şükela:  tümü | bugün sorunsallar (4)
  • bir ortadogu ulkesinden kalkip gidip, cocuk yaptigi icin herkesle arasinin cok iyi olacagini dusunen ve insanlardan sevgi, ilgi, alaka dilenen hayatsizlarin pek mutlu olamayacaklari ulkedir.

    ben bu ulkeye geldigimden beri kendimi hic olmadigim kadar iyi hissediyorum. avrupali insanlarin genel yapisini anlamiyorsaniz, almanya dahil hicbir avrupa ulkesinde kolay kolay mutlu olamazsiniz. arkadaslik, dostluk, komsuluk gibi aslinda tamamen gotten sallama ve ici bos kavramlarin ne kadar anlamsiz oldugunu ben burada gordum. almanlar sizinle arkadas olmuyor diye zirlamadan once, onlari anlamanizi oneririm. daha once de yazmistim onu da buraya birakirim ekstra olarak yazmaya gerek yok ancak neden insanlarin sizinle zaman gecirmediklerini, evinize gelmediklerini, beraber bir yerlere gitmek istemedigini hala anlayamadiysaniz buyrun; (bkz: #124377990)

    kisa bir ozet gecmek gerekirse, insanlari zamanlari kiymetli ve yapacak tonla isi var. neden seninle zaman gecirsin? bu soruyu zalimlik yapmak icin degil, rasyonel olmak icin soruyorum. ben ne zaman, bir x kisisi neden benimle zaman gecirsin ki? diye sormaya basladim, o zaman sosyal iliskilerim tam istedigim seviyeye geldi. su anda ne gereksiz zaman harciyorum kimseye, ne de kimsenin zamanini bosa harciyorum.

    abi kafayi yiyecek duruma gelirsiniz, ciddi diyorum bunu. yapacak o kadar cok sey var ki. zamanin degerli, elindeki para degerli, internet gibi bir bilgi kaynagina sahipsin ve hala insanlar ile cicekli bocekli iliskiler kurup, aglaklik ediyorsun. inanilmaz bir basari. almanya'ya geldiniz ve hala evde bos bos oturuyor halde buluyorsaniz kendinizi, once buyuk bir ayna alip nerede yanlis yaptiginizi dusunmenizi oneririm.

    kendimden ornek verecek olursam, turkiye'de yasarken motosiklet ile ilgileniyordum ve o zamanlar dovizler bu kadar firlamamis, siyasal islam ulkenin bu kadar icine etmemisti. yine de turkiye'de motor surmek de, malzeme almak da her zaman zordu. bir ustaya gidersin, seni kaziklamaya calisir. 10 dakikada cozulecek bir sorun icin seni gunlerce bekletir, daha fazla parani almak icin gereksiz parca degisimi yapar. yolda giderken ehliyeti kasaptan almis tipler tarafindan olumun ucunda gezersin. surekli olarak baskalarina yeniden yaptirilmak uzere yapilmis o dandik asfaltta giderken kendini guvende hissetmezsin. belediye isini duzgun yapmadigi icin cim sulama ayagina yollari islatirlar, viraja bir girersin bakarsin yol islak vay anasini sikeyim dersin. garajli ev kulturunun olmadigi, cirkin ve lanet olasi apartmanlarin ovuldugu bir yerde yasadigin icin kendi sahsi garajin yoktur. eline anahtar alsan bile nerede yapacaksin motorunu, etraf yag icinde kalir temizlerken canin cikar apartman onlerinde. benzin alirken kufur edersin surekli. saka yapmiyorum 10.000 km lik bir avrupa gezisi yapmistim ve beni en cok zorlayan sey benzin oldu. onun hesabini yapa yapa gittim. bunlari anlatiyorum ancak sanmayin ki bunlar sorunlarin buyuk bir kismi, daha yazsam aksama kadar yazarim ne kadar zorluk cektigimi.

    iste boyle bir ortadogu ulkesinde bildigin cok basit bir hobi olan motosikletle ugrasmak bile zor. insani deli eder, yaparken keyif almani engeller. avrupada insanlar garajlarina ceker bir motor, cikar haftasonu gider bir yere gezer. yer, icer, keyfine bakar daha sonra pazar aksami doner evine. kafa rahat bir sekilde isine gider. bakin ne kadar kolay gordunuz mu? ehliyet almak gercekten zordur ve ehliyeti alan kisi, kurallardan korktugu icin insan gibi surer. otoban vardir ve hiz limiti yoktur. yani sana 1000cc lik bir spor makine satan devlet, bunu en fazla 120 km ile surebilirsin demez. olaylar mantikli ve imkanlar erisebilir durumdadir.

    simdi siz motosiklet yerine baska bir ugras koyun. araba deyin, bahce deyin, resim deyin, fotografcilik deyin, muzik deyin... ne dediginizin bir onemi yok. ne isterseniz, onu yapabilirsiniz almanya'da. tek yapmaniz gereken de insan gibi yasamak ve calismak. bu kadar. euro'nun alim gucu her yerde cok guclu. dunyanin herhangi bir ulkesinde tatile gidersiniz, kafaniz rahat bir sekilde geri donersiniz. basiniza bir is gelecek olursa gittiginiz ulkede, bilirsiniz ki alman konsoloslugu hemen yardim edecektir. oradaki rusvetci polisler, alman pasaportunuzu gordugu anda bir anda uc bucuk atmaya baslarlar. bu olay bizzat pek cok yerde basima geldi ve en cok 'kardes' ulke denilen azerbaycan'da geldi. uzucu bir durum tabi ki. ben de isterdim kendi ulkem guzel bir itibara sahip olsun, vatandasina sahip ciksin ama oyle bir durum yok. kabul etmek lazim bunlari.

