şükela:  tümü | bugün
  • küçük yatırımcı devasa bir kütleye sahip ama hantal bir yapı gibidir topluluk halinde.. harekete geçirmek için gazlarsın, gaza gelirler ve koyun gibi aynı yere yönelirler.. hantal oldukları için hemen harekete geçemezler ve apaçık işaretlere rağmen aksiyon alamazlar.. zaten borsanın çalışma şekli de bunun üzerine kuruludur..

    altın konusunda bu özellik üzerine oynandı oyun.. bas bas bağırdılar tüm medya araçlarında, altın çok getirecek, uzun vadede en iyi altın vs diye.. o dev hantal kütle altına yöneldi ve o dev hantal kütlenin momentumu en tepedeyken max kazançla çekildiler.. kim diye sorma, gizli özne işte.. para kazanma amaçlı değil tassarrufunu değerlendirmek isteyip altına yatırım yapan bir çok kişi zararda.. onların parasını çekmek için yapılan bir oyundu bu zaten, başarıya ulaştı..

    aynı durum şimdi emlak piyasasında geçerli.. onu da en tabana yani hantal olan yapıya yaymaya çalışıyorlar.. ev fiyatları uçmuş, para kazanma amacı gütmeyen ama tasarrufunu tutmak isteyen veya ufak çapta yatırım yapmak isteyenleri çekmeye çalışıyorlar, ve bunu kredilerle 10-20 senelerini ipotek altına alarak yapıyorlar. sonra o balon da sönecek.. ama balon sönmeden çantasını doldurup uçacak bazı tipler.. olan yine o hantal olan büyük çoğunluğa olacak..

    zengin böyle daha da zengin oluyor.. para bu yüzden para kazandırıyor.. ufak ufak az olandan alıp zenginliğine zenginlik katıyor bazıları..buna da kapitalist düzen deniyor..
  • geçen hafta 90'dan aldığım için bu hafta 82'ye düşmüş olan orospu çocuğu. sarısını külçesini siktiğimin evladı. lan senelerdir %129837 kar getirdin de benim almamı mı bekliyordun amına koyduğumun oğlu?

    ayrıca internet şubesinden onaya bastıktan sonra "altın artık yarrağı yiyecek" haberi yapan medyanın da sülalesinin mezarına eşekler sıçsın.

    (bkz: basın yalan yazıyor şampiyon olmayınca)

    hatlar yandı bende amk. çok sinirliyim. haber yapmayın lan. sen de düşme artık sikicem.

    edit: hala düşüyor ayarını siktiğim 79 oldu.
  • diğer elementlerin arasından sıyrılıp nasıl maddî değer kazandığına ve günümüzdeki konumuna nasıl eriştiğine yönelik ufuk açıcı bir inceleme yayımlanan maden.

    insanın, altına olan tutumu biraz garip. kimyasal açıdan altın hiç de ilginç bir madde değil. diğer elementlere güçlükle tepki verir. fakat yine de 118 farklı seçeneğin bulunduğu periyodik tabloda, insanın, para birimi olarak seçtiği tek element.

    peki neden?

    mesela neden osmiyum ya da krom değil? ya da seaborgiyum?

    bu soruyu ilk soran kişi ben değilim. fakat kendimi, british museum’daki kolomb öncesi amerika’daki altın tasarımlar sergisi gibi ilgi çeken bir mekânda bu soruyu soran ilk kişi olarak düşünmek istiyorum.

    işte tam burada, ince bir şekilde altından dövülmüş bir zırhın hemen yanında university college london’da kimya profesörü andre sella ile buluşuyorum.

    sella, periyodik tablonun bir kopyasını çıkarıyor.

    tablonun sağ tarafına işaret ederek “bazı elementleri yok saymak oldukça kolay” diyor.

