şükela:  tümü | bugün
  • bilgeliği sinyal vermeden sollamış tabutta rovaşata repliği
  • mahsun süpertitiz beyin bir kelamıdır..

    benim şahsen, kendisine bir "hakiki taşbaş", bir "öz taşbaş" diyesim geliyor, dedim..
  • kalp çarpıntısı yapan bir eserdir. başarılıdır, her ruh haliyle dinlenmemelidir.
  • babazula... tabutta rövaşata... tavuskuşu çalarım... beyaz araba çalarım... sen götür beni nolursun... seni o arkadaşların götürsün... bazen diyorum benim de böyle bi yerim olsa... mahsun mahsuuuuuuun...
  • filmin cekildigi kahvede denize dogru bakarken, istem disi kafamda surekli tekrarlayan soz yumagi.
  • normal şartlarda asla tahammül gösteremeyeceğiniz kişiye, aşırı yalnızlık ya da çaresizlikten dolayı katlanmak zorunda kaldığınızda kendi kendinize telkin ettiğiniz cümle.
  • antitez olarak (ara: iyiydi de çevresi kötüydü)
  • belki basit ama ne kadar içten, önemli ve huzur dolu bir repliktir bu...
    (bkz: tabutta rövaşata)
  • yok yok, yazar olan arkadaştan bahsetmiycem (eminim nicki kadar güzel bi insandır, öperim gözlerinden) ya da güzeller güzeli tabutta rövaşata filmine de değinmiycem; ben direkt bu cümle üzerinde durucam ve cümleyi tanımlaycam: şu an söylemekten çok zevk aldığım cümle.

    hayata genel olarak olumsuz yanlarından bakan bi insanım. napayım öyleyim? anne babamın çocuğuyum ben, genlerim onlardan gelme. bundan zevk alıyor muyum? kesinlikle hayır! hatta tiksinirim bunalımı bi zırh gibi üstüne giyinmiş insanlardan. bile bile lades demelerinden tiksinirim. bunalımı bir hayat tarzı olarak yaşamalarından tiksinirim. ulan bunalım hayat tarzı olabilir mi? 'napayım öyleyim deme' bana. bunalım bilinçli bir şekilde yaşanabilecek bir şey değildir ki! sürekli şaşkın şekilde dolaşan bi adama rastladınız mı hiç? 'şaşırmak benim hayat tarzım' derse ne kadar inanırsınız ona. bir hamsi kadar bile iziniz yok şu dünyada. şu sizin nefret ettiğiniz gri bulutlu, iğrenç ruhlu insanların yaşadığı ve sizin asla kendinizi ait hissetmediğiniz konusunda atıp tuttuğunuz dünyada.

    bu dünya iyidir. kötü olsa bile iyidir. tamam çok ısrarcısın, o zaman senin dediğin olsun: bu dünya kötüdür -ama arkadaşlar iyidir.

    çok ileri gittim, çok ileri gittim... bu kadar çok söz sarfetmemeliydim... araştırabilirsiniz, hayvan ara dan hırs yapıp tüm entrylerimi okuyabilirsiniz, tanıdıklarımla ilişkiye geçip geçmişi öğrenebilirsiniz; ben saklarsam rezil olurum sakladıklarımdan. o yüzden açık açık konuşayım. ben taklitçiydim. ben özentiydim. güzelim bi yaşamım olmasına rağmen, nendense ben, kentsoylular gibiydim: rutubet tutmuş ve unutulmuş. böyle olmak istiyordum. anlaşılırdım ve sevilirdim; bunlardan zevk almama rağmen anlaşılmaz ve dışlanmış olmak isterdim; yok istemezdim aslında içten içe ama prim yaptığından dolayı öyle olmuşum gibi farzederdim, karşıdakine öyle aksettirirdim. saklamıyorum, bi gün sırf şekil olsun diye bunalımdan okul tuvaletine gidip dersin ortasında yanımda traş bıçağımla, sınıfa gömleğimin kolları kan içinde geldim. allahım utanıyorum, utanıyorum ama devam edicem. saçlarımı uzattım ve yıkamayı reddettim. sıramın üstüne suicide is painless - the bright side is suicide, last time i committed suicide, i hate myself and i want to die yazdım; intihar eğilimleri olan biriymişim gibi. ailemden nefret ettim, nefret edilecek kişiler olmamalarına rağmen çünkü aile - çocuk ilişkisinin olumsuz olması ne muhterem bir şeydi. insanların kalbini kırdım, pek çok kişiyi üzdüm, kendime hasar verdim. bu bunalım özentiliğinden dolayı gencecik ve körpecik bedenime öyle şeyler çekip ya da içip zararlar verdim ki harbiden ölüyodum nerdeyse. ha siktir lan! oysa şimdi ne diyorum: ha siktir ulan! yaşamak ne güzel şey çünkü arkadaşlar iyi.

