak kabartmanizi tavsiye ederim. almanya'da hic yasamamis veya almanya'ya geleli henüz bir kac yil olmus kisiler icin her sey güllük gülistanliktir genelde zira cogu insan almanya'ya gelirken bir bavul dolusu da pembe hayaller getirirler beraberinde (ben de onlardan birisiydim zamaninda) ve "siz kesin bir sey yapmissinizdir da o yüzden irkcilik görmüssünüzdür" seklinde zayif argümanlarla bu devasa problemi ele alirlar fakat isin icine girdikce, almanlar ile is ve arkadaslik yapmaya basladikca durumun görünenden cok daha farkli oldugunu yavas yavas görürler. bu gözler, yesiller partisine üye olup, yabancilar icin gönüllü olarak calisan bir alman arkadasin biraz ictikten sonra icinden nasil bir irkci ciktigini dahi gördü. test etmesi bedava, arkadaslariniz biraz ictikten sonra "yabancilar" konusunu acin ve "ya yabancilar da aslinda cok söyle böyle..." gibi irkci söylemleri duymaya baslayin... yaptigim isten dolayi o kadar cok üst seviyeden insanla muhattap oldum ki, bir hakimin dahi sirf babasi türk diye gidip soyismini alman soyismi yaptigini ve telefonda türklere sövdügünü dahi duydu bu kulaklar fakat bir noktaya dikkatinizi cekmek isterim ki; ilgili kisi mesleginin basina gectigi zaman kesinlikle herhangi bir ayrim gözetmeyen birisi oluveriyor zira sistem bunu ona zorluyor, baska bir caresi yok. ya görevini yapacak ya da mesleginden olacak.

    ikinci olarak "almanlar irkci midir?" sorusuna cevap ararken devleti ve sahislari ayri tutmak gerekir. cünkü kitabin ortasindan konusmak gerekirse; sahislar veya alt seviyedeki memurlar arasinda irkcilik oldukca yüksek seviyedeyken, size karsi apacik irkcilik veya ayrimcilik yapabilirlerken; devlet ve devletin mekanizmalari irkciliga veya ayrimciliga bir sekilde izin vermemeye calisiyor. zaten devlet icin calisan memurlarin bir cogu da bence irkci olmadiklari icin degil, bir sikayet ve sorusturma oldugunda mesleginin tehlikeye girme riskinden dolayi irkcilik yapmiyorlar.

    ayrica devletin kademelerinde bir takim irkci örgütlenmeler oldugu da herkes tarafindan bilinen bir gercektir. mesela polis akademisinden ayrilan bir alman genc video cekerek bu irkci örgütlenmeleri desifre etmisti. cektigi videoda, ögretmenlerinin egitimlerde "karsinda bir türk varmis gibi vur jopu" gibi laflar söylediklerini; akademideki arkadaslarinin whatsapp gruplarinda yabanci düsmani paylasimlar yaparak eglendiklerini anlatmisti fakat is pratige geldigi zaman "bariz irkcilik" yapilmasi nadiren gerceklesiyor ve genelde "gizli irkcilik" uygulaniyor. "almanya'da irkcilik yok" diyen cogu insan da apacik irkcilik yapilmadigi icin irkcilik olmadigini düsünüyor ama esasinda hayatinin her oktasinda gizli irkciliklara maruz kaliyor. nasil mi? hemen örneklendirelim:

    örnegin kiralik ev icin basvuru yaptiginizda bir yabanciya "ev kiralandi" denir ama aslinda henüz kiralanmamistir. bir alman aradiginda ise evi görmesi icin randevu verilir veya kendi yasadigim bir olayi kisaca anlatayim; bir sigorta sirketinde aylik 10 küsür euroluk bir sigorta yaptirmak icin basvurmustum (baskasinin malina zarar verince zararin karsilandigi bir sigorta. örnegin bir misafirlikteyken yanlislikla suyu arkadasinizin notebookuna dökmeniz sonucunda notebookun bozulmasi gibi). bugüne kadar defalarca hemen hemen her türlü sigortayi yaptirmis ve hic red almamis birisi olarak sasirmistim cünkü bir önceki ayni tip sigortamda da herhangi bir hasar kaydim dahi yoktu. test etmek icin ayni adres, ayni dogum tarihi vb. fakat ismimi "hans zimmermann" yaparak basvurdugumda sigorta talebim onaylanmisti. bu tarz olaylar malesef istisna arz etmemekte ve internet üzerinde kisa bir arastirma ile bir cok gazetenin bu tarz testler yaparak sirf isme bakarak ayrimcilik yapan ev sahiplerini veya dev sigorta firmalarini tespit etmisti. bu demek degildir ki bir yabanci ev bulamaz. elbette bulur fakat buluyorsa büyük bir ihtimalle bir alman basvurmamistir. zaten anlatmaya calistigim sey de, ayni profillerde olan bir alman'in ve de bir yabancinin basvuru yaptiginda alman'in tercih edilmesi.