    almanya'da mutsuz olan, zirlayan, burada insanlar soguk diyen kim varsa bilin ki siradan bir hayatsiz ortadoguludan baska biri degildir. eskiden bu insanlara karsi ilimli yaklasiyordum ancak buraya yerlesip de, hayatimi burada gecirmeye baslayinca gordum. hayatinda baskalari olmadan mutlu olamayacak, kendine yetemeyen, kendini gelistirmekten ve bir seyler ogrenmekten aciz kac tane hayatsiz gorduysem zirliyordu burada. adam diyor ki almanya cok kotu, eee siktir git buradan? illa turkiye'ye donmesine gerek yok ha. bunu dedigimde adam zirliyor bana 'ama turkiye'den iyi uhuuhuuuu' diye. vizyon bu kadar iste, hayatsiz zannediyor ki dunyada sadece turkiye ve almanya var. japonya'ya siktir git? abd'ye siktir git? avusturalya'ya siktir git? zorla tutuyorlar sanki ortadogulu hayatsizi burada.

    bu nedenle almanya, kafasi calisan icin dunyadaki cenneti sunan nadir ulkelerden biridir. aidiyet hissetmenize bile gerek yok, calisin ve sevdiginiz bir ugras bulun kendinize yeter. avrupanin lokomotifi bir ekonomide yasayip da zirlayanlara da takilmayin. muthis bir ulkedir.

    edit: bana yazan ve goruslerime katilan veya nedenleri ile birlikte neden katilmadigini medeni bir sekilde ifade eden herkese cok tesekkur ederim. ne yazik ki turkiye gibi ortadogu ulkesinde artik psikolojik sorunlar yasamaktan dolayi gercekleri goremeyen, hazira alismis ortadogulu hayatsizlar nedeni ile mesaj alimini kapatmak zorunda kaldim. bu hayatsizlar oyle bir duruma gelmisler ki merkel bunlarin onunde domalsa, 'bu ne bicim kari, almanya bu mu? nerede citir helgalar?' diye zirlar bunlar. bunun nedeni ise cocukken de surekli annelerine babalarina zirlayip istediklerini aldirmalaridir. turkiye'de o kadar aglayan velet ileride buyudugu zaman ne oluyor sorusunun da acik cevabi bunlar.

    simdi bu hayatsiz ortadogulularin kapasitesi yetmez ancak sosyal ortam ile ilgili engelin nasil asilacagini da anlatayim kendilerine, gerci bana kufur edenlere baktigim zaman almanya bunlara birak vize vermeyi, kacak girseler bile mahkemede bunlari siktir eder ama neyse.

    ustte ne demistik? ugras, hobi edinmek demistik. bu ortadogulu hayatsizlar, karsilarinda biri oldugu zaman en fazla basit siyaset, futbol ve cinsellik konusurlar. kafalari pek basmadigi gibi, kendi zevkleri yoktur. 1 saat boyunca guzel bir sohbet etmekten aciz olduklari icin tanistiklari her kizla yarim saat sonra cinsellik konusmaya calisan, 'kanka'lariyla da iddia, futbol vs konusmaktan oteye gidemeyen tiplerdir. ancak sizler oyle degilsiniz tabi ki, bir ugrasiniz, hobiniz var, ne oldugunun hicbir onemi yok. internet devrinde yasayan herkesin bildigi bir gercek vardir, internet uzerinde binlerce topluluk bulunur. kuzey amerikadaki beyaz taslari seven insanlarin bile toplandigi bir discord grubu ya da facebook grubu vs bir sey kesin vardir. cok abarti dusunceler, bu sekilde toplanma sansina sahip oluyorlar. toplanmak icin illa bu kadar radikal olmaniza gerek de yok, ugrasiniz her ne ise onunla alakali egitimler, programlar ya da gruplar bulur ve katilirsiniz. hem bu sayede kendinizi gelistirmis olursunuz hem de cok degerli dostluklar kazanirsiniz. kendimden ornek vereyim, internette cok fazla motosiklet gezi rotalari uygulamalari var. bu uygulamalar size a noktasindan, b noktasina en guzel gidilecek motosiklet rotalarini gosteriyor. ana yoldan degil de, dag yolundan gidiyorsunuz mesela. bir cogunda ise grup surusu ozelligi de var ve insanlarin ne zaman, nerede surus yapacaklarini goruyor ve isterseniz etkinliklere katiliyorsunuz. ben bu sekilde basladigim etkinliklerde cok guzel insanlarla tanistim. her turden insan vardi. kotu insanlar da vardi tabi ki ancak onlari gormezden geleceksiniz. 130 kisilik bir etkinlikte tutup da iki, uc tane andavala kafayi takarsaniz zaten hicbir etkinlikten keyif alamazsiniz. bu sayede hem ortak noktalarim oldugu insanlar ile tanismis hem de cok guzel zaman gecirmis oluyorum. bu sekilde cok fazla ornek verilebilir, artik ugrasiniz, hobiniz ne ise bununla ilgili gruplar bulabilir ve insanlar ile tanisirsiniz.