    işin asıl kötü tarafı yaptıklarımın farkında olamayacak kadar mankafa olmam. harbiden mutsuzmuşum gibi hissettiğimi düşünyordum. gerçekten mutsuz olduğuma inandırmıştım kendimi. roll dergisinin sayfalarında yaşıyordum mutsuzluğu... odamda asılı kurt cobain posterindeydi yaşamın kaynağı. pink floyd un duvarlarını örüvermiştim çevreme ve kendimi kaybetmiştim. elbet gençtim. aradan yıllar geçti. geride kaldı her şey. aslında biraz da ondan yazıyorum böyle rahat. kendime geldim bundan çok zaman önce neden çünkü arkadaşlar iyidir.

    peki şimdi dünya çok mu güllük gülistanlık bir yer. yok be anasını satayım. siktiğimin dünyası işte ne zaman güzel olmuş ki şimdi olmuş. kime karşı yüzdeyüz iyiymiş dünya? herkes için bokluklar var. herkesin üzüntüsü ayrı: faşistinin de komünistinin de, aydınının da muhafazakarının da, şehirlisinin de köylüsünün de... herkesin üzüldüğü ya da acı çektiği şeyler hep mevcut.

    ama mutluyum ben. hergün üzülecek bir neden bulsam da ya da zaman zaman çok acı çeksem de. çünkü lisedeki ben yok ki. ben varım ben. saf ben. beni üzen şeylere üzülüyorum, beni sıkan, beni sarsan şeylere... öyle olmak için öyle değilim.

    arkadaşlar iyidir diyorduk di mi; öyledirler öyledirler.. pardon evet:

    taşşak geçmek! arkadaşlar taşşak geçer. her şeyle taşşak geçerler. bilirsiniz öyledir onlar.

    elbette ben de birilerinin arkadaşlarıydım, nasıl birileri benim arkadaşımsa. arkadaşlarımla taşşak geçerdim. hala da geçerim. zevklidir çünkü taşşak geçmek. eğlendirir. düşünün taşşak geçecek bi arkadaşanız olmasaydı hayat ne boktan olurdu. karşı tarafın seninle taşşak geçmesine izin vermek ve senin de onunla taşşak geçebilmen ne güzel şeydir. rahatlatıcıdır. şimdi arkadaşlar iyi değildir kim diyebilir?

    evvel zamanın bi lahzasında biriyle tanıştım ve zamanla arkadaş olduk. adam nasıl taşşak! ama en çok kendisine taşşak! kendisiyle bu kadar eğlenebilen, kendi kendine taşşak geçebilen birine hiç rastlamamıştım. bu benim bildiğim taşşak geçme adabına pek uygun değildi. çünkü ben birileriyle taşşak geçerdim, onlar benle taşşak geçerdi, sonra ben yine onlarla taşşak geçerdim ve onlar yine benle taşşak geçerdi... ama bu adam en çok kendisiyle taşşak geçiyordu ve biz diğerleriyle taşşak geçenlerden daha taşşaklı bi tarzı vardı. ben ne dedim? özentiydim! başladım ben de kendimle taşşak geçmeye. bi geç, iki geç, üç geç derken... tanrım: insanın kendisiyle taşşak geçmesinin dayanılmaz hafifliğini yaşamaya başladım. her kendimle taşşak geçişimle bana ait olmayan bir şeyden kurtulmuş oluyordum. bunalım zırhı darbe almıştı ve taşşakların ona çarpa çarpa zırhı parçalamasını artık kimse engelleyemezdi. özgürleşiyordum, sonsuz kırlarda çırılçıplak kalmıştım. ben artık ben oluyordum. ve bu onun sayesindeydi. çünkü arkadaşım iyi biriydi. taşşaklı biriydi. ben de artık gerçekten taşşaklıydım.

    offf... vay be. şimdi bakıyorum da eski günlere... gülümsüyorum içten içe... diyorum neler yaşamışım işte...bir tek ben değilim bu gezegende...iyi insanlar da var onun içinde....

    minnet etmek gerek. minnettarım. hayatıma pek çok insan girdi. pek çok boktan diye tabir edilen şeyler yaşadım yaşıyorum. ama şu arkadaşlar yok mu. onlar sayesinde yeniden doğuyorum. onlarla öğreniyorum her şeyi. iyiyi de kötüyü de. kötü bi arkadaşın size zararı nedir? kısa vadede üzer ama uzun vadede bi daha aynı hatalara düşmeyeceğinizin garantisini de yine onlar sağlar. demek ki kötü arkadaşlar bile iyiymiş. iyi olanlar zaten iyi ve onlar iyi oldukça ben daha iyi biri olmak istiyorum. var mıdır bundan güzeli; size kendinizi daha iyi biri olmaya neden olabilecek kadar iyi insanların olması...onları seviyorum. evet kabul ediyorum dünya kötüdür ama arkadaşlar iyidir. arkadaşlar, dünyadan daha geniştir. daha manevidir. arkadaşlar iyiyse dünyanın kötülüğü nedir? hiç birşeydir.

    hiçbir şeydir....