şükela:  tümü | bugün
  • latince amat (sevmek) fiilinden tureyen, terim olarak "yaptigi i$i seven, sevdigi icin yapan" anlamlarina gelen kelime.

    amator olarak yaptiklari i$lerden herhangi bir gelir elde edilmez ayrica ..
  • ersin karabulut'u seviyorum. orta alt sınıf yaşantısına dair detaylar o kadar güzel hönkürüyo ki eserlerinden... yıllar ve yıllar sonra sevgili karabulut'un eserleri bir dönemin gençliğinin sosyolojik, ekonomik, psikolojik ve dahi siksolojik miksolojik anlamda bulunduğu yeri tam olarak yansıtacak, çağının ötesine uzanacak, tarihçilere veri sunacak işler bence. boru değil yani.

    bu hikayesinde de aslında kendini çizmeye adamış bi amatörü değil orta sınıf yaşantısı içinde kıyısından ulaşıp ancak hafif aralık kapısından içeriyi dikizleyebildiği ve "bi çıkış yolu" olarak gördüğü "karikatürist yaşam tarzına" ulaşmayı arzulayan hepimizin bir zamanlar olduğu gibi angut ve bir o denli saftirik bi arkadaşı işliyor. mesajı da çok net veriyo bence: özenen arkadaş, senin olayın çizmek, üretmek değil, takıntın bu değil. arzuladığın, hayatın seni içine gömdüğü yaşayış biçiminin ötesine atlamanı sağlayacak bi yol, bi şey. yalçın ve meriç karşılaştırması üzerinden olayı algılamak daha da kolay olacak: meriç, bu hayatın içinde gerek bulunduğu sınıf gerekse doğal nitelikleri ve kazanımları ile yalçın'ın ötesinde bi yerlerde. zira yaptığı şeye zaten entegre, yalçın gibi "kovalamıyor". yarı belçikalı olması, mimar sinan'da resim okuması, tarzı ve tavrıyla orta alt sınıf insanının ötesinde zaten bu yaşam tarzına adapte olmuşluğu... adam çizer olmasa da yalçın'ın yaşamayı istediği şeyleri direkto yaşayacak zaten. hadise burada kopuyor.

    yalçın bayrampaşa'da oturuyor. sosyal çevresi tamamen bu olaylardan bağımsız. standart bir türk ailesinin genç bi ferdi. aynı ersin gibi, umut gibi, bi dönem bu işlere heves eden benim gibi... karabulut ayarı çok net veriyor: sen bu değilsin, buraya entegre olma ihtimalin yok değil fakat kafandaki şey iş değil, bi başka yaşam tarzına angaje olmak. aybike gibi bi hatuna çakmak, gece dergide sabahlamak, "çizerlik" titrinin sana sosyal yaşantında katacakları zart zurt. halbuki olay çizmek istemek, bunu yapmak ama illaki bunu yapmak, çalışmak, orijinal bir şeyler ortaya çıkarmak.

    ben çizerlik arzumu yıllar evvelinde bıraktım. sözlük olaylarına bulaştığım zamanlara denk gelir herhalde. sonra yazar olmak istedim. mühendisim, kimyasal hammadde satan bi firmada bi şeyler yapıyorum. para kazanmak zorunda olduğum için sürdürüyorum bu durumu. sıkıcı bi hayatım var tabii. uzun süreli bi ilişkim var, kızı seviyorum, birkaç yıla evlenirim herhalde. ortalama bir insan olmak yolunda adımlar kendiliğinden atılıyor, uğraşmıyorum bile.

    hala en büyük hayallerimden biri bi gün bu debelenmeyi bırakıp yazarak, çizerek hayatımı minimal düzeyde idame ettirecek mangırı kaldırmak, yaşamımı okuyarak, dinleyerek, izleyerek kazanmak. muhtemelen hiçbi zaman gerçekleşmeyecek çünkü bunları yapabilecek ne obsesyona ne de çalışma azmine sahibim.

