şükela:  tümü | bugün soru sor
3997 entry daha
  • bugün bu iğrenç ülkede iş değiştirmenin zorluklarından bahsedeceğim.

    ben hissedarı olduğum şirketi sattığım 2010 senesinden bu yana halka açık, büyükçe bir teknoloji şirketinde yöneticilik yapıyorum. sattığım şirket vasıtası ile bu kuruma geçtim ve genel müdür olarak başladıktan sonra vice president mertebesine kadar yükseldim.

    aslında her bir kaç senede bir girişimcilik yönüm bana bu şirketten ayrılıp kendi işimi kurmam, ya da küçük bir şirketin başına geçip büyütmem yönünde baskı yapıyordu. neden derseniz... büyük şirketleri sevmem. matris tarzı organizasyonlardan nefret ederim. büyük şirkette üst düzey yönetici iseniz zamanınızın %80'i iç yürütme ile alakalı işlerle doldurulur.

    bundan 2-3 sene kadar önce aslında kendi yazılım işimin de temelini attım, ama sonra bir terfi daha alınca bununla uğraşmayı etik bulmadığımdan bir yatırım ortaklığına devredip bıraktım.

    terfi dedik...

    ben türk olduğum için şirkette istisnasız herkes benden nefret ediyor. zaten işe neden deveyle gelmediğim konusundaki sorulardan da sıkıldım. geçen noel partisinde çalışanlarım toplanıp bana altın kaplama fes almış. yanında bir de tespih verdiler. ben aslında 1923'ten bu yana laik olduğumuzu anlatacaktım, ama karaoke kurmuşlar... arka planda "yallah yallah" diye arap havaları çalmaya başlayınca itiraz etmeyi bıraktım. her birlikte göbek attık.

    bu ortamda bana nasıl her bir kaç senede bir terfi verdiklerini anlayamadım. adamların hepsi beyaz amerikalı. executive committee denen oluşumda beyaz ve amerikalı olmayan tek kişi yok. aslında cio'muz var...italyan asıllı. onu aralarına daha yeni yeni kabul etmeye başlamışlar. malum 1800'lü yıllarda italyanlar sevilmezdi. bu insanlar hafta sonları birbirlerinin evide toplanıp ku klux klan partileri düzenliyorlar, ama o isim biraz sorunlu olduğundan "block party" diye geçiştiriyorlar. bence öyle yani... kanıtım yok.

    ama sonunda anladım...

    bunlar beni global vice president yaparkan gerçek planları benim nihayet başarısız olacağım bir pozisyona gelmemle ilgiliydi. büyük resmi nihayet görmüştüm. zaten ortamda arkadaşlık da olmadığından bunu rakı-balık eşliğinde kulağıma fısıldayacak kimse yoktu. baştan yoğurtlu semizotu ve atom da söylesek büyük ihtimalle dedikodu daha çabuk yayılırdı, ama yoktu işte. arkadaş diye geçinenlerin hepsi bana destek oluyordu. bu nasıl arkadaşlıktı? koca bir konferans salonuna anca sığan lider kadrom, her adımda bana yardımcı oluyor, her konuda öne atılıp sorumluluk alıyordu. zaten bunu hatırlayınca taşlar iyice yerine oturdu. acaba, dedim... bunun arkasında soros ya da rothschild aileleri mi var? not aldım ...

    benim büyük resmi görmem işten iyice sıkılmamla aynı döneme denk geldi... öyle sıkılmıştım ki işimden, zamanımın yarısını avrupa'da, türkiye'de filan geçiriyordum. avantaj diye sundukları şeye bak... nereden istersen çalışabiliyorsun. bu da benim performansımı düşürmek için bir plandı bence.

    nihayet 2018 senesini şirket içindeki en tepe büyüme oranları ile kapattıktan sonra bizim ceo'ya açıldım.

    dedim ki...

    beyazsın.

    sonra sordum... "aç şu haritayı, bana sivas'ı göster..."

    gösteremedi tabii, cahil.

    halbuki ben ohio'daki athens'i hemen bulurum. yunan olanı bile değil... niye? ohio state üniversitesi filan var orada... ne olmuş peki? 1969 senesinde led zeppelin çalmış orada... yani 1969'da led zeppelin'in ohio gibi köy bir eyaletin athens gibi bir öğrenci kasabasında konser vermesi neyi ifade ediyor anlamadım ki? bizde de sivas var... hem ceo haritadan bulamadı. demek ki ben daha zekiyim.

    neyse, harita konusunu kapattıktan sonra ben açıldım...

    "ben sıkıldım... ikimizi de üzmeyecek koşullarda ayrılmak istiyorum."

    sen misin bunu diyen.

    beraber yemeğe çıktık... ben yemeğime zehir katılmış olabileceğini düşündüğümden önce garsona yedirdim iki çatal. maazallah, bir de zehirlenip acile gidersem fatura 18 milyon dolar. sonuçta abd burası. zehir yokmuş. bunlar hep güvenimi kazanmak için yapılan numaralar. sonra hemen ceo'ya beş bin link'ten oluşan "kötü abd" dosyamı gösterdim ve dedim ki... "beni zehirlemedin bugün, ama bak birmingham/alabama'da işsiz güçsüz evde oturup crack kullanan zencilerden hiç biri ceo yapılmamış - ırkçısınız ırkçı!" diye yüzüne vurdum bu çarpıcı istatistiği. sonra yemeğe başladık.

    bir kaç hafta sonra bir türkiye gezim sırasında telefon geldi. belli koşullar dahilinde, şirket ayrılık konusunda anlayışlı davranacaktı.

    tamam, dedim. dönünce konuşuruz.