    daha önce de belirttigim gibi, irkci insanlar (bakin almanlar demiyorum, "insanlar" diyorum cünkü almanya'da size irkcilik yapan kisi veya kisiler alman olmak zorunda degil zira yabancilar da cok fazla irkcilik yapmaktalar) devlet ve yasalar ayrimciligin önüne gecmeye calistigi icin irkci faaliyetlerini acikca yapamiyorlar fakat yasalarin izin verdigi kadariyla da sizi almanya'da barindirmamak icin ellerinden geleni yapiyorlar. "nasil yani?" sorusuna hemen pratikten bir örnek vereyim:

    yabancilar subesi yabancilara oturum hakki veren devlet kurumudur. bu kurum kararlar alirken oturum yasasini baz alirlar ve hemen hemen her sey yasada belirlenmistir. farzedelim ki sizin tüm evraklariniz hazir ve yasaya uyuyor. bu durumda yabancilar subesindeki irkci calisan (eger denk gelirseniz), yasalar apacik ortada olmasindan dolayi red veremeyecegi icin "oyalama ve yildirma" taktigi izler. bir kac ay sizi "evraklari kontrol ediyoruz" diye oyalar. sonra "sizin evraklara bakan calisan degisti, yeni görevli sizin durumunuzu bilmedigi icin evraklari tekrar kontrol etmesi lazim. biraz sabir lütfen" denir. bir yolunu bulurlar ve geciktirdikce geciktirirler. 3 ay beklediginiz randevu iptal olur, bir 3 ay da tekrardan yeni yazismalar sürer, bir sonraki randevu da sansliysaniz yine 3 ay sonrasina verilir. etti mi 9 ay? ve yine öyle veya böyle akla mantiga uygun olmayan bir sebeple sizden evrak talep ederler ki, siz o evragi bu pandemi sürecinde konsolosluktan aylar sonra ancak alabilirsiniz. etti mi size 1 sene? benim durumumda ben 6 aydan fazla egitim maksadiyla calismamistim ve devletten maddi talepte bulunmamistim cünkü param vardi fakat yabancilar subesi calisani benim 6 aydan fazla türkiye'ye gidip kalmis olabilecegim düsüncesine kapilip konsolosluktan mühürlü "türkiye'de son 1 yilda ne kadar süre kaldin?" sorusunu cevaplayan bir belge istemisti cünkü 6 aydan fazla süre almanya disinda kalinca oturum iptal oluyor. ben de o ve bu sebeple olayi mahkemeye ve bir üst kontrol makamina tasiyinca (fachaufsicht) isin boyutu degisti ve bana aylar sonrasina randevu veren bu kurum, sabah 11'de mail atip ögle vakti 1'e randevu vermeye basladi ki neticesinde de cabucak sinirsiz oturumumu aldim...

    veya da kasitli olarak bir hata yapilir ve oturum sartlari yerine getirilmedigi öne sürülür fakat "red" verilmez ve sizin aylardir beklediginiz randevu iptal olur. red verilmez cünkü "abschließend geprüft" henüz yapilmamistir yani "nihai karar" yoktur ve eger bir hata yapmislarsa mahkeme karariyla da olsa oturumunuzu alirsiniz ki hata yapan calisanlarin da meslegi tehlikeye girer. o yüzden kurum ierisisinde evraginizi oradan oraya dolastirma taktigi izlerler. dosyalarinizi bir üst yetkili alir ve o da sizi aylarca oyalar ve size 3 ay sonrasina yeni bir randevu verir. genelde randevular aylar sonrasina verilir cünkü "cok fazla göc oldugu icin kapasitemiz asilmis" durumdadir diye yalanlar söylenir. isin icindeki birisi olarak sunu söyleyebilirim ki sizin evraklariniz ilgili kuruma ulastiktan sonra bir kac saat icerisinde hemen inceleyip oturum hakkinizin olup olmadigini coktan bilirler... ve eger türkiye pasaportunuz var ise sizi kolay kolay gönderemeyeceklerini de cok iyi bilirler cünkü türkiye cumhuriyeti vatandaslarinin dayanabilecegi tapu gibi bir arb 1/80 anlasmasi vardir. isin komik kismi da sadece türk vatandaslara bakan memur bu anlasmayi ilk defa duyuyormus gibi yapar ve arastiracagim diyerek yine sizleri aylarca oyalar. bir üst yetkili ile konusup "türk vatandaslarina bakan calisaniniz arb 1/80'i bilmiyor, bu nasil olur?" diye sordugunuzda ise "öyle sey olur mu, o cok iyi biliyor, zaten sadece türk vatandaslarina bakiyor" der. siz bir dumur olursunuz. sebebi cok bellidir, türk vatandaslari arb 1/80 sayesinde ayricalikli konumdadirlar ve büyük bir suc islemedigi sürece deport edilemez. memurlar bunu bilmiyormus gibi yaparak tiyatro oynarlar ve sizi imtiyazsiz oturum statüsüne koymaya calisirlar ki isleri daha da kolaylassin.