    ancak bu ortadogulu hayatsizlar icin biri ile tanismak icin kafede kari kiz kesmek gerekir. bakmayin oyle afilli afilli expat falan yazdiklarina. bunlar 'gurbetci', ne eksik ne de fazla. eskiden gurbetciler kahveler actilar, oralarda oturup zaman gecirdiler. bunlar da kendi aralarinda en fazla internet ortaminda bunu yapiyorlar iste. ha, sunu da belirtmek isterim. cok fazla alamanci kiz arkadasim olmustur. almanya'ya geldiniz ve sosyal cevre konusunda memnun degilsiniz, dil kabiliyetiniz yok vs... o zaman da bu alamancilarin ortamina girersiniz. ancak bunlar ne emmeye, ne gommeye geldikleri icin zirlamaya devam ederler. hayatsiz ortadogulu olduklari icin zaten yasayacaklari topu topu 50-60 yillik bilincli ve fiziken yeterli saglik seviyesinde kalacaklari omurlerini de zirlayarak ve sikayet ederek gecirirler. bu nedenle siktir git dedigim zaman aliniyorlar. dusunmuyorlar, ulan bu adam hakli. ben burada mutsuzsam baska ulkeye gideyim, orada belki mutlu olurum demezler. istiyorlar ki almanya'ya gelsinler. almanlar bunlara sakso ceksin, kapilarinda kul, kole olsunlar. herkes guler yuzlu bir sekilde ask ve dostluk turkuleri cigirsin. gundelik yasamimda pek muhattap almiyorum ancak burada ozelden kisa bir sure olsa da yazma sansi buldular bana. bu hayatsiz ortadogululari kaale almayin degerli insanlar, zaten yasadigimiz kisa bir omur. yoksa sikmisim almanya'yi. burada mutsuz olan baska yere gider sorun oysa. ancak anlattiklari gibi sosyal acidan sifir bir ulke oldugunu dusunmeyin. ozellikle berlin'e gidip yasayanlar ne demek istedigimi gayet iyi bilirler. ingilizce agirlikta konusulan cok ortam bulursunuz. ancak siz gidip keko gibi 'selam, tanisalim mi?' sigliginda insanlara yaklasirsaniz bu ortadogulu hayatsizlar gibi zirlarsiniz. once ortak noktaniz olan insanlar ile beraber bir paylasim icine girin, zaten zamanla cevre de arkadas da dost da gelir.
  • almanya'yı eleştirenleri eleştirirken ona buna siktir çekenleri gördükçe diyorum ki, iyi lan daha henüz insanlıktan çıkmamışım.

    almanya'yı başka nezih memleketlere tercih ederek gelmiş biri olarak buradaki "plug and play" hayatı beğeniyorum. yine de tırt birçok yanı var ve bunların başında sosyal ilişkiler geliyor. insanı "ihtiyaç ve fayda" olarak gören entegre asimileler de doğrusunu bu olduğunu düşünüyor. yazık, hayatlarında gerçek bir sosyal ilişki kuramamışlar galiba. etinden sütünden faydalanın, sosyal statünüz dahil olanı olduğu gibi kabul edip kendi mikro çevrenizi oluşturmaya bakın derim. sonra göreceksiniz almanlar sizinle aynı ortamda olmak için can atarlar. muhakkak hepsi değil ama insanın "ihtiyaç ve fayda" dan ibaret olmadığını bilenler.

    örnek: geçen hafta annesi vefat eden alman mesai arkadaşım haberi 15 senedir beraber çalıştığı diğer almanlara değil, 3 senedir tanıdığı bana veriyor. niye? çünkü adam aile hayatımızı, insan sevgimizi, empati yapabilme yetimizi biliyor. almana söylese "das ist scheiße" duyacak, bize söyleyince, uzatmayalım, insani bir şeyler duyuyor.

    milleti gömmeyin birader, ona buna siktir çekmeyin. ıki kelime mantıklı bir şey söylüyorsunuz, onun arkasına sığınıp boşlukları saçmalıklarla doldurmaya yeltenmeyin.
  • edit : yukarida paragraflarca edit yapmis ama hala söyledigi tek bir sey var: " siz hayatsizsiniz. ben burada cok iyiyim. sorun sizde" *

    bu arada, expat kelimesine takilmis (expat degil, gurbetciymis) ve berlin'e falan gidin orasi cok iyi demis. öncelikle, neden expatlardan örnek verdim? cünkü o kavram, cin'den, amerika'dan, fransa'dan, güney afrika'dan, ingiltere'den, ispanya'dan vs bircok kültürden insani kapsiyor ve amaclari, calismak. yani, yasadiklari topluma katki saglamak. bu kadar farkli kültürden insan nasil / neden ayni seyi düsünüyor? diye düsünmek yerine, bu insanlara "hayatsiz" deyip, gecmek isterseniz, sizin bileceginiz is*bu arada, expatlarin en yogun olarak yasadigi birkac sehirden biri berlin. dolayisiyla arastirmaya katilan insanlarin "sosyal hayat" kavramini degerlendirdigi yerlerden biri de cok büyük olasilikla berlin.

    iki sey söyleyip bitirecegim. evet almanya'da her seyi yaparsiniz ama ilk olarak bu ülkeye geldiginizde alismaniz ve sonrasinda sosyal hayata adapte olmaniz zor olacaktir. neye göre zor? amerika, ingiltere, kanada, avustralya, irlanda vb ülkelere göre zor. reddit'te, quora'da, youtube'da vs arastirma yaparsaniz, ayni gercegi siz de göreceksiniz. sunu her zaman hatirlayin. almanya'ya göc etmek cok kolay, sosyal olarak alismasi zordur. yukarida yazdigim ülkelere göc etmesi almanya'ya göre cok daha zor ama sosyal olarak alismasi cok kolaydir. cünkü, bu ülkelerin halki yabancilara aliskindir. almanya'nin bu seviyeye gelmesi icin daha cok yillar var.

