şükela:  tümü | bugün
  • altın silsile (kuddise sirruh)

    ali akben ve sefa saygılı doktorların, gazetemizin ikinci sahifesindeki “izlenimler/özbekistan” başlıklı seyahat yazılarını takip ettiniz mi bilmem?

    hâtırât ve seyahat yazıları benim dikkatimi çeker. serinin ikinci günkü “erenler diyarı buhara” başlığı daha da dikkatimi çektiği için, özenle okudum.

    niye mi daha çok dikkatimi çekti?

    bizde de azıcık erenlik var da onun için. soyadım da öyle ya...

    kayserilinin, “okuma yazma bilmem de, övünmek gibi olmasın ama kayseriliyim” dediği gibi, övünmek gibi olmasın ama, biz de erenlerdeniz işte.

    değerli okuyucular, tabiî ki bu işin esprisi. mühim olan gerçekten erenlerden olabilmek. ama biz değilsek de dedelerimiz erenlerden. meselâ, topkapı surdışında, merkez efendi camii haziresinde türbesi bulunan ve neredeyse bütün istanbulluların tanıdığı merkez efendi hazretleri, zamanındaki etyemez dergâhı’nın şeyhinin damadıdır. biz, sülâle olarak etyemez şeyhlerinin torunlarıyız. hiç olmazsa, o zatlardan kalan “eren” soyadını taşıyoruz.
    büyüklerimizden, derviş dedelerimizin hallerini dinleye dinleye büyüdük. o bakımdan, allah’ı zikredenlere daima saygı ve hürmet duyduk/duyarız. zamanımızdaki çoğu bozuk olan tarikat erbabına bakıp da, yanılarak bütün zikir erbabını kötülemek yanlışlığına şükürler olsun düşmüyoruz.

    ali akben ve sefa saygılı doktorların, “erenler diyarı buhara” başlıklı yazısını okuduğunuzu umarak hatırlayalım: demek ki, tasavvuf ve tarikat diye bir gerçek var. bu yolla yapılan nice hizmetler de olmuş. hatta o hizmeti yürütenler, müslümanların kalbinde o kadar güzel bir yer işgal etmişler ki, onlara “zilsiletüz zeheb/altın silsile” denilmiş. yani altın zincir...

    altın zincir denilmesinin de sebebi var. zincirin bütün halkaları birbirine bağlı olduğu gibi, bu altın silsileye (zincire) mensup zatların her biri diğerine bu mukaddes vazifeyi teslim edegelmiş.

    doktorlarımız, buhara’da bu silsileden 7 tanesinin kabirlerini ziyaret etme şerefine ermişler. şu zatların kabirlerini: yusuf hamedânî hazretleri’nin en büyük halifesi olanabdülhâlık gücdüvân, arif rivegerî, mahmud incir fağnevî, ali râmitenî, muhammed bâbâ semmâsî, emir külalve evliyalar şahı muhammed bahâüddin şâh-ı nakşibendhazretleri (kaddesallâhü esrârahüm)

    her biri büyük tasavvuf önderi olan bu mübarek zatları anlayamayan ve tanıyamayan bazı kimseler, onların peygamberimiz (sav)’e duydukları hürmetleri de anlayamıyorlar.

    anlayamayabilirler; anlayamadıklarıyla kalsalar normal. ama, “tasavvufçuların peygamberi” diye başlayarak, onların yanlış bir peygamber inancı taşıdıklarını söylüyorlar.
    efendim, tasavvufçular hz. peygamber’i adeta buharlaştırıp bir “enerji bedene” dönüştürüyorlarmış. daha? onlarınki, nur-u muhammedî felsefesine dayalı irfânî peygamber anlayışı imiş.

    bu suçlamanın biri doğru biri yanlış. hz. peygamber’i enerji bedene dönüştürdükleri kökten yanlış. isbatı ise tasavvuf erbabı olan binlerce âlimin eldeki ve kütüphanelerdeki eserleridir.

    “nur-u muhammedî” tasavvuru ise doğrudur. kendilerine soralım. acaba kendileri muhammedî bir nurun varlığını kabul etmiyorlar mı? hz. peygamber bir nur değil mi?
    bir tasavvuf büyüğü olan abdülhâlik gücdüvâni hz.’nin oğluna öğüdüne bakalım:

    “tüm hayatında ilim, edep ve takvâ üzerinde ol ve hiç kimseyi hor görme. insanlarla da çekişme. gösterişten uzak ol. az ye, az uyu ve az konuş.”

    onları tenkit edenler, şu öğüdün her kelimesine bir bakmalılar. ilk önce ilme vurgu yapıldığına. tasavvuf büyükleri hem kendileri ilim sahibiydiler hem de ilmi işte böyle tavsiye ediyorlardı. yani onlarda hem ilim vardı hem nur. ilmi olsa bile, nuru olmayanlar elbette onları anlayamayacaklardır.

    yukardaki öğütte, “insanlarla çekişmemek” de tavsiye ediliyor. tenkitçilerse, diğer insanları bırakın, müslümanlarla çekişmeyi bıraksalar da başka meselelere baksalar ne kadar iyi olacak.

    “peygamberimiz’in tasarrufunun artık devam etmediğini” bile söyleyebilen bu kimseler, karşılarında çetin ceviz görünce kurnazca dönüş de yapıveriyorlar. bu ne derece bir samimiyetse!

    (bkz: ali eren)

    * * *

    hz. ebu bekir r.a.
    selman i farisi r.a.
    muhammed bahaaddin sah i naksibend k.s.
    imam i rabbani ahmed faruki es serhendi ks.
    selahuddin ibn-i mevlânâ si râcüddin k.s.
  • altun silsile denmesinin sebebi, silsilenin bilinenin aksine sadece hz. ebubekir(ra) değil, aynı zamanda hz. ali'den de gelir.

    cafer-i sadık(ra), hz.ali'nin ve hz.ebubekir'in(ra) torunudur. tüm nakşi silsilelerindeyse kendisi vardır.