    bu öykü yukarıda anlattığım durumu tahlil etmemi daha bi net sağladı diyebilirim. sevgili karabulut'a saygılarımı sunuyorum.
  • her şey latince 'amare'* fiilinden türetilen 'amatorem'*** kelimesiyle başladı.. dilden dile evrim geçirdi. türkçe'ye ise 'amatör' olarak yansıdı.
    kelimenin türk dil kurumu (tdk) sözlüğünden anlamına bakıldığında, birşeyi beceremeyin, çelimsiz, başarısız gibi küçümseyici, aşağılayıcı bir anlama sahip olduğu belirtilmekte.
    geçmişe şöyle bir uzanmak için bir kelimenin etimolojisini araştıran online etymology dictionary fasilitesine bakıldığında, amatör ya da eş anlamlı hevesli* kelimelerinin küçümseyici, aşağılayıcı anlamlara sahip olması 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir vakıa olduğu öğrenilmekte..
    oysa ki amatör, kafa leyla halde o işe sarılan hevesli bir kişidir be sözlük. nereden nereye..
  • ersin karabulut un yerli bakuman denemesidir,

    tabi onunla kıyaslamak pek mantıklı diil. sonuçta mangalardaki hikayeler yer sıkıntısı olmadığından daha derin oluyor. ve mangalar bir kişinin elinden çıkmadığı için daha mükemmel oluyorlar. ama ersinde gayet güzel bir iş çıkarmış. sonu da bence mükemmel bir mesajla bitiyor.

    uyarı: spoiler!

    şimdi yalcın ilk bölümlerde uykusuz dergisine gidiyor. çizimlerini gösteriyor sonra hatta yılmaz arslantürk aradığında (dergiye uğrasana filan) aybikeyi arıyor ilk. benim buradan anladığım aybikeye kendini kanıtlamak için karikatürist olmak istiyor gibi...

    hikayenin sonunda da aybike ile sevgili oluyorlar ve yalçın asıl istediğini elde etmiş oluyor. yalçın karikatür işine gerçekten tutku ile yaklaşsaydı daha uzun bir hikaye ile karşılaşabilirdik. kısaca ersin bizi kız tavlamak için dergiye girmeye çalışan amatör kılıklı bir denyonun hikayesini anlatmış haftalardır.

    spoiler bitti!

    bu hikayede fena diil ama ben daha tutkulu bir amatörün hayatını okumayı tercih ederdim. hatta daha teknik detaylara da girilebilirdi, eğer ersin karabulut bunu okuyorsa bakumanı izlemesini tavsiye ederim... hatta du link vereyim belki görür la :p
  • dün arkadaşımın rol aldığı bir tiyatro oyununa gittim. tamamen amatör bir grup insanın bir araya gelip, çalışıp, didinip çıkardıkları bir oyun. oyunda emeği olan herkesin, ayrı bir işi gücü, meşgalesi var. ortak özellikleri; tiyatroyu sevmeleri ve sahnede olmak istemeleri...
    bana gelirsek; tiyatro ile en yakın olduğum dönem, ortaokulda yıl sonu oyununda suflör olmamla başladı ve bitti. belki, kurstan kaçıp provalara gittiğimi belirtirsem, tiyatro beni biraz sevebilir. ama onu tamamen kandıramam, çünkü iyi bir tiyatro izleyicisi değilim. şans eseri, son birkaç haftadır hiç gitmediğim kadar tiyatroya gittim. haluk bilginer’in son oyununu* da izledim, erdal beşikçioğlu’nun "bir delinin hatıra defteri"ni de... ama buraya geldiysem eğer; sebebi o oyunlar değil, dün izlediğim oyundur. çünkü, bütün o “pürüzsüz” oyunların yanında, alabildiğine eğri büğrü, olabildiğince yamuk yumuk kalışına vuruldum. bu kadar amatör olamaz, daha fazlası da olamaz, dedikçe amatörleşen bir avuç insanın çabasına ortak oldum. yarıda kesilen şarkılar, unutulan replikler, sahne geçişlerindeki karmaşa, dekorsuz sahne, uydurma kostümler, oyun sonunda sahnedeki duygu yüklü konuşmalar... hepsini, ama hepsini severek izledim, gözlerimi kırpmadan.

    amatör olarak atılan adımları, ayrı ayrı sevdiğimi farkettim sonra. çok iyi bildiğim bir his olduğu için belki... hani; elini kolunu nereye koyacağını bilemezsin de, sağa sola çarpıp durursun. hani; kelimelerinin başını, sonunu, ortasını ince ince hesaplamadan, içinden geldiği gibi sıralarsın. hani; hareketlerini kısıtlamadan, kısaltmadan, varacağın yeri düşünmeden, sadece gideceğin yola bakarsın. hani; önündeki seçenekleri tartıp durmadan, bir kefeden alıp diğerine aktarmadan, gözünü karartırsın. hani; insanlar güleceklerse gülsünler, acıyacaklarsa acısınlar, dalga geçeceklerse geçsinler, umurumda değil deyip sen de sahneye fırlarsın.