    “işte burada asil gazlar ve halojenler var. bir gaz hiçbir zaman bir para birimi olamaz. küçük bir şişe içinde para birimi olarak biraz gaz taşımak hiç de pratik değil” diyor. ve ekliyor:

    “bir etken de bu elementlerin renksiz olması. şişenin içinde ne olduğunu, nasıl bilebilirsiniz ki?”

    diğer iki sıvı element civa ve brom günlük sıcaklık ve yer çekimi düşünüldüğünde pek bir uygunsuz olurdu. ayrıca ikisi de zehirli. para olarak kullanmak için pek de güzel bir unsur değil. aynı sebeplerden arsenik ve onun gibi diğer maddeleri de kullanamazdık.

    sella, gözlerini periyodik tablonun sol tarafına doğru kaydırıyor. ve fısıldıyor:

    “bu taraftaki birçok elementi de yok sayabiliriz. alkali metaller ve toprak alkali metaller de çok tepkisel. birçok kişi okullarda sodyum ve potasyumu suyun içine damlatınca ne olduğunu hatırlar. önce bir kabartı ve sonrasında patlama. patlayıcı nitelikli para birimi çok da iyi bir fikir değil.”

    benzer nedenler diğer bir sınıf elementler için de geçerli. örneğin radyoaktif olanlar. paranızın sizi kanser etmesini istemezsiniz değil mi?

    geriye toryum, uranyum, plütonyum ve radyoaktif olarak parçalanmadan laboratuvar ortamında yapay olarak üretilmiş rutherfordyum, seaboryum, ununpentiyum, einsteinyum kalıyor.

    tabii bir de az bulunan toprak metalleri var ki, bunlar altından bile az bulunuyor. ne yazık ki, kimyasal olarak bunları birbirinden ayırmak oldukça zor. yani hiçbir zaman cebinizde ne olduğunu bilemeyecektiniz.

    bu bizi periyodik tablonun ortasındaki geçiş metallerine ve sonrasına götürüyor. burada 49 adet, adına aşina olduğumuz element karşımıza çıkıyor: demir, alüminyum, bakır, kurşun ve gümüş.

    fakat ayrıntılı olarak incelediğinizde hepsinin sakıncalı bir noktası olduğunu fark edeceksiniz.

    öte yandan sol tarafta titanyum, zirkonyum gibi sert ve dayanıklı elementler var. fakat onlar için de problem farklı: eritmek oldukça zor. milattan bin yıl önce bu maddeleri cevherlerinden ayırmanız için ayrıştırıcı kazanınızı yanınızda taşımanız gerekecekti. ve elbette böyle özel araçlar o zamanlar bulunmuyordu.

    listeyi 118 maddeden 8 maddeye kadar indirdik. platinyum, paladyum, rodyum, iridyum, osmiyum ve rutenyum. tabii ki ek olarak gümüş ve altın.

    bunlar soylu maddeler olarak biliniyor. çünkü diğer maddelerden ayrı durarak zor tepki veriyorlar.

    ayrıca oldukça da nadir bulunuyorlar ki, bu da para birimi olması için önemli bir ölçüt.

    eğer demir pas tutmasaydı, para için güzel bir kaynak olurdu. çünkü çevrede çok fazla var. ama çok büyük boyutlarda bozuk parası taşımak zorunda kalmış kalabilirdiniz.

    gümüş ve altın dışındaki tüm nadir elementlerde tam ters sorunlar var. çok az bulunuyorlar, bu yüzden çok küçük oranda taşımak zorunda kalırdınız, dolayısıyla da çok kolay kaybedebilirdiniz.

    ayrıca eritmek de oldukça zor. platinin erime noktası 1.768 santigrat.

    geriye iki madde kalıyor ki, bunlar altın ve gümüş.

    ikisi çok yaygın değil ama bulmak da fazla zor değil. ikisinin de görece olarak düşük erime noktası var ve böylece bozuk para, külçe, takı haline getirilmesi olay.

    gümüş havada çok ufak miktarda kükürtle temas eder etmez kararıyor. onun için altına böyle özel bir değer veriyoruz.

    altının bu kadar değerli olmasının nedeni, kimyasal olarak ilginç olmamasından kaynaklanıyor.

    altının bu durgun hali sayesinde, karmaşık bir tasarımla yapılan bir altın timsah bin yıl sonra da, londra merkezindeki bir müzede hiç bozulmamış halde bulunabilir.

    element eleme süreci, iyi bir para birimi ile ilgili bize ne anlatıyor?

