1. (bütün sahneler yakın çekim.hiçbir özel efekt yok ve hep sessizlik)

    ekim:sonbahar yani.havuz veya bir su birikintisi veya bir göl ya da izleyende bu türden izlenimler bırakan herhangi bir görüntü..

    kalın gövdeli,uzun ağaçlar:dallar göğe doğru süzülüp bir yerelere kayboluyor.adları yok,yüzyıllar boyunca kimse farketmemiş onları.ağaçlar dalların görünmeyen kısımlarından habire yağmur gibi;kuru,sarı savruk,kavruk yapraklar gönderiyorlar yere,toprağa.

    genç kadın:bir çocuğa benziyor daha çok.sivilceleri yeni çıkmış;birkaç günlük.

    genç kadın yürümüyor aslında.genç kadın adımlarına söz geçeremiyor bir türlü.adımları onu hep toprağa çekiyor.

    toprak;bir çamurdan daha çok,yumuşak bir mermere benziyor;birkaç adım ötede.
  2. kız ölür, sevgilisi hapse atılır...*
  3. 15-20 dakika:

    mary banyoya girer, sıcak suyun akmadığını farkeder.. vanayı kontrol etmek için kapıyı açar o sırada aslında yanlış daireye gelmiş olduğunu farkeden tüpçüyle karşılaşır..*
  4. (kamera yüksekçe bir yerden bütün olanları seyrediyor,havada bulut yok fakat heryer güz ve duman ve figan..)

    süre:10 dk
    format:35mm düşlemece.

    genç kadın ,(filmdeki hep aynı kadın) yanağından süzülen damlaları yağmura okşatıyor.
    yağmur:en çok sevdiği,en çok tanığı şey..(sulusepken yağıyor,bir orda bir burda ..yeşilçam'ın tüm iptidiailiği kullanılarak,kamera da nasibini alıyor)
    varlığının resmini birçok kez gökkuşağı renkleriyle çizen görünmez bir el beliriveriyor.

    sonbahar:bu sefer sevgilinin başka bir yüzü oluyor.ateşten renkleriyle bir ayna tutuluyor kadının içine.i hiç olmamıştı ki ..genç kadının bunu hatırlıyor ve yüzünde esrik bir gülümseyiş beliriveriyor.ya da olduğunu hatırlıyor sonradan ve bu boşluğun dolmadığını anlayınca, tebessümünü sırıtmaya dönüştürüyor.

    ayna kadının içine bişeyler bırakıyor.siyah,gri gecede kelebekleri doluşuyor pencereden.bütün duvarlar penceredir şimdi ve her pencerede bir ay vardır.(kamera pencerelere zoom)
    genç kadın uyuyor.saatler,rüyalar birbirine karışıyor.uyku,genç kadının içindeki ışığını canlandırıyor..
  5. kamera hep aynı yerde o kadını bekliyor..
    genç kadın ise hep başladığı yerde bekliyor..bir heykele benzetiyorlar yanından geçenler onu ve üstelik hiç estetik değil . kirli oluşu, bekleyişinden..günlerin tortusu ve yılların kabuğu var genç kadının üzerinde.
    bir sigara yakıyor ve dumanını uzaklara savuruyor ekran aniden buğulanıp ağlıyor. .
    genç kadın heykelini gezdirmeye başlıyor. arasıra onu gölgelerden uzak tutmak için kendi oluveriyor. kendi olunca da bulunduğu mekan çok itici geliyor genç kadına. iticilik tam olarak tanımlayabildiği bir his değil. daha çok korkuya benziyor, korku ise ölüme..ölüm hiçbir şeye benzemiyor..ölmüşlerinin görüntüleri geçiyor film şeridi gibi..genç kadın , hiçbir şeye benzetemediği ölümden ürperti duyuyor o an irkiliyor, üşüyor yine hep olduğu gibi. .