    ikinci olarak, almanya, calisma hayatiniz ve sonraki kariyeriniz icin cok önemli firsatlar sunar. ülkede bircok uluslararasi sirket var ve almanya'dan ayrilmak isterseniz, almanya'da calismis olmak size cok büyük arti kazadiracaktir ileride. dolayisiyla, almanya'da yasamak konusuna pragmatik bakmanizi tavsiye ederim.

    türk insaninda söyle bir hastalik var

    satin aldigi / yaptigi / giydigi vs bir seye elestiri gelince kisisel olarak algiliyor. bunun nedeni olarak, türk insaninin cogunlukla yaptigi hatayi kabul etmemesi ya da kendi yaptigi / karar verdigi seyin en iyisi oldugunu düsünmesinden kaynakli oldugunu düsünüyorum.

    mesela, almanya'daki sosyal hayati mi elestirdiniz? cevap hemen gelir, almanya'da her seyi yapabilirsiniz, begenmiyorsaniz siktir gidin? ee peki sosyal hayatla ne ilgisi var bunun? sosyal hayati bos mu verelim? ben araba / motor sürüyorum (ya da istedigim ne varsa onlari yapiyorum), insanlar sosyal olarak beni dislasa da olur mu diyelim?

    ya da en önemlisi, insanlarin senin yaptigin seylerle mutlu olmasini neden bekliyorsun?

    peki, global olarak expatlarin "yabancilar icin" sosyal olarak yasamasi ve yerlesmesi (settle down) en zor olan ülkelerden biri olarak kabul ettigi almanya icin, neden yok o is aslinda öyle degil deme geregi duyuyorsunuz? dünyadaki onlarca farkli kültürden gelen insanlarin gördügü / kabul ettigi bir gercegi inkar etmenin ne anlami var?

    gerci, belki onlar da kendini yetistirememistir ya da kendilerine yetemiyordur kim bilir?*

    ınternations'in yaptigi expat insider arastirmasinin, 2021 yili icin almanya sonuclari burada

    genel olarak, sonuc su. almanya'da paranin size sagladigi seylerle mutlu oluyorsunuz ama is sosyal yasamaya ve kültürel adaptasyona gelince almanya 59 ülke arasinda hep son 5 - 6 sirada yer aliyor dünya capinda. ben de bu sekilde düsünüyorum aslinda. almanya'da calisma hayatindaki haklar (30 is günü izin, performansa dayali isten cikartmanin cok zor olmasi, issizlik maasi, vs) ve paranin alim gücü cok fazla oldugundan, burada calismak mantikli. fakat, bu ülkeye kalici olarak yerlesecek miyim? hayir. pandemi bitince, durumu degerlendirecegim

    burada deneyim ve bilgi paylasilsin tabii ki ve özellikle deneyim cok kisisel bir sey.

    fakat, burada paragraflarca insanlara bok atmanin, siktir cekmenin hicbir mantigi yok.
  • 3 paragraf bir edit ile alman medeniyet seviyesini arşa çıkarmış bir yazar arkadaş, bu medeniyet seviyesinin yüksekliğini överken daha 80-90 sene evvel insanlari fırınlarda yakanların da über medeniyet seviyesine erişmiş almanlar olduğunun da farkında mı acaba? delice tapmayın derim her millete.
  • (bkz: #124447214)

    almanya birçok bakımdan türkiye'den ileri bir ülkedir ama bunun en temel sebebi üstteki entride arsızca kendi yurttaşlarına hakaret eden insan sayısının az olmasıdır. siyasal islam dahil her türlü belanın kaynağı bunun gibi medeniliği ve modernliği mabadından anlamış saygısızlardır.

    ben almanya'yı severim. dünyanın en önemli ülkelerinden ve medeniyetlerinden biridir. eksisi vardır, artısı vardır. bunlar bir tarafa. ya biri bana bu ülkede ortadoğulu kelimesinin neden hakaretamiz bir sıfat olduğunu açıklasın. adam aklında olumsuz ne varsa alıyor hepsini ortadoğulu sıfatına ekliyor. aynı şekilde kendi yurttaşlarının ger kalmış ve hesapçı olduğunu görenler hemen yapıştırıyor çomar lafını. yahu bu ne iğrenç bir yaklaşımdır. sorsan hepsi vatanseverdir ama vatanı vatan yapan en önemli şey olan insanı sevmiyorlar. sizin insanları durmadan ayrıştıran siyasal islamcı zihniyetten ne farkınız var?

    bırakın batılılar karşısında ezilip büzülmeyi, onları durmadan ayarsızca övmeyi. ortadoğu'yu da küçümsemeyin. türkiye'nin de müslüman bir doğu avrupa ülkesi olduğunu unutmayın. gidin iran'ı, suriye'yi, ırak'ı, arabistan'ı, mısır'ı falan gezin sonra buraya ortadoğu deyin. döndüğünüzde toprağı öpersiniz.