    tüm bunlar olurken de yabancilar subesi size "red" vermez cünkü söyledigim gibi; red sonucunda mahkeme yolu acilir ve mahkeme zaten basvuran kisi hakli oldugu icin hakkini teslim edecektir. o yüzden "red" vermezler ve size "basvurunuz olumsuz gibi görünüyor o yüzden basvurunuzu geri cekmenizi düsünmelisiniz" derler veya sizi aylarca "süründürürler". bunu sadece basit bir "yildirma politikasi" olarak uygulamazlar ve arka planinda cok daha sistematik taktikler vardir. örnegin bilirler ki yabancilarin isleri genelde stabil degildir. cogu yabanci calistigi is yerinde bir kac seneden fazla durmaz ve cevremde gördügüm kadariyla örnegin cogu mimar ve mühendis 2 sene dolmadan ya isten kovulur ya da daha farkli bir ise gecerler. bu irkci insanlar veya örgütlenmeler bu tarz durumlari cok iyi bildikleri icin oturum vermeyi erteleyebildikleri kadar ertelerler cünkü bilirler ki basvuru tarihinde oturum almak icin tüm sartlari yerine getiren kisi, bir kac ay sonra belki de getiremeyecektir ve oturum hakki olmayacaktir veya "lanet olsun bu ülkeye" diyip bikacak ve baska bir ülkeye gidecektir ki bu sekilde ülkeden ayrilan bir cok arkadasim mevcut. hintli arkadaslarimdan bir kaci bu sebeplerle örnegin ingiltere'ye gitmislerdi... bir cok türk arkadasim da yine ayni sekilde amerika'ya gitmisti veya türkiye'ye dönmüslerdi... zamaninda üniversitede tutor olarak calistigim icin de bir cok yabanci ögrenci yabanciyim diye beni secerlerdi derslerine yardimci olmam icin ve bu vesile ile onlardan irkcilikla alakali yukarida söylediklerimle örtüseno kadar cok hikaye dinledim ki...

    isin kötü yani da normalde "devlet kurumu calismiyor" diye de dava acilamaz zira sözde "calismiyor" degillerdir, güya sürekli bir seyleri kontrol ediyorlardir ve bu geciklemelerin hep ama hep bir sebebi vardir onlarca... aksi olsa bile zaten en erken 6 ay sonra bu dava acilabiliyor (untätigkeitsklage).

    evet, yasalar her ne kadar irkciligin önünü kesmeye calissa da ve siz de er ya da gec hakkinizi alabilseniz de yukaridaki örneklerde de görülebilecegi üzere isi kilifina uydurarak yabancilarin almanya'da kalmamasi icin devletin kademelerine sizan bazi irkci insanlar veya gruplar ellerinden geleni yapmaktadirlar.

    bir kac tane daha animi anlatip yazimi bitirmek istiyorum. üniversite dönemimde 5-6 kisi bir juri sinavinda kalmisti. kalanlardan bir kisi haric hepsi yabanciydi. o alman ögrenci de zaten juriye katilmadigi icin kalmisti. ben de kalanlar arasindaydim. kaldigimi ögrenen alman bir kiz arkadasim "ama nasil olur? ben projemi yaparken hep senden bakmistim. detaylari dahi sen göstermistin bana!" demisti. gercekten ben de sasirmistim ve puanlama kagidina bakmak istedigimi profesöre iletmistim. puanlama kagidini vermemek icin her türlü oyalama taktigi yapmislardi fakat ben isin icine avukatlari katinca durum degismisti. puanlama kagidini kontrol ettigimde örnegin projemde kat yüksekliklerini girmedigim yaziyordu ve sifir puan almistim. projeme baktigimda ise tüm kat yüksekliklerini cizdigini görmüstüm. tek tek tüm yanlis puanlamalari not alip itirazimi yaptiktan sonra dersten "iyi" notu ile gectim. bu olaydan sonra aklima almanya'ya yeni gelmis ve "pembe hayaller" ile yasayan ve de her daim yabancilari suclayan bir türk tanidigin su sözleri gelmisti "yahu yabancilar da sinifta kalip hep ögretmenleri irkcilikla sucluyorlar..."