    öncelikle altının varoluşsal bir değeri yok. bir para birimi, ancak biz toplum olarak anlam yüklediğimizde değerli olabilir.

    gördüğümüz gibi katı, taşınabilir ve zehirleyici olmaması gerekiyor. ayrıca adaletli bir şekilde, az bulunması gerekiyor.

    ayrıca altın, parlak sarı renkte. periyodik tablodaki tüm metaller ise, bakır dışında gümüş rengini taşıyor.

    bakır, havadaki nemle karşılaşınca yeşile dönüşüyor.

    ve işte altını özel yapan da bu.

    sella, "altının başarılı bir para birimi olmasının sırlarından biri bu" diyor ve ekliyor:

    “altın inanılmaz derecede güzel”

    peki, nasıl oluyor da halen altın, para birimi olarak artık kullanılmıyor?

    1973 yılında dönemin abd başkanı richard nixon'ın, dolar ile altın arasındaki bağı koparması bir dönüm noktası oldu.

    o tarihten beri tüm para birimlerine dolar üzerinden değer biçildi.

    nixon’un bu kararı almasının gerekçesi, aslında oldukça basitti: abd’nin altın stokları tükeniyordu.

    bu da altınla ilgili problemin ana nedeni. altının kaynağı ekonominin durumuna değil, maden ocaklarında çıkarılan stoklara bağımlı.

    16. yüzyılda güney amerika ve geniş altın kaynaklarının keşfi ile altının değeri düştü; diğer herşeyin fiyatıysa arttı.

    o günden beri sorun, bunun tam tersi. altının arzı çok sınırlı. örneğin 1930'deki büyük buhran’da altın stoklarını kullanan birçok ülke ekonomik krizden kaçabildi. bunu yaparak basılı paraya değer kazandırdılar ve ekonomilerini canlandırdılar.

    altına olan talep, bazen çok çılgınca olabiliyor. arzın sabit olması yüzünden de, altın fiyatları büyük iniş çıkışlar kaydedebiliyor.

    2001 yılında 260 dolardan işlem gören 1 ons altın, 11 eylül saldırıları sonrasında 1.921 dolara çıktı. şimdiyse 1.230 dolar civarında seyrediyor.

    bu da değerli bir madde için pek de istikrarlı bir özellik değil.

    belki de churchill’in dediği gibi, altın, para birimi olarak en kötü element.

    geride kalanların dışında...

    http://www.bbc.co.uk/…=socialflow_twitter_bbcturkce
  • siz sayın insanlar, keşke sizlere bi haber verseydim altın hızla düşcek diye, çünkü ben bir miktar altın aldım, çünkü bende bedevi şansı var, çünkü maaşallah dediğim çocuk 3 gün yaşamıyor, yok böyle dans.
  • sarı çiyan.
    uzun vadesini de sikeyim, kısa vadesini de sikeyim, dengesini de sikeyim, alan elimi de sikeyim.
    ancak durumu böyle ifade edebildim, özür dilerim efendim.
  • çok sevdiğim birisi yaklaşık iki yıl önce, altı haneli vadeli hesabını bozup altın hesabı açmıştı, gramı 107 liradan. çok dedim bu altın düşer, millet parayı vurdu, 107'den daha fazla yükselmez diye. beni dinlemedi, 2 yıldır aynı hesabı tutuyuyordu, bugün neyi tutuyor bilemiyorum.
  • oh olsun,
    kardan zarar edenler ağlıyor diyenlere soruyorum, cevaplarlarsa sevinirim,

    30 yaşımı geçtim,
    bu yaşıma kadar bu ülkede 2 tane resmi 1 tanede gayri resmi devalüasyon gördüm,
    tansu çillerin 5 nisan kararlarından sonra, mark borcu olan babamın işi battı, borçları ödeyebilmek için elde avuçta ne varsa satıp sıfıra çıktık,
    sonra malum ecevit, necdet sezer krizi, o zamanda yaşanan devalüasyondan sonra, elimdeki türk lirasının alım gücü düştü, bildiğin bir gecede aile olarak fakirleştik,
    son olarak geçen sene krizin bizi teyet geçmesine rağmen yaşadığımız %6 lık devalüasyon, (yok öle bir şey demişlerdi büyüklerimiz)
    her 5-10 senede bir silkelenip kendini düzeltmeye çalışan bir ekonomi içerisinde yaşıyoruz.