    türkiye underdog bir ülkedir ama sözüm ona okumuş etmişleri böyle tipler olduğu için esasında layık olduğu yere varamamaktadır. batıyı batı yapan elitleridir, sıradan insanları değil. ürettiği iyi filmler, kitaplar, üniversiteler, fikirler, ordular, teknoloji, zenginlik, hukuk, hürriyet, şehirler, yollar, limanları ve şimdi aklımagelmeyen bir sürü şeydir onları cazip ve büyük yapan. en önemlisi insanına değer vermesi ve "uzlaşmayı" bilmesidir. türkiye'nin ise batı ayarında olmamasının sebebi dandik ve kopyacı elitleri ve okumuşlarıdır. ne sunmuş şimdiye kadar bizim okumuş etmişlerimiz bu memlekete? ne önermiş? neyi iyi yapmış da halktan teveccüh görmemiş? yesinler sizin gibi aydınları. size güvenip bir adım dahi atmaz bu ülkenin insanı. siz anca memleketin yarısına köpek deyin.

    buyrun gidin memleketten, o müthiş teknik yaşam tarzına koşun. geride kalanlar bu ülkeyi hak ettiği yere getirir. en azından sizin gibi ayak bağlarından kurtuluruz.
  • ekşi sözlükte eleştirilemez bir konumda olan başlık. zira göt yalamaktan dilinde çıban çıkan, kendi milletini gömünce aydın olduğunu sanan büyük bir yazar kitlesi var bu başlıkta. 3 yıldır düzenli olarak bu başlığı takip ediyorum, hiç sekmiyor. eleştiren insan linç ediliyor.

    haftalar önce şöyle bir entry girmiştim bu konu ile alakalı #123390193
  • üzerinde yıllardir yasadigim mesleğimi yaparak parami kazandıgım ülke. basligi altında ona allah gibi tapan, yalayan yikayan tiplere de yalaklık karsiligi para yada vize veriyor mu merak etmekteyim ayrica..

    gelelim tanıma:::
    inleye inleye vasıfsız ve vasıflı yabancı is gücüne ihtiyacı olan ülke. seve seve bu yabancı insanlara alışacak ülke, yoksa batacak ülke.
  • --------------- +18----------------

    https://youtu.be/cyvjcbud-co

    ----------------- +18---------------

    medeniyetiyle övülen korkunç vahşetlere imza atmış ülke. ben bu masum insanlar adına utanırdım azıcık.
  • bir tanecik dostum üç senedir orada eğitim görüyor, her türlü çorabın (en çok da külotlu çorap) çok pahalı olması dışında * henüz bir şikayetinin olmadığı, anlattığı ve gözlemlediğim kadarıyla emek verenin karşılığını alabildiği bir ülke.

    almanya'ya dair gözlemlerini içeren videolar paylaştığı youtube sayfası'da burada !
  • almanya hakkında bilgiler verdiğim yazı dizisinin bu son halkasında sizlere toplam 3.5 yıllık farklı bölgelerdeki tecrübelerimden faydalanarak günlük hayat ve ülkenin düzeni ile ilgili bilgiler vermek istiyorum. diğer yazılardan farklı olarak (ki kendileri: #123538505 , #124184378 olurlar.) olumlu yanların yanında bu yazı almanya hakkında tecrübe ettiğim olumsuzluklardan fazlasıyla bahsedeceğim bir olumsuz eleştiri yazısı olacak zira kendimce sistemde ve toplumda içine girilmeden anlaşılamayacak fazla sayıda sorunun mevcut olduğunu düşünüyorum.