    (yaparsın, değil mi?)

    bakmayın; benim de elim kolum morluklarla dolu, ve üzerine bastırdıkça canım yanıyor. sarfettiğim kelimelerin, duvarlara çarpıp bana geri döndüğü çok oluyor. hoplaya zıplaya, acele etmeden hareket ederken, sırılsıklam ıslanıp yolun yarısında kalakalıyorum bazen. gözümü karartayım derken, tökezleyip düşmüyorum desem de yalan olur. bunlara bakan tdk da, fırsatı kaçırmıyor ve bana “acemi” diyebiliyor, üstüne “beceriksiz” diye de ekleyebiliyor. üzülmüyorum, varsın olsun. çünkü; bu acemiliğin ve beceriksiziğin köklerinde sevgi yatıyor. ben de, fırsat buldukça onun yanına uzanıyorum...

    (bkz: #419543)
  • yaşamın büyük kavramları ve olayları yalnızca uzmanlara, onların görüş ve açıklamalarına bırakılamayacak kadar değerlidir. bir uzmanın engin bilgi dağarcığının arkasına saklanıp ondan görüş bildirmesini, açıklamalarda bulunarak biz uzman olmayanları aydınlatmasını beklemeyi daha ne kadar sürdürebiliriz ki? gizemli olayları ve tuhaf kavramlarıyla yanıt beklemektedir yaşam, aydınlatılmak ve kurtarılmak istemektedir ve bunu sadece uzmanlardan değil, herkesten bekler.

    profesyonellerin uğraştığı konular, o konular hakkında sahip oldukları birikim ve zamanla belirginleşen bakış açıları vardır. oysa yaşam ne herhangi bir bakış açısına hapsedilebilecek kadar küçüktür ne de uzmanlar ele aldıkları konuları tümüyle aydınlatabilecek kadar insanüstüdürler. üstelik onlar uzman oldukları için bir ya da birkaç konu hakkında perspektif çizebilirler. son derece karmaşık olan yaşamsa uzmanın bakış açısını dumura uğratmak üzere tesadüfü devreye sokar her seferinde. o zaman devreye başka bir uzman girer ve ilkinin kaldığı yerden sürdürür açıklamaları. yaşam her ne kadar hep birkaç adım önde olsa da ve uzmanlar asla kazanamayacaklarsa da, yaşamın tesadüflerini altetmek üzere uzmanların giriştikleri bu mücadele inanılmazdır. uzmanlar olmasaydı ne durağanlığından sıyrılabilir ne de yeni enigmalar yaratabilirdi yaşam.

    uzmanlar giderek çoğalıyor. önceden her konunun bir uzmanı, birkaç konuda birden uzmanlaşabilen bilge insanlar varken şimdilerde aynı problem on farklı uzmana paylaştırılıyor ve her biri üzerine düşeni yapıp gerisini iş arkadaşına devrediyor. tüm bunlar olup biterken uzman olmayanların hali ne olacak? bir uzmandan diğerine sürüklenip duracak mıyız? bence buna mahkum değiliz. yaşam o kadar parçalanabilir bir şey değil.

    amatör uzman olmayandır. bir alanda profesyonelleşmediği için tüm alanlar açıktır ona. merakının tetiklediği öğrenme hevesini kaybetmediği sürece neyle uğraşırsa uğraşsın içinden gelerek uğraşacaktır onunla. içimizden gelen şeylerle sınırları önceden belirlenmiş uzmanlık arasında bir fark vardır ve sahip olduğu esneklik sayesinde uzmanın es geçtiği karanlık bir ayrıntıyı dönüştürebilir amatör.

