şükela:  tümü | bugün
  • ameliyattan sonraki nekahat dönemine denir.
    bazı şeyler yasaktır.

    işemek,
    yürümek,
    içki içmek gibi.
  • gaz cıkarmayı basarabilen aynı odada kalan ameliyat olmuş hastaların hemşire ve diğer gorevlilere yaş pasta ısmarladığı gündür.
    sırf bunu yapabilmek için dua edenler bile vardır.
  • genel anesteziyi yemişseniz tamamen ayılmanın çok zor olduğu saatlerle başlar, tamamen iyileşildiği gün biter bu dönem. 2 gün de olur 2 yıl da.

    ayıldıktan sonra saatlerce mideye hiçbir şey girmemesi lazımdır ayrıca, zira bir yudum su bile içseniz anında kusmaya başlarsınız. şımartılma bölümü gayet şahane olsa da, sancılı, ağrılı sızılı kötü bir evredir.

    hatta derler ki, ameliyat sırasında hasta yakınları, ameliyat sonrasında hasta çeker ne çekiyorsa.
  • yattığınız yerden kalkmak için ters dönmüş hamam böceği gibi kıvranır durursunuz coğunun sonrasında. bi el atanınız olmazsa yorgunluktan bayılana kadar sürer bu durum.

    bi de gülünecek halinize gülemezsiniz, dikiş yerleriniz acır.
  • gözü her açtığında bir başka insanı görmektir.

    bir de neden televizyon açık diye soramamaktır.
  • hemen sonrası, yani "full aksesuar full aksesuar! bitti ameliyatınız" dendiği an inanılmaz bir mutluluk, rahatlama yaşanıp "hadi ya! ne çabuk! çok şükür" denirken bir kaç saat sonrası ızdıraptır.
    bende olan narkozun yarattığı mide bulantısı ve sonrasında ilaçların etkisinin azaldığı saatlerdeki sancı, dikiş yerinin acıması, gülememek, öksürememek, yatağında rahat dönememek, ayağa yalnız kalkamamak... zor yani zor.
  • başınızı bekleyen sevgiliye "hemşireyi çağır, bir ağrı kesici daha yapsın, dayanamıyorum." diye çığlıklar attığınız, sonrasında uyuşturucunun etkisinin geçmesiyle ve ameliyat yeri ağrılarının tavan yapmasıyla, "ben bunu atlatamayacağım, doktoru çağır beni geri bayıltsın." dediğiniz, uyuşturulan belden aşağınızın açılmaya başlaması ile yayılan ağrıyla birlikte hüngür hüngür ağladığınız, yatak yastık heryeri dayak delisi yaptığınız bir dönemdir.

    ben ki yıllarca hayaller kurmuştum hastanelere düşmekle, ameliyat olmakla, ölümcül bir hastalığa yakalanıp hastane odalarında ziyaretçilerimi ağırlamakla ilgili... bunlarla ilgili hayaller kurar kurar ağlardım... kendimi düşünürdüm hastane yatağında, her ayrıntısına kadar görürdüm kendimi. sonra annem gelirdi yanıma, onunla konuşurdum ölmeden önce, ağlardım... sonra babam... kardeşim... şu yengem... bu arkadaşım...
    herkes gelirdi, hepsiyle konuşmak istediğim herşeyi konuşurdum, son anlarımda onların bana söyleyebilecekleri şeyleri dinlerdim, ağlardım...
    sonra sevdiceğim gelirdi, yoktu aslında kendisi ama, vardı işte ve gelirdi ben ölmeden... konuşurduk, ağlardım...
    çok heyecanlı, duygulu ve bir o kadar da acıklıydı herşey ama ben her seferinde ölüyor olurdum ve ağlardım salya sümük...

    gerçekten ağlardım...

    hoşuma giderdi...

    taa ki gerçek ameliyat acısını yaşayana kadar!!! işte en son o zaman ağladım ama acımdan ağladım, ölmeyeyim diye... ölünecek bir durum da hiç yoktu ya gerçi... o 15 dakikalık ameliyat ve asıl sonrasındaki 3-5 saatlik zaman dilimi ve daha da sonrasındaki 1 haftalık iyileşme dönemi getirdi aklımı başıma... daha da tövbe, hastalık mı, ameliyat mı, tövbee... mümkünse sağlam bir 300-500 yıl yaşayayım ben...

    amma manyakmışım lan, beni alan iyi almış valla...