    günlük hayat düzeninden başlayalım o zaman. almanların zaten sakin ve düzenli bir günlük hayatı tercih ettikleri biliniyor. nasıl bir sakinlik bu ondan biraz bahsedelim. insanlar hafta içi ev iş arasında gidip geliyorlar ve genellikle akşamları evlerinde aileleriyle veya yalnız hobileriyle ilgilenerek vakit geçiriyorlar. zaten genelde nüfusu 200 bin civarı ve altı şehirlerde kışın akşam 6’dan sonra yazın akşam 8’den sonra açık kafe dahi bulmak oldukça zor. aynı şekilde süpermarketler de saat 8 dedi mi kapanır. bu saatlerden sonra sadece bahar sonundan yaz sonuna kadar sokakta tek tük insan görürsünüz. gördükleriniz de genelde köpeğini gezdiren veya akşam yemeği sonrası yürüyüşe çıkmış çiftlerdir. sokakta insan grupları görmezsiniz, gezen eğlenen gençler görmezsiniz. yazın iş çıkışı şehir merkezleri biraz dolu olur ama saat 7-8 de o da biter. cumartesi ise dışarıda sosyalleşme günüdür. sadece şehirde gezmek değil, entelektüel sosyal aktivitelerin, festivallerin kralına gidilir ve çevre büyük şehirlere geziler yapılır. festival demişken burada bir parantez açmak istiyorum: insanların genç yaşlı fark etmeksizin şu biçim kostümleri giyerek ortalıkta gezdikleri eğlendikleri bir fantezi ortaçağ festivaline gitmiştim. bu şekilde akla mantığa gelmeyecek etkinlikler mevcut. neyse biz konumuza devam edelim. şehrine göre değişir ama cumartesi günleri mekanların öğlen 3-4 gibi kapanmasıyla hayatın şehir içinde bittiği yerler de vardır. pazar günleri ise zaten her yer kapalıdır millet ya evinde oturur ya da yine doğa yürüyüşüne falan çıkar. yani kısacası dışarı çıkıp insanlarla sosyalleşebileceğiniz zaman oldukça kısıtlıdır. insanlar batılı yaşam tarzının verdiği kaliteli kişisel alan ve yüksek maddi alım gücü sebebiyle kendileriyle baş başa vakit geçirmektedirler. ancak bu belki de türkiye hakkında en çok özlediğim şeye mani olmakta. bir arkadaş grubuna, bir şehre, dolu dolu ait hissederek yaşanılan, insanların ara sıra olan ev partilerinde değil sokaklarda sosyalleştiği hareketli bir hayat burada yok arkadaşlar. spontan bir şekilde kendiniz böyle bir ortam kurmaya çalışırsanız, insanların bunu garipsediğini ve buna anlam veremediğini görürsünüz. çünkü insanlar içme ile tiyatro ile konser ile yani kısacası adı belirlenmiş ve planlanmış bir aktivite ile sosyalleşirler ve bu ülkenin kültürel seviyesini baya yükseltir evet ancak o yakınlık etkinlik bittiğinde biter. yani insanın kendisi ile sosyalleşmezler. tanımadığınız insanlar size yolda selam verirler ve evet bu çok hoştur. ama o kadardır işte daha ötesi yoktur. ufak şehirlerde zaman zaman tatil günlerinde trafik ışıklarının bile kapatıldığı bir sessizlikten bahsediyorum. kimisi bu sessizliği ve kişisel alanı çok sevebilir, ama kesinlikle benim için uygun bir şey değil. bu sebeple gözümü büyük şehirlere diktim zaten. berlin, münih, vb. gibi şehirlerde olay bir türkiye seviyesine gelemese de insan ilişkileri ufak şehirlere göre çok daha canlı. akşam 8’den sonra da veya gün içerisinde hatta pazar günü hayatı dışarda yaşayabileceğiniz farklı noktalar mevcut. bu sebeple bu düzen taşradaki almanlara her zaman kaotik, düzensiz ve yorucu gelir. insanlar toplum içerisinde tahmin ettiğiniz gibi bazı durumlar hariç oldukça saygılı, kibar ve sakin davranıyorlar. o an bir acele halinde olan insanlar garipseniyor bile diyebilirim.

    ciddi bir seviyede olan bir sorun olmasa bahsetmezdim ancak bu konuda almanya dünyadaki en kötü durumdaki gelişmiş ülke olabilir. dijital sistemlerin ülkede ve toplum hayatında kullanımı oldukça kötü durumda. bir şeylerin insansız, elektronik, yeni ve farklı bir biçimde yürümesinden akılları çıkıyor. milyonlarca euro çevre politikası yatırımlarına rağmen ülkede her şey hala kağıtla, postayla ve ıslak imza ile yürüyor. alışverişte fişe imza atanlar, online bankacılık kullanmaktan korkan gençler, e-barkod gördü mü belgeyi korkarak kabul etmeyen çalışanlar, yüz yüze görüşmeden onayınızı kabul etmeyen bankacılık sistemi ve daha niceleri mevcut. bu sebeple birçok insan angarya işlerini halletmek için sık sık dışarı çıkar. her şey manuel yürüdüğü ve bürokrasi çok olduğu için bu tarz işlerle türkiye’dekinden çok ama çok daha fazla meşgul oluyorsunuz. hele bir de göçmen olunca… ancak bu bürolara ha deyince gidemiyorsunuz çünkü standart bir mesai kavramları yok. yani bir banka günde 3 saat, diğer gün 6 saat açık kalabiliyor veya bir devlet dairesi hafta içi bir gün komple kapalı olabiliyor. bu yeniye ve dijitale karşı olan çekince ileriki yıllarda başına büyük sorunlar açacak almanya’nın. bunu bir çok kişi söylüyor.