    bir amatör olmanın şöyle bir güzelliği de vardır ki, uğraşı alanınızı iş edinmediğiniz ve ona yaklaşırken iş yaşamının hırs ve rekabetlerinden uzak kaldığınız, konuya sadece merak ve sevgiyle yaklaştığınız için bir uzman kadar yorulmazsınız. belki daha az şey bilirsiniz, tanınma olasılığınız yok denecek kadar azdır, ciddiye alınmama gibi "riskler"i vardır amatörlüğün ama bunlar aklınıza bile gelmez eğer sahiden amatörseniz.

    amatör ve çocuk kelimelerini yanyana getirebileceğimiz kanısındayım; çocuğun keşfetme tutkusunu yetişkinliğinde de yitirmemiş olan kişidir amatör. keyif aldığı şeyle uğraşır ve gerisini tıpkı bir çocuk gibi "bu bana göre değil" diyerek kenara atar, başkalarına, yaşlı uzmanlara bırakır.

    uzmanlık alanları yalnızca konunun uzmanlarına, yaşamsa herkese açıktır. öğrenmek, denemek, keşfetmek isteyen için yaşam yollarının bir sonu yoktur. üstelik yaşam bunları bir seçenek olarak değil, sorumluluk olarak da talep eder insandan; yaşamının şifresini çözmek için çaba göstermelisin.

    o halde uzmanların arkasına sığınmaktan vazgeçersek ve onların açıklamalarını da yorumlardan biri olmak dışında bir yere koymazsak iyi etmiş oluruz. "aklını kullan" diyen kant aklımda; akıl sadece uzmanlara özgü değildir. benim gözümde bir amatörü uzmandan daha sevimli kılan bir şey daha var ki, duygularından vazgeçmemiş oluşudur onun. bilgi ağacı uğruna yaşam ağacından vazgeçen uzman kadar çilekeş değildir amatör ve bu çocuksuluk sayesindedir ki merak ettiğini öğrenirken sadece bilgi düzleminde değil, sezgi ve başka hissedişlerle de yolunu çizer.

    son olarak; uzmanlara adaletsizlik etmek aklımın ucundan bile geçmez. yıllar boyunca amatörlükten uzmanlığa terfi edebilmek için bir yığın çile çeken ve bunu başaramayan ben asla öyle bir haksızlık edemem.uzmanlaşmak konusundaki hırsım ve bir uzman olamadığım için hissettiğim kuyruk acılarım henüz tazeyken, her ne kadar şimdiden geriye baktığımda bir felaketin ucundan dönmüş olmanın neşesiyle hareket etsem de, benlik bir şey değil uzmanları eleştirmek. zaten genel olarak sevmiyorum olumsuz eleştiriyi. onlar konuşurlarken hayranlıkla dinliyorum ve bir süre sonra hayranlığımın yerini ironi alıyor. pek çok düşünce sadece uzmanlara açık olsa da, ironi amatörlerin tarafındadır.
  • ben de bir amatörüm. bizi bir araya getiremeyen şey de bu çakışma. eğer bir profesyönel olsaydım bir yolunu bulurdum. vicdan insanın elleriyle susturabileceği bir şeydir. şöyle diyebilirdim: sevgili vicdanım, işimi kolaylaştırmak ve tekamülümü gerçekleştirmek için buradasın, ama bu şekilde işleri geciktiriyorsun. bana hümketmeye kalkma sadece huzurla kucağımda uyu. ben akıllı biriyim ve profesyönelim. bu iş bittiğinde seni uykundan uyandıracak ve bir nefis muhasebesine kalkacağım. vicdansız nereye kadar yaşayabilirim. ben profesyönelim. yaşamaya dair bir maharet var bende.
    ama demedim. vicdan da işe yaramaz yeteneklerden biridir amatörlerde. işleri daima zorlaştırır acılar verir yine de gönül rahatlığıyla ben iyi biriyim diye geçirilemez içten içe.
  • para almadığı için yaratıcılığını kaybetmeyen kişi.
  • bir de "amatör insan" kavramı vardır. bu tip insanlar hayatları boyunca ufak tefek oyunları öğrenemedikleri ya da uygulamak istemedikleri için zorlukla başarılı olabilirler. genellikle yaratıcı, dikkafalı, anlaşılmaz insanlardır.
  • ersin karabulut'un 3 mayıs 2012 tarihli uykusuz'da çizmeye başladığı çizgi öykünün ismi.