şükela:  tümü | bugün
  • yazar, akademisyen ve sadık bir sivaslı olan ahmet turan alkan'ın yaşadığı şehir olan sivas'ı anlattığı harikulade bir şehrengizdir altıncı şehir.

    ötüken neşriyat tarafından 1991 yılında neşredilen eser, yazarı tarafından ahmet hamdi tanpınar'ın beş şehir adlı kitabına bir güzel katkı olarak kaleme alınmış. önsözünde ayrıca mitat enç'in uzun çarşının uluları adlı kitabına da bir gönderme vardır. bu kitap da gaziantep hakkındadır.

    nefis bir türkçe ile ve şehri tam ruhundan yakalayan bir hassasiyetle kalame alınmış bu eser zarif bir sivas biyografisidir. şehrin yaşadığı değişim aslında türkiye'nin yaşadığı değişim olarak pek güzel anlatılır. zaten alkan siyaset, tarih, sosyoloji ve edebiyat konularındaki yetkinliğini bu kitapta adeta konuşturur.

    sivaslı olmayan biri için bile bu kitap defaatle okunacak kadar güzel, hoş ayrıntılarla süslü nefis bir denemedir. bu geleneğin bir devamı olarak yine aynı yayınevinden, özkan yalçın tarafından yazılmış ve amasyayı anlatan yedinci şehir adlı bir kitaba da ulaşmak mümkündür. o da amasya'yı benzer bir üslupla sıcacık bir samimiyetle anlatır. mustafa armağan da aynı şehrengiz denemesini bursa için yapmıştır.
  • tanpınar'ı sivas'a tayin etmeyen bakanlığa sitemler ederek başlayan harikadır,
    ve sivas'tan bahseder gibi yaparken,
    'bir yerin yerlisi olmak' hissini gönlünüze nakşeder.

    90'ların başlarında yayınlanmıştır.
    ben de işte tam da bu sırada,
    istanbul'da doğan ve büyüyen biri olarak,
    aziz istanbul ve 5 şehir'i, hasbel kader, sirasi ile okumustum.
    üniversitenin ilk yılıydı 'kendi gök kubbemiz'i' ezbere biliyor, ve
    sinan'ın camilerini teker teker saklandıkları yerlerden bulup çıkartıyordum, kendi kültür dünyama.
    bu arada, bunda cemil meric'in parmağı da olabilir,
    yahya kemal biraz samimiyetsiz görünmeye başlamıştı gözüme.
    belki tahmin edilebilir, tanpınar, hatta necip fazıl bile yavaş yavaş 'out'
    ismet özel, mustafa kutlu 'in' oluyordu.

    nüfus cüzdanımda kayseri yazıyor, memur babam kendisinin adana'lı olduğunu söylüyordu.
    ve ailemin nişantasın'da dededen kalma apartman daireleri yoktu.
    üstelik her hesap ödenmesi gerektiğinde, her zaman kendileri ödemek istedikleri için,
    yazarın sivaslı hemşerileri ve erzurum'lu anne tarafı ile, kavga etmem gerekiyor,
    birazcık anadolu'lu oluyordum.
    fakat aynı zamanda, 12 yasında maçlara gitmeye baslayan en hakiki fenerbahce’lilerdendim.

    'bir yerin yerlisi olmak' yazısını okuduktan sonradır ki,
    sayesinde, hiç bir yerin yerlisi olmadığımı fark ettiğim kitaptır.
    ve iste böylece, 43 yaşıma kadar,
    herhangi bir yerin, gerçek yerlilerine karşı,
    kendimi biraz eksik hissetmeme sebep olandır.

    sivas özeli üzerinden, kaderleri aynılaşmak olan farklı şehirler adına üzer sizi
    türkçenin imkan tanıdığı ifade zenginliği ile keyiflendirir.
    şehir hakkında bir kaç söz daha okumak isterseniz (bkz: #57055143)
    peki çevresel psikologlar konuya nasıl yaklaşıyordur sizce? (bkz: #52962719)

    17 25 aralık editi:
    her gidi ahmet turan alkan, sen ne zaman,
    devletimizin çıkarlarını, milli birlik ve beraberliğimizi ve tüm muhakemesini
    amerika'da ikamet eden adamın cebine koyanlardan oldun da
    hepsinin en önünde bu işin bayrağını taşıyor,
    en zehir en zemberek lafları sen ediyorsun?
    inanmak mümkün değil.
  • beş şehir e yapılan sivas naziresidir.
    çocukluğunu sivas'ta yaşamış olanlar için kitapta bahsi geçen mekânların bambaşka bir tadı olduğunu düşünüyorum. ahmet hocanın hamam ve leğende yıkanma anılarından sonra en son ziyaretimde merak edip paşa camii'nin çaprazındaki o hamama uğradım ama anlatıldığı halinden pek eser kalmamış. dört bir tarafı kuşatılmış, kubbeleri betonlanmış, duvarları boyanmış...
  • içinde şöyle bir cümle barındırıyor:

    "bulutların nereye gittiğini merak eden çocuklar, yaşanmış ve yaşanmamış zamanların da nereye gittiğini merak etmezler mi? sahi, nereye gider zaman?"