    bilmiyorum başkaları nasıl tecrübeler yaşadılar ancak bunu hem kendim ülkenin farklı bölgelerindeki tecrübelerime, hem de başka göçmenlerin ve almanların fikirlerine dayanarak söylüyorum. almanlar disiplinlidir, dakiktir falan diğerlerini bilmem ama en azından sağlık, internet, bankacılık, posta, ulaşım sektörleri ve devlet daireleri için böyle bir şey yok arkadaşlar, külliyen yalan. her şey için randevu almanız gerekiyor ancak randevuma zamanında alındığım sayılıdır. talep edilen hizmetin gerekliliğini bilen ve sizden buna göre şeyler talep eden çalışan sayısı çok az. herkes standart prosedürü olması gereken basit şeyleri dahi birbirine paslıyor ve çalışanların dedikleri birbirleriyle direkt çelişiyor. hep bir çekinme hali, işleri o olmasına rağmen karar alamama durumu mevcut. yetkililerin müşterinin sorununu çözmek gibi bir derdi pek yok mesainin bitişini bekliyorlar adeta. bunun sebebi de şu, maaşlar belirli bir seviyenin üzerine asla çıkamadığı için insanlar üste çıkmak için motive olmuyorlar, aşağı düşmek gibi bir durum olmadığı için işten çıkartılmaktan da çekinmiyorlar çünkü sendikalar çok güçlü ve sosyal devlet, çalışanları her türlü güvence altına alıyor. bu durumda insanlar yerinde saymakta, eğer bilmiyorsa sizin sorununuzu çözmemekte bir sorun görmüyorlar. sorunlarınız bürokrasi sebebiyle uzun sürede çözülür şayet çözülmezse kurum bizi ilgilendirmez yapabileceğimiz bir şey yok der geçer sorunun sebebi onlar veya sistemin kendisi olsa bile. bu sektörlerde yetkilinin mağduriyetimi görüp durumu ele alarak bana yardım ettiği ne yazık ki çok azdır. bir yetkiliye sıradan bir soru sorduğunuzda dahi işi onu bilmek olmasına rağmen sanırım, galiba, herhalde öyledir, bilmiyorum üzgünüm gibi cevaplar çok fazla duyarsınız. bu konuda yüzlerce olumsuz tecrübe yaşamasaydım ve bunu almanlardan da işitmeseydim bu kadar detaylı yazmazdım. ama bu böyle.
    oldukça önemli bir konu olduğu için sağlık sistemine ayrı bir parantez açmak istiyorum. avrupa’da sağlık sigortanız olması zorunlu. bu sebeple özel veya devlet sağlık sigortası yaptırmak ve haliyle bu sigortanın aylık primlerini ödemekle yükümlüsünüz. memur, öğrenci, serbest meslek erbabı, bireysel çalışan ve 2021 yılı için yılda 64 bin 350 € ve üstü kazanan işçiler özel sigorta yaptırma hakkına sahip. diğer türlü devlet sağlık sigortası yaptırıyorsunuz. devlet sağlık sigortası aylık brüt maaşınızın %16’sı gibi bir civarına denk geliyor ve şirketiniz bu meblağın yarısını sizin için üstlenmekle yükümlü. yani sizin brüt maaşınızdan %8 civarı bir miktarı sigorta keser, şirketiniz sizin brüt maaşınızın yanında devletin ilgili kurumlarına sağlık sigortanızın da içinde olduğu bütün sosyal güvenlik payınızın yarısını da ekstra öder. bu durumda sizin için devlet veya özel hastane gibi bir ayrım yoktur. istediğiniz yere gidip tedavinizi olabilirsiniz herhangi bir fark ücreti ödemeden. bu sebeple her yer özel klinik ve hastane kaynar çünkü doktorlar ve şirketler bu kuralın yaratacağı pazarı görerek bireyselleşmeye ve özelleşmeye gitmişlerdir. aile hekimi ve uzman hekimi ayrımı aynı şekilde burada da var. öncelikle aile hekiminize gitmeniz istenir. şayet aile hekiminiz gerek görürse uzmana sevk yazar. ancak uzman hekim keyfine göre sizi sevksiz veya sevkli kabul edebilir. çünkü nasıl olsa özel kliniktir ve parasına bakmayı tercih eder. sanırım sağlık sistemi hakkında en takdir ettiğim şey, sağlık hizmetinin en özel branşlar için dahi ülkenin en ücra köşesinde bile bulunabilmesidir. bu konuda cidden büyük iş başarmışlar. ayrıca kliniklerin ve hastanelerin oldukça temiz, hastane gerginliği barındırmayan sessiz yerler olduğunu belirtmeliyim. gelelim olumsuz yanlarına, sağlık hizmetinden faydalanabilmek için ilk önce kendinizi bizzat giderek bir aile hekimine kayıt ettirmeniz gerekir. sistem bunu otomatik olarak yapmaz çünkü sistem diye bir şey yok. peki bu neden bir sorun? şayet söz konusu aile hekimi yeteri kadar hastaya sahip ise sizi reddetme hakkına sahip. sigorta payı ödüyor olsanız bile tedaviye ulaşabilmek için yüksek yaşlı nüfustan ötürü aile hekimi bulmakta zorlanabilir doktor doktor gezebilirsiniz. hatta sizi yerimiz yok diye kabul etmeyip sizden sonra arayan almanları kabul dahi edebilirler. bu şekilde pasif agresif ırkçılık toplumun birçok alanında kendini gösterir. neyse bu sonraki konumuz. aile hekiminden telefon ile randevu alabilirsiniz genelde aynı gün veya birkaç gün sonrası için burası güzel. ancak uzman doktorlarda iş çok farklı. branşa göre ufak şehirlerde dahi randevu tarihleri bir iki ay sonrasına verilebiliyor ve bu çok da anormal değil. dijital sistem eğer klinik kendisi için yaptırmadıysa kesinlikle yok. randevunuzu telefonla alırsınız, tabi her gün değişen açılış saatlerine denk getirerek aramanız lazım. ilk başta bu çok sonraya randevu verme durumunun sebebi için burası avrupa doktorun hastaya ayırdığı süre uzun ya ondandır demiştim. ancak farklı bölgelerde, çeşitli branşlardaki uzman doktor randevularına fazlaca gittikten sonra sebebin bu olmadığını anladım zira ortalama muayene sürem 5 dakikayı bile bulmamıştır. hekimler çok saygılı, sakin ve kibarlar gerçekten ancak kalifikasyon olarak türkiye’deki hekimlerin yanına yaklaşabileceklerini sanmıyorum.

