şükela:  tümü | bugün
  • yediginiz butun boynuzları bilirsiniz.

    ben hic aldatılmadım diyen yuz yasındaki kadınları gorunce icimden ne salak ve ne sanslısın diyorum.
  • yalan soylendigini bilirsin, yanildığını umarak kendinle bogusursun ama yanilmazsin.
    ters bir durum oldugunu sezersin, yok lan dersin terslik cok uzun surmeden ayyuka cikar.
    aldatilirsin bunu aninda cakozlarsin.
    işle ilgili bir durumu hissedersin pesi sira hislerin ortaya dökülür.
    altinci hissime tek sey söylüyorum ulan olecegim gunu de bileyim su ölüm olayini avantaja çevireyim.
  • altıncı hissi kuvvetli olmanın devantajı olmaz. yediğin boynuzları bilmek iyi bir şeydir. aldatıldığını "çakozlaman" iyidir. ama hiçbir zaman altıncı hissin kuvvetli olduğunu bilemeyiz çünkü nasıl bilcez. "ya" sorusu hep olur çünkü geleceği bilemiyosun ya. "altıncı hissim maalesef çok kuvvetli" bak cümle içinde bile olmadı.
  • heyecansızlık, tevekkül içinde olmak ve sonrasında da durmak, harekete geçmemeye başlamak, heyecansızlık.
  • bugüne kadar hiç yanıltmadı altıncı hissim.
    şöyle ki; normalde sosyal medyada hiçbir şey paylaşmayan bendeniz, cemal süreya'nın ölümle ilgili bir şiirini paylaşıyorum ve tam 1 sene sonra, aynı gün babamın cenaze namazını kaldırıyorum.

    bu sezgi de olabilir bilmiyorum ama birçok konuda altıncı hissim hep haklı çıktı.

    ve dezavantajı da şu; kendimi bildim bileli taaa ilkokul 1'den beri, 27 28 yaşında ölecekmişim gibi bir his var. şu an 25 yaşındayım ve işin garibi 2 sene sonra askere gideceğim, muhtemelen de yedek subay olarak.

    ve galiba ....
  • "söylesen tesiri yok, sussan gönül razı değil" ikileminde kalmak. hissetmenin ve sonra da haklı çıkmanın mesuliyeti. hâlbuki ne güzel demişler, cehalet mutluluktur, diye. keşke sezgimiz de o mutluluğun tadını, kıymetini bilse.

    yoğunluk ve sorumluluklarım dolayısıyla öyle her şeyi hemen fark edemem, biraz da insanlarla pek muhatap olmayayım diye mesafeli durmaya çalıştığım için pek çok duruma da bulaşmamış olurum. lakin bilhassa neye ve kimlere karşı dikkatli olmaya çalışırsam o meseleyle ilgili olabilecekleri önceden hissederim ya da işaretleri bir vesile ile gözümün önüne dökülür, yetmez, döner dolaşır, alakasız bir yerden suratıma bir tokat gibi patlar. en kötüsü de, o süreçte görmezden gelmeye çalıştıklarımı hiç "anlamadığımı" zannederek iyi niyet gayretimi sarsmalarıdır. buna rağmen, önceden, işler hem muhataplarım adına hem de onlara kıymet veren "güvenim" adına kötüye gitmesin, karışmadan ve kırıcı olmadan çözülsün diye dikkatli bir şekilde durumu toparlamaya, ilgili kişilerle ölçülü ve dengeli bir diyalog kurarak üstü kapalı bir şekilde uyarmaya çalışırdım; lakin son acı tecrübelerden birinde baktım ki, uyarıp korumaya çalıştığım kişiler yaptıkları hatanın farkına varacakları yerde suçluluk kompleksi ile "altta kalmamak için" garip bir şekilde suçlamalarda bulunup ahkâm kesme yoluna sapıyorlar, bu davranışları kendilerini gözümde daha da düşürdü, bırakalım dağınık kalsın deyip konudan da ilgili kişilerden de toptan uzaklaştım. çok geçmeden tam da anlatmaya çalıştığım tehlikeler başgösterdi, "haklı çıktım" diyerek sevinemedim bile, lakin insanlardan soğuduğuma üzülerek de olsa kenara çekilmemin ne kadar doğru olduğunu görmüş oldum.