    ayni üniversite yine türbanli bir arkadasimiz bitirme jurisinde sunumunu yaptiktan sonra projesinin juri tarafindan yorumlanmasini beklerken söyle bir söz gelmisti juriden: "siz almanya'da okudunuz ya, simdi türkiye'ye mi döneceksiniz?". akabinde de zaten arkadasimiz sinifta birakilmisti. "yapamadim" diye üzülerek ailesinin yasadigi sehre dönmek üzere olan bu arkadasimiza ben destek olarak hakkini aramasina ikna etmistim. biz türkiye'den gelenler haksizlikla mücade etmeye daha egilimliyiz, daha "yirtcisiyiz" tabiri caizse. arkadasimiz ise cocukluktan itibaren almanya'da yasadigi icin, "psikolojik baski" taktigine almanlar tarafindan cocukluktan itibaren maruz kalmisti ve almanlar "nein" diyorsa onun icin "nein"di. neyse ki davalar acildi (detaylari cok uzun) ve sonuc olarak projesinin degerlendirilmesi hususunda tekrardan hak kazandi... evet, hakkinizi arayinca hakkinizi aliyorsunuz fakat bu sürecteki psikolojik tahribat cok aci.

    diger bir gercek var ki almanlar ortalamanin üstünde bir egitime ve zekaya sahipler. o yüzden irkciliklarini cok güzel gizleyebilirler. politik dogruculugu cok güzel oynarlar ve bu durum, bu kültüre yabanci olan birisini yaniltabilir. evet, türkiye'den asina oldugumuz gibi apacik irkcilik yapildigi nadirdir fakat yukaridaki örneklerde de görebileceginiz üzere irkcilik "yok" degildir, sadece bizim cok tanisik olmadigimiz farkli formlarda vardir.

    almanya'da her türlü ortami görmüs ve gecirmis birisi olarak esasinda anlatabilecegim o kadar cok sey var ki... belki bir kitap dahi cikar...

    düzenleme: özelden "ben de almanya'ya gelmek icin motivasyon toplamaya calisiyordum ama anlattiklariniz beni umutsuzluga soktu" seklinde bir mesaj aldim. ben entrymi sadece sayfalardir zayif argümanlarla savunulan "almanya'da irkcilik yoktur varsa da sizin sucunuzdur" savina istinaden icin girmistim. yurtdisina göcecek herkes bilmelidir ki dünya'nin hicbir yeri "cennet" veya bir ütopya degil, keske olsa... her ülkenin kendince zorluklari olacaktir ve mücadele etmeniz gerekecektir. asil sorulmasi gereken sorular: bu mücadeleye ne kadar hazirsiniz? bu mücadelede hakkinizi ne kadar alabileceksiniz? yukarida da görülecegi üzere her aninin sonu, hakkini arayanin hakkini bulmasi ile bitti. dedigim gibi, entrymde "almanya'ya gelin" veya "gelmeyin" seklinde bir mesaj icermemektedir. sadece irkcilikla alakali bir soruya cevap aranmistir...
  • almanya'nın geldiği son hali bir alman'ın gözünden özetledim:

    --- (alıntı)

    bir yıldan fazla bir süre önce abd'den döndüğümden beri, almanya ile ilişkim değişti. orada her şeyin daha iyi olduğunu düşündüğümden değil. ama ülkeme (almanya'ya) şimdi farklı bir açıdan bakabildiğim için. almanya'nın ne kadar kayıtsız olduğu beni gitgide daha çok etkiledi.
    biz amerika'yı megalomanlıkla suçluyoruz ama burda ahlaki megalomanlık ile patladığımızı göremiyoruz. dünyayı nasıl geliştirebileceğimiz konusunda akıllı öğretilerde gittikçe daha derine saklanıyoruz. ve şimdi bir havaalanını (berlin), bir geçiş ücreti sistemini, hızlı internet veya hızlı aşı tedarikini bile beceremiyoruz.
    yurt dışından insanlar almanya hakkında övündüklerinde, her şeyden önce aslında geçmişin almanya'sıyla övünürler.
    goethe, schiller, beethoven, humboldt, erhard, einstein, gutenberg, hahn, daimler veya nietzsche'den bahsederler. ekonomik mucizenin, büyük otomobil üreticilerinin ve nükleer teknolojinin ülkesidir derler. pragmatik olan bir halktan bahsederler.

    ancak daha sonra, siz bir şirket kurduktan sonra basit bir vergi numarasının atanabilmesi için, frankfurt vergi dairesinin dört aylık zamana ihtiyacı duyduğunu söyleresiniz. ve herkeste bir sessizlik olur.

    ---

    tanım: yavaş bürokrasiyle verimlilik konusunda malesef hiç yol alamayan ülke.
  • üstteki yazarın dediği gibi, kağıt üzerinde bir anlaşma yapıcak olan var ise bir mesaj uzağındayım.