    gelelim ırkçılık ve ayrımcılık mevzusuna, bu konuda yaşadığım süreç itibariyle çok iyi bir örnek olduğumu düşünüyorum. bir sene berlin’de erasmus yaptım ve daha sonra yüksek lisans için tekrar almanya’ya geldim. her ne kadar belirli bir seviye almanca bilsem de erasmus zamanında etrafım ister istemez yabancı öğrenciler ile doluydu, bir okul kazanmak, bir iş bulmak, bir ev bulmak veya kendime bir sosyal çevre yaratmak, bir hayat kurmak için çabalamam gerekmedi. çünkü bunlar geldiğimde bana paket olarak verildi zaten. ha ancak yukarıdaki paragraflarda bahsettiğim sorunların fragmanını gördüm diyebilirim. neyse bu sebeple, almanya’dan ayrılırken, ırkçılık yaşamadım işte abartmışlar, zaten ben dönünce okumuş etmiş işimde gücümde düzen kural bilen göçmen olacağım dedim. ancak kazın ayağı öyle değil işte. sonrasında yüksek lisans için buraya yerleşme hazırlıkları yaparken ev bulmakta çok zorlandım. ancak yurtdışındaki yabancıya güvenerek ev vermek istemiyordur dedim ve normal karşıladım. buraya geldikten sonra işim çeşitli kurumlara sık sık düşmeye başladı çünkü artık kendi hayatımı kurmak ile sorumluydum. bu sırada almancamın anadilim olmadığını fark eden ve kağıtlarda ismimi gören çalışanların yüzünün düştüğünü ve işimi yokuşa sürdüklerini gördüm. bu bir oldu iki oldu üç oldu… normalde istenmemesi gereken bir belge benden isteniyor, normalde yasada yazmayan bir kural benim için uygulanmak isteniyor, olması gerekenden daha yüksek bir ücret benden talep ediliyordu. hele ki bu çalışanlar bana ekstra sorular sorarken buraya okumak için gelen bir mühendis olduğumu duyunca iyice şüpheleniyorlar ve bunu daha iyi nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama adeta öğrencinin kağıdında hata arayan bir öğretmen gibi bana ve belgelerime bakıyorlardı. bu durumu birden fazla kere yaşadım ve farklı bölgelerdeki göçmen arkadaşlarımdan, hatta eşlerine yapılırken olaya şahit olmuş göçmenlerle evli almanlardan dahi duydum. sonra dedim neyse en azından günlük hayatta yoklar özel ve resmi kurumlar ile işim bittiğinde bir daha uğraşmam bunlarla. sonrasında günlük hayatta insanlarla sohbet ederken de aynısının olduğunu fark ettim. sohbet ediliyor her şey çok hoş, türküm deyince insanların o düşen suratlarını izliyorum ve ardına gelen e peki ne zaman ülkene dönüyorsun sorularını duyuyorum. sonrasında bir bakıyorum almanya’ya bilmem nereden göç etmiş biriyle yakınlaşmışım arkadaşlık anlayışım benzer, sorunlarım benzer, ister istemez bir destek olma durumu oluyor. böyle böyle derken ister istemez bir şekilde etrafım göçmenlerle dolmaya başlıyor ve çoğu da aynı süreci yaşadığını söylüyor. istediğiniz kadar kural, düzen, dil bilin, karşıdaki etikete bakıyor ve uzak duruyor senden, yaptığı şey bu. tabi ki bu mesafeye almancanın ingilizce gibi kolay ve sohbette akıcı bir dil olmaması da etki ediyordur diye düşünüyorum.

    bakın bu ülke 60 yıldır göçmen alıyor. herhalde de en çok türk göçmen almıştır. ancak bu ülkenin yaşlı kesimi hala bugün sokakta ana dilini konuşan göçmene gözlerini dikip rahatsız edecek kadar ısrarla bakıyor. bunu çok ama çok sık yaşıyorum. bakın 60 yıl diyorum, hala bu sürede yabancı bir dil duymaya alışmamışlar ve hala farklı bir yaratık görmüş gibi çekiniyorlar, garip garip bakıyorlar. istediğin kadar tipin avrupalı’ya benzesin, istediğin kadar dikkat çekmeyecek bir biçimde konuş, o an senin ne olduğun, kim olduğun, ne kadar sicili temiz biri olduğunun hiçbir önemi yok. işte o bakışla beraber, senin oraya duyduğun aidiyet zedeleniyor. ancak bu durumun genç nesilde farklı olduğunu söylemeliyim. bu konuda 30 yaş altı nesil çok daha açık fikirli. yani karşıdakine göçmenden önce insan olarak bakmayı becerebiliyor ve daha sağlıklı iletişim kurabiliyorsunuz. yani burada bir hayat kurmak, bu sistem içerisinde bir şey başarmak istiyorsanız ki bu çok önemli bu tarz olaylarla karşılaşmanız olası. ancak türkiye’den işinizi bulup buraya yerleşip hayatınızı aileniz içerisinde, sadece alım gücünün tadını çıkartarak, insanların içerisine pek de karışmadan ve bunun için çabalamadan yaşarsanız bunlarla tabi ki çok daha az karşılaşırsınız.

    bütün açılardan ölçüp tartacak olursam, almanya tabi ki çok güzel bir ülke. ortalama üstü olan beklentilerinizi dahi karşılayacak bir hayatı uzun bir süre güzel güzel yaşayabilirsiniz. benim için yüksek maddi alım gücüm, çok memnun olduğum çalışma şartlarım, ileride kısmetse alacağım pasaportun gücü ve ülkenin sahip olduğu prestij sebebiyle burada iş tecrübesi edinmiş birinin dünyanın her yerinde türkiye’ye göre çok daha az zorlanarak hayat kurabilecek olması şu anda beni burada tutan sebepler. şu an için, yukarıda bahsettiğim olumsuzlukları yaşamak, odak hedeflerimi elde edeceksem değer diye düşünüyorum. ancak burada uzun bir hayat yaşamak, burada yaşlanmak ve ölmek, işte buna hiç sıcak bakmıyorum.