    konuştuk ve ben istediklerimi listeledim:

    istediğim her şirkette ve her pozisyonda çalışabilecektim. kısıtlama yoktu. şirket tarafından geliştirilen ya da sahip olunan entelektüel sırlar dışında bir sır kısıtlaması yoktu. bir sene süre ile şirketten kimseyi aktif olarak başka şirkete çekmemeyi kabul edecktim. bütün hisse senetlerim zamana yayılmış hibe planları doğrultusunda gelişmeye devam edecekler ve benden geri alınmayacaklardı. 2018 senesindeki performansıma dayalı toplu ikramiye planlandığı gibi aynen ödenecekti. 2019 senesi boyunca sanki hala şirkette çalışıyormuş gibi kesintisiz maaşımı da alacaktım. başka işe başlasam da bu maaş kesilmeyecekti. telefonla arayıp soran olursa "çift taraflı anlaşmalı ayrılık" gerekçesi sunulacaktı. sigortam durdurulacaktı (sevmiyordum) ve bir senelik sigortanın şirket destekli kısmı bir defada şahsıma ödenecekti. kullanmadığım bütün tatiller şahsıma ödenecekti, vs. şirkette kullandığım cep telefonu numaram şahsıma geçeecekti. ev ofisimdeki envai çeşit şirket teknolojisi şahsıma bırakılacaktı.

    bu koşullar üzerinde anlaşma sağladık.

    gördüğünüz gibi beyaz amerikalılar türk olduğum için bana bu inanılmaz berbat koşulları dayattılar.

    çaresiz kabul ettim. ama bu mondros'un lozan'ı da olacaktı elbet. hele arkadaşlarımla bir buluşayım... maneviyatımı devreye sokayım. ben gösteririm size... diye düşündüm.

    ben uzun süredir ayrılık planları yaptığımdan a, b, c ve d planlarım zaten hazırdı. ben radikal bir karar verip b, c ve d planlarını çöpe attım. a planını uygulayamıyorsan hiç yaşama daha iyi... öyle değil mi? aslında öyle değil. toplu intihara davetiye çıkarmıyorum.

    ünlü yazar bill bryson'ın dediği gibi... "new hampshire'ın eyalet plakasında 'özgür yaşayamıyorsan öl' yazıyor... bence bu 'özgür yaşayamıyorsan somurt' olarak değiştirilmeli..."

    benimki de o hesap... a planı tutmuyorsa somurt.

    ama benim a planı tuttu.

    yıllardır abd'de çok geniş bir tanıdık ağı kurdum. bunlar arkadaş değil... olamaz zaten, çünkü birlikte rakı içip çanakkale savaşındaki evliyaları, ya da sümerbank'taki pazen fiyatlarını konuşamıyoruz. peki ya ersun yanal? atıf şeyşu? bunları konuşamadığım insanlara arkadaş demem. bunlar tanıdık.

    bu tanıdıklardan biri şirket sahibi... ama adamın basireti kapalı... bür türlü büyüyemiyorlar. senelik 100 milyon dolar civarında takılıp kalmışlar yıllardır.

    benim a planıma göre bir sonraki şirketim için belli kriterler vardı:

    çok büyük olmayacak... senelik 100 milyon dolar ya da altı... ama çok küçük de olmayacak... 30 milyon dolar ya da üstü. sağlam bir temeli olacak. hem kültürel, hem de genetik. sorunlu olacak... böyle kafası çok iyi çalışan ama huysuz ve salak bir ergen gibi. bana güvenip dizginleri verecek. sanki bir yatırım bankası gibi çalışmama göz yumacak. zor kararların arkasında duracak, yapılması gerekenleri ertelemeyecek. üç sene içinde filan satılmayı isteyecek... bana da satıştan ortaklık payı verecek.

    liste bu.

    bu amerikalı ve beyeaz adamla (uğursuz!) yemek yedim... adam bana dedi ki... "whokares... ben seni isterim... ama sen bizi istemeden önce git, şirketin ceo'su dahil şu altı kişiyle konuş... istediğin her zor soruyu sor. benim talimatımla sana 100% açık olacaklar... iyiyi, kötüyü öğren... sonra konuşalım."

    neyse...

    bunları yaptım.

    dün yine konuştuk.

    bana "president & chief strategy officer" şeysini uygun gördüler... ama türk kültüründe bunlar anlam ifade etmez. bizde gmy daha geçerlidir :) gm bile değil. gmy. arkadaşlarla buluşunca portekizli futbolcu adı gibi presidentandchiefstrategyofficer demek yerine gmy desem, sonra da atoma yumulsam daha iyi bence.

    kaldı son detaylar.

    satıştan yüzde kaç kar payı alacağım? senelik gelir? bunların hepsi masada şu anda. anlaşacağız gibi duruyor. ama ben mayıs'tan önce başlamak istemiyorum. biraz tatil lazım.

    yukarıdakileri ibretle okuyun.

    burası zor.

    türkiye'de kpss kasıp haftada 2-3 gün arkadaşlarla maneviyat yapmak daha güzel.

    şimdi gidip abd'nin berbat sağlık sistemi yüzünden tanesi 500 dolara giden aspirinlerden birini alıp alttan ısıtmalı, güneş enerjili ama tabii ki de yalıtımsız evimde üşümemek için battaniyelere sarılmam lazım. o battaniyeyi de canım anam getirdiydi köyden. içine de bir kavanoz tarhana sardıydı. anam ya. bu doğru bu arada... gerçek hikaye!

    sizi büyük resim için aktif nasa görevlerine davet ediyor ve bu lanet olası ülkenin ırkçı ağaçları arasında köpeğimi yürütmek için ormana gidiyorum.
  • hayaller sevgili w, gerçekler new jersey paterson.
17 entry daha