    edit:imla
  • şahsen ben bebekliğime geri döndüm. yemek içmek, işemek, gaz çıkarmak, kaka yapmak, yataktan kalkmak, yürümek, giyinmek, soyunmak hepsini sil baştan tekrar öğreniyorsunuz hemde kesiğin acısı ve çevresindeki bölgenin keskin ağrısıyla birlikte. sizde bebeklerde olan o müthiş sevimlilik ve koruma iç güdüsünü otomatik devreye sokan o büyü de yok. bu süreçte yanınızdaki kişi size çok çok değer veren, her şart altında sizi sevmeye devam edebilecek, uykusuzluğa dayanabilecek biri olmalı. benim ki ilk iki gün ki en rezil günler oluyor bunlar, altlı üstlü yaşadığımız, beni ailesine katmış olan arkadaşım diğeri de annem idi. benim ki gece yarısı girdiğim acil bi ameliyattı. eğer sizinki önceden belli planlanmış bi ameliyatsa yanınızda kalacak kişiye çok çok iyi bakın....
  • normalde çok basit olan bir ameliyatı olmam gerekti, hassas bünyeli biri olduğum için istemesem de zorunluluktan oldum. ölüm ve yaşam olguları...
    hassas, alerjik bir bünyem olduğu için en iyi özel hastane ayarlandı, ameliyat için gittk. tahliller filan derken ameliyat saati geldi çattı. gözümden hafif bir yaş süzüldü. ameliyathaneye gidince son kontroller yapıldı . doktorum bir saate gözünü açacaksın dedi ve sonrası yok. ameiyathaneye öğlen girmiştim.çıktığımda ve kendime geldiğimde hava kararmıştı. ameliyat esnasında tansiyonum defalarca düşmüş, 1 saatlik ameliyatım 4.5 saat sürmüş. odaya geldiğimde uzun süre toparlanamadım. odam çiçek bahçesi gibiydi herkes güzel dileklerini iletmiş, çiçekler yollamışlar, sevdiklerim geldi ziyarete. en yakın arkadaşımdaydı telefonumun güzel insanlar yazmışlar, aramıslar anca yeni alabildim elime telefonu, yeni hayata bakabildim.
    ölüm ve yaşam arasında ince bir çizgi var. orada bir daha gözümü açamayabilirdim. ameliyat sonrası yine ilk şey gözümden süzülen yaş oldu. hem canım yanıyordu hem olanlara anlam verememiştim. heryerden serumlar, iğneler odada sürekli seni bir yerinden tutan insanlar. en çok yaşanılan şey yaşadığımız hayatta ufak tefek veya büyük her şeye canımızı sıkabiliyoruz fakat buna değmeyecek kadar değerli bir şey var, aldığımız nefes ve sevenlerimiz.. ailem, arkadaşlarım ve yaşadığımız dünya yeniden şekillendi sanki, anlamlandı.
  • 2004 yılıydı, bir süredir safra kesesi rahatsızlığımdan ötürü ciddi ağrılar çekiyordum. bir gün gece yarısı ağrım beni duvara tırmandıracak derecede arttı ve hastaneye gittik. karaciğer enzimleri safra kesemin daha fazla dayanamayacağını bir an önce alınması için alarma geçtiğini söylediler. ben bunu duyunca ufak bir şok yaşadım, o heyecanla mide bulantısı baş gösterdi. iğneden tırsan ben yarın sabah ameliyat olacaktım. her şey rüya gibi o an. doktor bir serum bağlayalım rahatlatalım kızımızı dedi. ikinci şok serum ne la.. tüm kabuslarım gerçekleşiyordu. hatırlıyorum serum bağlandıktan sonra bir rahatlama geldi bana. korkudan eser kalmadı. sabaha karşı 4 gibi serum bitti eve döndük. korkum yok ama uyumak da gelmiyor içimden. sabaha kadar tavanı izledim annem başımda. sabah 9'da yatışım yapıldı ve bir sürü test yaptılar yine. serum bağlandı ve ben yine sakinim ama kendime de şaşıyorum o kadar sakin olmam mümkün değil. meğer hem gece hem de sabahtan sakinleştirici yapmışlar. 12'de hastamızı ameliyathaneye alıca dediler. 10 buçukta 3 tane hemşire girdi sedyeyle odaya. o an panik olduğumu hatırlıyorum. girdik ameliyathaneye sürekli soru soruyorlar. yaşın kaç, hangi okulda okuyorsun, büyüyünce ne olacaksın, kardeşin var mı, okuyor mu, mesleği ne diye. son olarak elimi ve bacaklarımı masaya sabitlediler. içlerinden biri ağzıma bir şey bağladı 10'a kadar saymanı istiyorum dedi. ben 4'ten ileri gidemedim. ameliyat sonrası uyanmakta biraz sıkıntı çektiğimi hatırlıyorum. odam ameliyathanenin hemen çıkışındaydı. annemle babam geçti kızım her şey çok güzel, hiçbir sıkıntı yok diye konuşuyorlar ama sesler bana o kadar yüksek geliyor ki anlatamam, çok rahatsızdım. tek dediğim "ne olur susun, konuşmayın, dokunmayın nolur"du. sonra bir anlık bir yanma hissettim karnımda. o an başladım yatağı tekmelemeye iki kolumdaki iğneyi de sökmüşüm. tamamen uyandığımda ameliyattan çıkalı 6 kadar olmuş, hava kararmış. üstümdeki hastane elbisesinin önü sarı bir sıvı ve kanla kaplı. ellerimi yatağa bağlamışlar. sarı sıvı kusmuğummuş, az kalsın kendi kusmuğumda boğuluyormuşum. kan lekesi de kolumdaki damar yollarını sökmem sonucu ufak bir kanama olmuş. ertesi gün tüm yaptıklarım bir bir gözümün önüne geldi. verilen narkozun etkisi geçtikçe utancım büyüdü. karnımda 4 küçük delik vardı. şu an hiç birinin izi belli değil. ama soğuk havalarda karıncalanma hissediyorum ara ara.