    benim birinci önceliğim,
    münferit tarihimden çıkardığım ders sonucu, kazanıp kenara koyduğum iki kuruş paranın değerini türkiye şartlarında koruyabilmesi,

    bu sebeple yılda elime geçen birikimlerimi altın olarak saklıyorum,
    hani kenara çok para koyduğumdan değil, kenara koyduğum altını bozdursam, (düşmeden önce) düşük modelli bir araç bile alamayacak paraya tekabül ediyor, yani ben yatırımcı değilim, derdim yatırım da değil, benim derdim, şu soktumun türk ekonomisinde paramın değer kaybetmemesi,

    bankaya para yatır derseniz, krizden ilk etkilenenler bankalar, ihlas finans, imar bankası, ege bank gibi örnekler varken ben nasıl banka hesaplarına güveneyim ?

    senelerdir, altın şubat - haziran arası ufak bir düşüş yaşar, düğün mevsimi yükselir, bu süre zarfında, insanlar düğün yapacaksa altın stoklar ardından düğün mevsimi bittiğinde tekrar elden çıkarıp bir döngü oluştururlar,

    altının bu kadar yükselmesi bana balon gelse ve hiç güven telkin etmese de, başka bir yatırım aracına hiç güvenmediğim için altında kaldım,

    çünkü altın düşüş ve çıkış grafiği, diğer yatırım araçlarına göre daha yüksek, hani herkesin altın uzun vadeli yatırım aracı dediği şey var ya o sanırım bu olay.

    son 2 gündür ileride kafama göre ev alma umudu ile kenara koyduğum paranın %20'den fazlası gitti,
    bu durum beni ortalama 2-3 sene geriye götürdü, bildiğin zarar ettim,
    zamanında paramı bankaya yatırmış olsa idim, bankaların hesap işletim ücreti, paranın bir şeye bağlanmayıp boşta durmasının verdiği rahatlık yüzünden yaşadığım zarar %40'dan fazla olacaktı.
    ben elimdeki altını düşüyor diye satmayacağım, hani satıp götüme sokayım desem beni tatmin edecek kadar büyük bir emtiya bile değil.
    özetle, kenara para koymanın, koyduğunuz paranın değer kaybetmeden durmasının bir yönteminin olmadığı ekonomide yaşıyoruz,
    dışarıda durum nedir bilmiyorum, adamların yatırım ve birikim derdinin olmayışı, gelecek kaygılarının olmayışı olabilir ama türkiye'de bu durum yok.

    şimdi sorum şu,

    "oh olsun" ,"karlarından zarar edenler ağılıyor", yazan arkadaşlar, bana yaptıkları birikimleri nasıl değeri düşmeden koruyabiliyorlar söylerlerse altına değil o yönteme yöneleyim.

    yoksa oturdukları yerden, ceplerinde ay sonunu çıkaracak paraları bile yokken, kırk yıllık ekonomi simsarı gibi yorum yapıyorlarsa yapacakları yorumu sikeyim.içlerinden geçeyim.
  • şu bir gerçek ki güvenilir liman falan değildir. geceyarısı belgrad ormanı gibi bi şeydir.
  • forex deneme hesabında iki hafta içinde 100.000 doları 30.000 dolara çevirmemi sağlamış metal. gerçek parayla bu işi yapmış olsam yarın milliyetin 3. sayfasına çıkardım. kalanıyla da cenaze masraflarımı karşılarlardı.
  • benim gibi çok küçük yatırımcı (kenarda duran para seviyesinde yani) için kârı realize etmenin ne kadar mühim olduğunu hatırlatan maden olmuştur.

    eylül 2010'da "altının ons fiyatı 1500 doları görebilir!" diye bir manşet görmüştüm, o vakit elimdeki paranın yarısını altına bastım.
    sonuç? eylül 2011'e kadar oransal olarak ayı gibi kâr ettim - bu nanenin onsu 1900 doları aştığında, benim de kâr oranım %40'ı aşmıştı. bu noktada benim gibi kaybettiği her kuruş kendisine koyacak bir kişinin yapması gereken "buradan 2500 doları görür hacıt!" türünden haberlere kulak asmayıp, kumarda kâr ettiğinde masadan kalkmayı bilmek gibi, altını elinden çıkarmak, yani kârını realize etmek olurdu.

    ben ne yaptım? yersiz bir açgözlülükle altını elimde tuttum.

    gün itibariyle de 1.5 yıl önceki %40 kârdan, %10 zarar pozisyonuna düşüp siki tuttum.

    kâra geçince masadan kalkmayan beynimi sikmek niyetindeyim.

    edit: spekülasyonuna soktuklarım sizi: http://www.radikal.com.tr/…id=1105881&categoryid=80