    uzak: sevgili ve ölüm orda yaşıyor ..(orasının neresi olduğu hiç bilinemediğinden boşluk, sadece boşluk yansıyor ekrana)
  6. süre 5 saniyedir. erkek işer.
  7. çocuk birkaç yıl önce aynı lisede okuduğu bir kıza aşıktır, ama bir türlü kıza açılamaz. kız onu arkadaş olarak görmekte, ama çocuk bu gerçeği kabullenmek istememektedir. çocuk artık mezun olmuş, üniversite için istanbula gelmiştir. kız ise lise son'a geçmiş, üniversiteye hazırlanmaktadır. çocuk kız istanbul'a onun yanına geleceği için çok heyecanlıdır, ama daha kızın gelmesine 6 ay vardır. sonra bir gün kız, çocuğa tatil için istanbula geleceğini söyler. çocuk artık dünyanın en mutlu insanıdır, onu göreceği günü sabırsızlıkla beklemektedir, günlerce uyuyamaz, kızın yanında apışıp kalmamak, muhabbet edebilmek için kitaplar okur, heyecandan titrememek için spor yapar, yoga yapar. sonra kızdan bir telefon gelir ve kız söylediği günden bir gün sonra gelebileceğini söyler. çocuğun dünyası yıkılmıştır, ne yapacağını bilemez, koskoca bir 1440 dakika daha onu beklemek zorundadır. en iyisi uyumak der, vakit geçirmek için yapmadığı son şeyi de yapıp uyumak ister. o gün erkenden yatar. yatar yatmaz kendini civa dolu bir havuzun içinde bulur. nefes alabilmektedir ama bütün vücuduna civa dolmaktadır, gittikçe ağırlaşmakta olduğunu hisseder. sonra bir şey onu oradan alır ve denize bırakır. çocuk bütün o civanın ağırlıyla denizin dibine doğru batmaya başlar. birden dev bir balina gelir ve çocuğu bütün olarak yutar. çocuk içinde civanın verdiği ağırlıkla hiçbirşey yapamamaktadır ve balina da çocuğu bir türlü sindiremez, sonunda balina yüzeye yükselir ve tepesindeki delikten çocuğu fırlatır. çocuk birkaç saniye havada kaldıktan sonra bir geminin güvertesine düşer. gemide sadece kaptan vardır, hemen çocuğun yanına gelir ve çocuğa neler olduğunu sorar, ama çocuk hâlâ civayla dolu olduğu için konuşamaz. durumu farkeden kaptan gider, kamarasından bir içecek getirir ve bunu çocuğa içirir. birden bütün civa buhar olur ve çocuk düzelir. ardından kaptana kızdan ve başına gelenlerden bahseder. kaptan da ona kızı bulması için yardım edebileceğini söyler. çocuk buna çok sevinir. kaptan ona geminin bir ucunda oturmuş olan albatrosu gösterir ve bu albatrosun çocuğu nereye isterse oraya götürebileceğini söyler. çocuk albatrosun yanına gider ve ona kızın nerede yaşadığını söyler. albatros da çocuğa onu nereye isterse götürebileceğini söyler. çocuk bunun üstüne çok şaşırır ve kaptana bir bakış atar. kaptan da elindeki içecek şişesini gösterir. çocuk durumu anlar. albatrosun üstüne biner ve yola çıkarlar, kısa bir süre sonra da kızın evinin üstüne gelirler. albatros, çocuğa kanadından bir tüy koparmasını, bu sayede uçabileceğini söyler, çocuk da tüyü koparır ve aşağı atlar. gerçekten uçabilmektedir. hemen kızın odasının yanına uçar ve pencerenin açık olduğunu görür. içeri girer ve odada tatlı tatlı uyumakta olan güzeller güzeli aşkını görür. yanına gider ve diz çöker. kızın uyanacağından ve onu orada görüp korkacağından korkar. ama kız, usulca çocuğun ismini sayıklar ve yüzünde mutlu bir ifade oluşur. çocuk artık cennette olduğunu düşünür. sonsuza kadar orada olmak ister ve yere uzanıp uykuya dalar.
  8. karakterimiz, gün içerisinde tükettiği 1 kilo taze erik ve 2 tane haşlanmış süt mısırın etkisiyle yoğun bir karın ağrısı yaşamaktadır. derhal, bu ağrının dinebileceği tek mekan olan tuvaletin yolunu tutar ve rahatlama işlemine geçer. başlarda, içindeki yükten kurtulmanın verdiği mutlulukla gözü hiçbir şey görmez; ancak birden aklına o önemli konu gelir ve işlemin ortasında kafasını sola çevirmek suretiyle tuvalet kağıdının ne kadar kaldığını, yetip yetmeyeceğini kontrol eder; fakat o da ne? bomboş bir tuvalet kağıdı rulosundan başka bir şey yoktur karşısında! yaşadığı bu kısa süreli şok, sıçmaya devam edip etmeme konusunda ufak bir gelgit yaşamasına neden olur; ancak işleme başlamıştır bir kere. çıkan çıkmış, boka batan batmıştır. ara vermenin bir faidesi olmayacaktır. olan oldu artık diyip, tuvalet kağıdını bitirip, yenisini takmayan hıyara küfür ede ede boşaltım işlemini tamamlar. ve şimdi sıra o zor meseleye gelmiştir. önce ceplerini kontrol eder, sümüklü ya da sümüksüz bir peçete parçası arar; ama maalesef şanssız günündedir, cebinde hiç peçete yoktur. daha sonra, bitmiş tuvalet kağıdının kartonunu kullanayım der; fakat ondan da istediği verimi alamaz. kartonun hiçbir emicliği yoktur, tek çare boku sıyırarak almaktır; ancak sıyırma işlemi, işi iyice bombok etmiştir. artık götünde bokun bulaşmadığı tek bir nokta kalmamıştır. bu yolların hiçbiri derdine derman olamadığından son çare olarak, tuvalet kapısından kafasını çıkarır ve o an kulağını, mp3 playerından gelen müzik dışındaki seslere kapatmış olan arkadaşına seslenir : tuvalet kağıdıııı!!!

    'bundan daha acıklı dram yazarım' diyen varsa, çıksın karşıma…

    (bkz: sıçarken tuvalet kağıdının bittiğini farketmek)

alternatif kısa film senaryoları hakkında bilgi verin