    ama tabii o süreçte yanan dilim, normal zamanda zaten temkinli olan bünyemi daha çok dikkatli olmaya, tabiri caizse yoğurdu bile üflemeye mecbur bıraktı; artık çoğunlukla kör, sağır ya da "anlamamış" numarası yapıyorum, itiraf ederim. son zamanlarda fark ettiğim bir durumu tam da o yüzden gözlerimin önünden uzağa süpürmeye, görmezden gelmeye çalışıyorum; ne olursa olsun, ne yorum yap ne de laf arasında ustalıkla sorulup öğrenilmeye çalışılan detaylara bulaş, zira fark ettiklerin muhatabından daha çok soğumana ve insanlardan yine uzaklaşmana sebep olacak diye kendime içimden nasihat ve telkinler sıralıyorum. lakin bilinçaltı çok tuhaf bir köşecik, bu sefer de rüyaları devreye sokarak oyunlarını oynuyor, sabrı zorluyor...

    bu gece sabaha karşı tam da "olayların içinden" bir rüyayla boğuştum. gördüğü rüyaları pek de hatırlamayan bünyem, böyle "nadirlerin" başına açtığı durumları pek çok defa tecrübe ettiği için derin bir rahatsızlıkla uyanmak zorunda kaldı tabii. bir süre geri uyuyamadım ve o arada kendime, "ne görürsen gör, ne fark edersen et, bu defa sessiz kalacaksın, bırak kim ne hâli varsa görsün!" diye söylendim çaresiz. sonra beyin yorgunluğundan geriye sızmışım. lakin insafsız bilinçaltı o "ön gösterim" ile yetinir mi hiç! bir baktım, ikinci bölümü de haince devreye sokmuş, sabrımı eze eze hücrelerime işletiyor. pazar pazar da bir rahat yok anlaşılan deyip uykunun labirentlerini terk etmek zorunda kaldım.

    umarım bu sefer kendime telkinlerimin faydalı olduğunu görmüş olurum, umarım bu sefer geçmiş tecrübeler bir işe yarar ve "hissetmenin" ancak sıkıntı olduğunu, üstelik konuşmakla hiçbir şeyin çözülmediğini, aksine daha fena olduğunu "kimseye art niyeti konduramayan" gönlüme anlatabilmiş, hiçbir şeye de bulaşmamış olurum...
  • “kesin şunlar şunlar olacak” diye karşındaki uyarırsın, bunlar olduğunda sinirleneceğini söylerken sinirlenirsin zaten.

    sonra olacak dediklerin olur, karşındakine “o kadar uyardım, neden dikkat etmedin de bunların olmasının yolunu açtın?” diye sinirlenirsin bu kez.

    altıncı hissin kuvvetli olması bile bizi sinirlendirir. kaçınılmazdır.
  • spot yenildiğinde hızlı cover alınır
  • ortada hiçbir sorun yokken içinize o duygu yerleşir. önceden hissedersiniz ve artık eskisi gibi davranmanız mümkün değildir. karşı taraftan bakınca duygu durum bozukluğu veya başka herhangi bir psikolojik sorununuz varmış gibi durur. oysa siz sadece hissetmişsinizdir ve mantığınıza bu hissi kabul ettirmek için çabalıyorsunuzdur.
  • karşındaki insanın senin hakkında ne düşündüğünü bilmek insanı üzebiliyor.

    edit: bu bir koruma mekanizması değil. ve sürekli olmuyor. bazen sanki karşımdakinin düşünceleri sesli bir şekilde bana yansıyor. anlık bir şey. sonrasında da bunun sadece his olmadığını, gerçekten öyle düşündüğünü bir şekilde teyitliyorum.